Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Kamusal Nispet mi?

22.06.2026 16:47
Haber Detay Image

Kişisel hayat, geleneksel anlamda mahrem bir alandır.

İnsanın kendi karanlığıyla yüzleştiği, kırıklarını sessizce topladığı, dış dünyanın gürültüsünden uzak bir sığınaktır…

Fakat dijital çağ, bu mahrem pratiğini alıp sosyal medyanın kalabalık meydanına taşıdı.

Üstelik oldukça ilginç bir dönüşümle.

Bugün sosyal medyada “farkındalık”, “iyileşme” ve “kişisel gelişim” etiketiyle paylaşılan pek çok içerik, ilk bakışta kişinin kendini bulma yolculuğunun bir parçası gibi görünür. Oysa perde arkasında çoğu zaman çok daha farklı bir motivasyon çalışır: Belirli bir kişiye gönderilmiş, süslü ambalajlara sarılmış pasif-agresif mesajlar.

Buna uzun psikolojik tanımlar üretmeye gerek yok. Adını koyalım: Çatlatma terapisi ya da kamusal nispet yapmanın aşındıran kolaylığı diyebiliriz. Lüks bir kafede çekilmiş fotoğrafın altına iliştirilen “Beni öldürmeyen şey güçlendirir” sözü ya da “Hayatımdaki tüm toksik insanları çıkardım, artık çok huzurluyum” paylaşımı çoğu zaman yalnızca bir duygu ifadesi değildir. Bu mesajların görünmez bir alıcısı vardır.

Hikâyeyi kimlerin izlediğini kontrol eden, belirli bir ismi arayan gözler bunun kanıtıdır. Amaç her zaman iyileşmek değil; bazen eski sevgiliye, kırgın olunan dosta ya da aile içindeki bir rakibe şu mesajı vermektir:

“Bana zarar veremedin. Bak, hâlâ ayaktayım.”

Ne var ki burada ciddi bir paradoks saklıdır. Çünkü gerçekten kapanmış yaralar sürekli sergilenme ihtiyacı duymaz. İnsan, geride bıraktığı bir hikâyenin seyircisini yoklamaz. Birine hâlâ bir şey kanıtlama ihtiyacı hissediyorsa, o bağın bütünüyle kopmadığını da farkında olmadan ilan etmiş olur.

Sosyal medyada sık rastlanan bir başka çelişki de budur: Bir duygu, bir ilişki ya da bir yaşam tarzı ne kadar yoğun biçimde vitrine çıkarılıyorsa, çoğu zaman onun eksikliğiyle verilen mücadele de o kadar büyüktür. Sürekli mutluluğunu duyurma ihtiyacı hisseden kişi her zaman mutlu değildir; sürekli özgürlüğünü ilan eden kişi her zaman özgür değildir; sürekli iyileştiğini anlatan kişi de çoğu zaman hâlâ yaralıdır.

Böylece sosyal medya, modern insanın duygusal mahkemesine dönüşür. Her paylaşım bir savunma dilekçesi, her hikâye bir tanık ifadesi, her fotoğraf ise görünmez bir jüriye sunulan delil hâline gelir. İnsanlar yaralarını sarmaktan çok, yara bandının ne kadar şık göründüğünü göstermekle meşgul olur.

Oysa psikolojik açıdan gerçek iyileşme, seyirciye ihtiyaç duymaz. Şifa; birilerine bir şey ispat etmekten vazgeçtiğimiz anda başlar. Çünkü başkasının gözünde güçlü görünmeye çalışmak ile gerçekten güçlenmek aynı şey değildir.

Karşı tarafı “çatlatmak” için kurulan bu dijital sahne, çoğu zaman hedef alınan kişiden çok oyuncunun kendisini yorar. Zira insan, zihninde yaşamaya devam eden kişilere hitap ettikçe onlardan özgürleşemez. Her paylaşım, görünmez bağın hâlâ sürdüğünü yeniden hatırlatır.

Günün sonunda hakiki katarsis; daha etkileyici bir hikâye paylaşmakta değil, artık hikâyeyi paylaşma ihtiyacı duymamaktadır. Ekranı kapatabilmekte, seyirciyi evine gönderebilmekte ve acıyla baş başa kalabilmektedir.

Çünkü bazı yaralar alkışla değil, sessizlikle iyileşir.

Yazarın Tüm Yazıları