Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Pusula inşa etmek

26.06.2026 18:52
Haber Detay Image

Gelişim psikolojisinin en köklü alanlarından biri ebeveynlik tutumları. Ve bu konuda yıllardır süregelen pek çok araştırma, hayatın içinden bir gözlemi bilimsel bir gerçeğe dönüştürüyor: En iyi huylu çocuklar, şaşırtıcı derecede az katı kuralın ve sert cezaların olduğu evlerden geliyor.

Kulağa ters gelebilir. “Nasıl yani, kural yoksa çocuk şımarıp sırnaşık olmaz mı?” diye düşünebilirsiniz. Ama işin püf noktası şu: Bu evlerde kural yok demek değil, katı ve ceza odaklı kural yok demek. Duyarlılık var, açıklama var, rehberlik var. Korku yok. Bu ayrımı anlamak için, 1960’larda psikolog Diana Baumrind’in başlattığı ve sonra Maccoby ile Martin’in geliştirdiği ebeveynlik stilleri modeline bakmamız yeterli. Model, iki temel ölçüt üzerinde yükseliyor: Duyarlılık (sevgi, ilgi, çocuğun perspektifine saygı) ve Talepkarlık (sınırlar, kurallar, olgunluk beklentisi). Bu iki eksenin kesişimi dört farklı tablo çiziyor karşımıza.

Ancak Türkiye’de bu konu tartışılırken sürekli bir kafa karışıklığı yaşanıyor: Otoriter ile yetkin (Demokratik) ebeveynlik birbirine karıştırılıyor. Oysa aralarında uçurum var. Yetkin ve demokratik ebeveynlik, yüksek duyarlılıkla yüksek talepkarlığı birleştirir. Kurallar vardır ama bu kuralların ardındaki mantık çocukla paylaşılır. “Oyuncağı fırlatma çünkü kırılabilir ya da arkadaşına zarar verebilir” denir. Bu, tümevarımsal disiplindir; empatiyi geliştirir, ahlakı dışarıdan dayatma değil içeriden benimsetir.

Aynı zamanda sınırlar içinde özerklik sunulur: “Karda palto giymek zorundasın ama kırmızı olanı mı mavi olanı mı istersin?” Bu küçük seçenekler, çocuğun temel psikolojik ihtiyacı olan özerklik duygusunu besler. Ceza yerine doğal sonuçlar devreye girer. Çamaşırını kirli sepetine atmayan genç, hafta sonu temiz kıyafet bulamayacağını deneyimleyerek öğrenir. Ebeveyn burada öfkeli bir cezalandırıcı değil, empatik bir rehberdir. Bu evlerde büyüyen çocuklar daha mutlu, daha bağımsız, öz saygısı yüksek ve sosyal becerileri güçlü olur. Ruh sağlığı sorunlarıyla karşılaşma ihtimalleri minimumdur.

Peki ya otoriter ve baskıcı ebeveynlik? Düşük duyarlılık, yüksek talepkarlık. “Disiplinli sanılan ama aslında katı olan” bu modelde sevgi ve sıcaklık düşüktür. “Çünkü ben öyle söyledim” en bilinen cümledir. Seçenek yoktur, hata payı yoktur, olumlu pekiştirme yoktur; sert cezalar vardır. Kısa vadede mutlak itaat sağlar, evet. Ama çocuk yalnızca izlendiğinde iyi davranır. Motivasyon tamamen dışsaldır, ceza korkusuna dayanır. Sonuçta karşımıza mutsuz, kaygılı, öz saygısı düşük ve otorite ortadan kalktığında kural çiğnemeye en eğilimli bireyler çıkar.

Diğer iki modeli de kısaca hatırlatayım: Hoşgörülü ebeveynlik (yüksek duyarlılık, düşük talepkarlık) bol sevgi ama sınırsızlık sunar. O çocuklar da öz denetimden yoksun büyür, kurallara uymakta zorlanır. İhmalkâr ebeveynlik ise (düşük duyarlılık, düşük talepkarlık) hem sevginin hem kuralın olmadığı en riskli alandır. Bu çocuklarda ergenlikte suça eğilim ve bağımlılık riskleri çok yüksektir.

Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına. Hiçbirimiz laboratuvarda steril bir ortamda çocuk büyütmüyoruz. Yorgun olduğumuz, stresli olduğumuz günlerde otoriterleşebiliriz. Sonra suçluluk duyup hoşgörülü tarafa kayabiliriz. Bu normal.

Ayrıca ebeveynlik tek yönlü değildir. Çocuğun doğuştan getirdiği mizaç da bizi şekillendirir. Uyumlu bir çocuk, ebeveynini demokratik çizgiye çekerken; dürtüsel ve zor bir çocuk, sabrımızı zorlayarak bizi katı sınırlara itebilir. Kültürel kodlar, ekonomik durum, çevresel faktörler de bu denklemin büyük parçalarıdır.

Latince “disciplina” kelimesinin baskı ya da kontrol anlamına gelmediğini, “öğretim”, “bilgi” anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Disiplini bir ceza mekanizması değil de bir rehberlik, bir öğretme yöntemi olarak gören ebeveynler, çocuklarına hayatın en büyük hediyesini verirler: Kimse bakmadığında bile doğruyu seçebilen, duygusal zekâsı yüksek ve kendi içsel pusulasına sahip özgür bireyler.

Korku ile rehberlik arasında yapacağınız tercih, aslında çocuğunuzun iç sesini inşa ediyor. O iç ses bir gardiyan mı olacak, yoksa bir yol arkadaşı mı? Tercih sizin.

Yazarın Tüm Yazıları