Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

Fırsatçılığın Bedeli: Bir Berberden Başlayan Hesaplaşma Tüm Piyasaya Yayılmalı

04.05.2026 20:21
Haber Detay Image

İstanbul’da yaşanan ve kısa sürede sosyal medyada gündem olan bir olay, aslında uzun süredir toplumun içten içe biriktirdiği öfkenin dışa vurumu oldu. Brezilyalı bir turistin, sıradan bir tıraş için 400 lira yerine 7000 lira ödemek zorunda bırakılması, ardından bu durumu belgeleyip paylaşması ve sonrasında yaşananlar, sadece bir “berber vakası” olarak görülmemeli. Bu olay, Türkiye’de bazı işletmelerin ne denli pervasızlaştığını, etik sınırları nasıl yok saydığını ve fırsatçılığın geldiği noktayı gözler önüne seren çarpıcı bir örnektir.

Olayın devamı daha da ibretliktir. Tepkiler çığ gibi büyüyünce berberin turistle iletişime geçip “paranızı iade edelim, videoyu kaldırın” teklifinde bulunması, aslında yapılanın bilinçli bir suistimal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yani burada bir yanlış anlaşılma, bir iletişim kazası ya da masum bir hata yoktur. Aksine, planlı bir şekilde “nasıl olsa turisttir” mantığıyla yapılan açık bir dolandırıcılık söz konusudur. Turistin parası iade edilmiştir edilmesine ama mesele sadece para iadesiyle kapanacak kadar basit değildir. Nitekim Ticaret Bakanlığı da bu noktada doğru bir refleks göstererek söz konusu işletmeyi mühürlemiş ve gerekli yaptırımı uygulamıştır.

Açık konuşmak gerekirse, bu ceza yerindedir ve hatta geç bile kalınmış bir adımdır. Çünkü bu ülkede yıllardır vatandaşın cebine göz diken, her fırsatı kazanca çevirmeye çalışan, en küçük kriz ortamını bile “zam fırsatı” olarak gören bir zihniyet palazlanmıştır. Bu zihniyet sadece berberlerde değil; marketlerde, kasaplarda, manavlarda, restoranlarda, akaryakıt istasyonlarında, hatta temel ihtiyaç ürünleri satan birçok işletmede kendini göstermektedir. Bugün bir berber mühürlenmişse, bu sadece buzdağının görünen kısmıdır.

Asıl mesele, bu tür fırsatçılığın sistematik hale gelmiş olmasıdır. Vatandaş artık bir ürün alırken, bir hizmet kullanırken “acaba kazıklanıyor muyum?” endişesi taşıyorsa, burada ciddi bir güven sorunu var demektir. Güvenin olmadığı bir piyasada ise ne ticaret sağlıklı yürür ne de ekonomik denge korunur. Serbest piyasa demek, başıboşluk demek değildir. Serbest piyasa, kurallarla, denetimle ve ahlaki sınırlarla birlikte anlam kazanır.

Özellikle gıda sektöründe yaşanan fiyat artışları, bu sorunun ne kadar derinleştiğini göstermektedir. Tarlada 5 liraya çıkan bir ürünün tezgahta 30-40 liraya satılması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Aradaki fark sadece maliyetlerle açıklanamayacak kadar büyüktür. Nakliye, depolama, işçilik elbette vardır ama bu kadar uçurum kabul edilebilir değildir. Bu noktada “enflasyon var” bahanesi, çoğu zaman fırsatçılığın kılıfı haline getirilmiştir.

Et ve et ürünleri ise başlı başına bir kriz alanıdır. Vatandaşın temel protein ihtiyacını karşılaması her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Fiyatlar sürekli artarken kalite düşmekte, denetim eksikliği ise ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı durum süt ve süt ürünlerinde, bakliyatta, hatta ekmek gibi en temel gıda maddelerinde bile kendini göstermektedir. Bir ülkede vatandaş temel gıdaya ulaşmakta zorlanıyorsa, orada ciddi bir ekonomik ve sosyal alarm durumu var demektir.

Bu noktada Ticaret Bakanlığı’na düşen görev çok daha büyüktür. Bir berberi mühürlemek önemli bir adımdır ama yeterli değildir. Aynı kararlılık ve ciddiyet, piyasadaki tüm fırsatçılara karşı gösterilmelidir. Denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmeli ve en önemlisi bu işin sürekliliği sağlanmalıdır. Çünkü bir gün denetim yapıp ertesi gün geri çekilmek, fırsatçıların iştahını kabartmaktan başka bir işe yaramaz.

Ayrıca bu süreçte sadece cezai yaptırımlar değil, şeffaflık da büyük önem taşımaktadır. Hangi işletmenin ne tür bir ihlal yaptığı, nasıl bir ceza aldığı kamuoyuyla açık bir şekilde paylaşılmalıdır. Bu hem vatandaşın bilinçlenmesini sağlar hem de diğer işletmelere güçlü bir mesaj verir. “Yaparsan bedelini ödersin” anlayışı ancak bu şekilde yerleşir.

Unutulmamalıdır ki ticaret sadece para kazanma aracı değildir; aynı zamanda bir güven ilişkisidir. Esnaf dediğimiz kavram, geçmişte sadece mal satan değil, aynı zamanda mahallede güven duyulan, sözüne itibar edilen kişilerdi. Bugün ise bazıları için müşteri sadece “kandırılacak bir hedef” haline gelmiş durumda. Bu dönüşüm, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşün de göstergesidir.

Devletin görevi bu çöküşe seyirci kalmak değil, müdahale etmektir. Nasıl ki o berber yaptığı yanlışı ödemek zorunda kaldıysa, vatandaşın sırtından haksız kazanç sağlayan tüm işletmeler de aynı akıbeti yaşamalıdır. Gerekirse mühürlenmeli, gerekirse ağır para cezaları uygulanmalı, hatta tekrar eden durumlarda daha sert yaptırımlar devreye sokulmalıdır.

Çünkü mesele sadece bir turistin mağduriyeti değildir. Mesele, bu ülkenin kendi vatandaşının her gün maruz kaldığı sistematik bir sömürüdür. İnsanlar artık alışveriş yaparken etiketlere güvenemiyor, fiyatların neye göre belirlendiğini anlayamıyor, her gün değişen rakamlar karşısında çaresiz kalıyor. Bu tablo sürdürülebilir değildir.

Sonuç olarak İstanbul’daki berber olayı bir milat olmalıdır. Bu olay, fırsatçılığa karşı başlatılacak geniş çaplı bir mücadelenin başlangıcı haline getirilmelidir. Sadece göstermelik birkaç ceza ile değil, köklü ve kararlı adımlarla bu sorun çözülmelidir. Aksi halde bugün bir berber, yarın bir market, ertesi gün başka bir sektör aynı şekilde vatandaşın cebine uzanmaya devam edecektir.

Artık yeter. Bu ülkenin insanı sahipsiz değildir. Devlet, vatandaşını korumakla yükümlüdür ve bu yükümlülük sadece sözle değil, icraatla yerine getirilmelidir. Fırsatçılığa göz yumuldukça adalet duygusu zedelenir, güven kaybolur ve toplumun temelleri sarsılır. Ama kararlı bir duruş sergilenirse, hem piyasa dengelenir hem de herkes haddini bilir.

Bir berberle başlayan bu hesaplaşma, umarım tüm fırsatçılara uzanan büyük bir temizlik hareketine dönüşür. Çünkü bu ülke, dürüst esnafın da, hakkıyla çalışan işletmelerin de hakkını korumak zorundadır. Ve en önemlisi, vatandaşın alın terini kimsenin insafına bırakmamak zorundadır.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları