Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Nefret de Bir Sevgi Biçimi

19.05.2026 00:18
Haber Detay Image

Bir gün birini yere göğe sığdıramıyoruz, ertesi gün aynı kişiden nefret ettiğimizi söylüyoruz. Sosyal medyada bunun örneklerini her gün görüyoruz. Dün “canım kardeşim” dediğine bugün hakaret edenler, bir siyasi lidere neredeyse taparcasına bağlanıp sonra onu “hain” ilan edenler, ayrıldığı sevgilisini bir anda düşmana çevirenler…

Peki bu gerçekten bir çelişki mi? Belki de değil.

Çünkü Erich Fromm’a göre sevgiyle nefret sandığımız kadar uzak şeyler değil. Hatta bazen aynı duygunun iki farklı yüzü gibiler.

Biz sevgiyi genelde “doğru insanı bulmak” sanıyoruz. Sanki mesele doğru kişiye rastlamakmış gibi. Oysa Fromm’un derdi bambaşka. Ona göre mesele kimi sevdiğimiz değil, sevebilmeyi bilip bilmediğimiz.

Zaten Sevme Sanatı tam da bunun üzerine kurulu. Fromm çok basit ama rahatsız edici bir soru soruyor: Sevgi bir duygu mu, yoksa bir yetenek mi?

Ve cevabı net: Sevgi bir sanattır. Yani emek ister. Bilgi ister. Disiplin ister.

Bizse çoğu zaman sevgiyi yalnızca yoğun bir duygu sanıyoruz. “Onsuz yaşayamam” dediğimiz anda aşkın zirvesine çıktığımızı düşünüyoruz. Oysa Fromm’a göre tam da burada tehlikeli bir şey başlıyor.

Çünkü insanların büyük kısmı sevgi değil, bağımlılık yaşıyor.

Birini sevmekle ona tutunmayı karıştırıyoruz. “Sensiz yapamam” cümlesini romantik buluyoruz ama belki de bu cümle sevginin değil, korkunun cümlesi. Yalnız kalma korkusunun.

Fromm buna “simbiyotik ilişki” diyor. Yani iki insanın birbirini gerçekten görmek yerine birbirine yapışması. Birinin diğerini sahiplenmesi. Onu kendi uzantısına çevirmesi.

İşte nefret çoğu zaman tam burada doğuyor. Çünkü sahip olduğumuzu düşündüğümüz şey elimizden kayınca, sevgi bir anda öfkeye dönüşebiliyor. Dün “hayatım” dediğimiz insan bugün “mahvolsun” dediğimiz kişiye dönüşüyor.

Aslında bu çok tanıdık bir şey.

Bir futbol takımını düşünün. İnsan bazen takımını sevmekten çok rakibinden nefret ederek bağlanıyor oyuna.

Siyasette de öyle değil mi? Kendi tarafımıza duyduğumuz sevgiyi, çoğu zaman karşı tarafa duyduğumuz öfkeyle ölçüyoruz.

Sosyal medyada da aynı durum var. İnsanlar artık bir şeyi ya taparcasına seviyor ya da yok etmek istercesine nefret ediyor. Arası yok.

Fromm’un önemli tarafı şu: O, nefreti insanın doğuştan gelen karanlık bir içgüdüsü gibi görmüyor. İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı kitabında şunu söylüyor aslında: İnsan sevemediğinde yıkıcılaşıyor. Yani nefret çoğu zaman boşluktan çıkıyor. İçeride kurulamayan bağın çürümesinden. Bu yüzden bir şeye saplantılı biçimde nefret duyan insanlar aslında çoğu zaman ona sandığımızdan daha bağlı oluyorlar. Çünkü nefret de bir bağ kurma biçimi.

Kayıtsız olduğumuz şeye nefret duymayız zaten. Birini gerçekten hayatımızdan çıkardıysak, çoğu zaman artık ondan nefret etmeyiz. Çünkü bağ kopmuştur. Nefret hâlâ içeride bir bağ kaldığını gösterir.

Belki de bu yüzden Fromm’un en sarsıcı fikri şu: Nefretin karşıtı sevgi değil, kayıtsızlıktır.

Düşününce çok doğru geliyor insana. Çünkü sevgi de nefret de insanı canlı tutan yoğun duygular. İkisi de bizi bir şeye bağlar. İkisi de bizi harekete geçirir. Kayıtsızlık ise hiçbir şey hissetmemektir. Belki asıl tehlikeli olan da budur.

Bugün insanlar birbirinden çok nefret ediyor olabilir. Ama belki daha büyük sorun, hiçbir şeye gerçekten ilgi duymamalarıdır. Her şeyin hızla tüketildiği bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar ilişkileri de fikirleri de birbirlerini de birkaç saniyede harcıyor.

Fromm’un sevgi tarifini bu yüzden önemli buluyorum.

Ona göre sevgi, birinin yaşamasını ve gelişmesini istemektir. Sevdiğin şey için emek vermektir. İlgi göstermektir. Ve galiba nefret de bazen bunun yaralanmış hâli. Bir zamanlar çok değer verdiğimiz bir şeyin bizde bıraktığı yaranın kararması.

O yüzden insan bazen nefretine dikkatle bakmalı. Çünkü orada çoğu zaman geçmişten kalmış bir sevginin izi vardır.

Yazarın Tüm Yazıları