Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu
Fatma Ece Gödeoğlu
Yazarın Profili
29.09.2026 19:25

Gözyaşının Karşısındaki Boş Bakış

Haber Detay Image

Ağlayan bir insan, etrafındakilere sessiz ama acil bir çağrı gönderir. İçimizde bir şey kıpırdar; görünmeyen bir yankı, ortak bir sızı ve "ben de buradayım" diyen ilkel bir bağ uyanır. Peki ya o yankı hiç gelmezse? Ya karşımızdaki gözyaşını tüm netliğiyle kayda geçmesine rağmen, ruhunda kımıldayan tek bir yaprak bile oynamazsa?

Narsisist, karşısındakinin acısını okuma konusunda kusursuz birer uzmandır. Kaşın çatılması, sesin titremesi, çenenin gerilmesi... Hepsi kusursuz bir veri tabanına işlenir. Ancak bu gelişmiş kayıt cihazı çalışırken, içerideki hoparlör tamamen sessizdir. Ne söylendiğini kusursuz anlar; ama ne hissedildiğini zerre duymaz. Bu durum kötü niyetli bilinçli bir tercihten ziyade, derinlerde yatan sinirsel ve yapısal bir kopukluğun ürünüdür.

İki Tür Empati, Tek Bir Eksik

Psikoloji bilimi empatiyi iki temel sütuna ayırır: Karşınızdakinin ne hissettiğini zekâyla kavrama yeteneği olan bilişsel empati ve o acıyı kendi iç uzuvlarınızda duyumsama hali olan duygusal empati.

Narsisistik kişilik örüntüsüne sahip bireylerde ilk parça fazlasıyla sağlamdır. Yüz ifadelerini, ses tonundaki değişimleri ve beden dilini cerrahi bir hassasiyetle çözerler. Ancak ikinci parça, yani duygusal rezonans alanı büyük ölçüde körelmiştir ya da kalın bir duvarla kapatılmıştır. Ağlayan bir insan gördüklerinde ortada bir kriz olduğunu bilirler, fakat bu bilgi içeride bir şefkat dalgasına dönüşmez. Gözyaşının damladığı yeri görürler, fakat o damlanın ruh üzerindeki ağırlığını asla hissetmezler.

Beyindeki Sessiz Oda

Bu kopukluğun omurgası soyut teorilerden ibaret değildir; beynin mimarisinde somut izleri vardır. Nörolojik görüntüleme çalışmaları, sağlıklı bir birey korkulu ya da üzgün bir yüz ifadesiyle karşılaştığında beynin ön insula bölgesinin hızla aktive olduğunu kanıtlıyor. Bu bölge, başkasının acısını "kapmanın" ve duygusal bulaşmanın merkezidir.

Yüksek narsisistik özellikler taşıyan bireylerde ise bu bölgedeki aktivasyon çarpıcı biçte sönüktür. Daha da vahimi, klinik tanısı bulunan hastalar üzerinde yapılan araştırmalar, sol ön insula bölgesindeki gri madde hacminin sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı ölçüde az olduğunu gösteriyor. Charité Üniversitesi'nden Dr. Stefan Röpke’nin ekibinin özetlediği gibi: "Narsisizm hastalarında empati miktarı, insular bölgedeki gri madde hacmiyle doğrudan ilişkili ve bu hastalarda tam da bu alanda yapısal bir eksiklik var."

Kısacası, narsisist acıyı çeken insanı görür; ancak beynindeki şefkat devresi fiziksel olarak kapalıdır.

Gözyaşının Narsisist İçin Anlamı

İçeriden herhangi bir duygusal yankı gelmediğinde, karşısındakinin gözyaşı masum bir duygu ifadesi olmaktan çıkar. Narsisist için gözyaşı bir bilgi değil, doğrudan bir taleptir.

Eğer o talep kendi konforunu bozuyorsa — ki genellikle bozar — verilen tepki anında tahriş, küçümseme veya soğuk bir öfke olur. Çünkü ağlayan insan, narsisistin en zayıf, en korunaklı zırhına, yani "kusursuzluk" inancına dokunmuştur. Karşısındakinin acısı, dikkat merkezini hak ettiği yerden çalarak başka birine verir. Narsisist bunu bir empati daveti değil, doğrudan bir saldırı olarak kodlar:

"Çok abartıyorsun."

"Beni suçlu hissettirmeye çalışıyorsun."

"Neden her şeyi bu kadar dramatikleştiriyorsun?"

Bu cümleler, acının anlaşılamamasından değil, bir tehdit olarak algılanmasından doğar. Acı, narsisistin mükemmeliyetçi kurgusunu çatlatır; o çatlaktan sızacak olan şey ise yüzleşmekten en çok korktuğu derin utançtır.

Performans Olarak Şefkat

Tüm bunlar, narsisistin hayatı boyunca hiç şefkat gösteremeyeceği anlamına gelmez. Aksine, zaman zaman bunu kusursuz bir ustalıkla icra edebilirler.

Tam zamanında uzatılan bir mendil, en doğru tonda söylenmiş "Geçecek" tesellisi, kaygılı bir bakış... Doğru kelimeler, doğru jestler, kusursuz zamanlama. Ancak bu, derinden hissedilen organik bir yankı değil; sosyal olarak ezberlenmiş, statüyü korumaya veya karşı tarafı kontrol altında tutmaya yarayan performatif bir empatidir.

Gerçek şefkat kendiliğinden filizlenir; performans ise tamamen hesaplıdır. Aralarındaki gerçeği ifşa eden an, gözyaşı dindiğinde başlar: Performansın ömrü, narsisistin o anki çıkarının bittiği yere kadardır.

Boş Bakışın Ağırlığı

Bir ilişkideki en yıkıcı deneyim öfke fırtınaları değil, o sessiz, donuk boşluktur. Karşınızdaki insan hıçkırarak ağlarken yüzünün adeta erimesini, göz bebeklerinin camlaşmasını ve odayı dolduran o buz gibi sessizliği izlemek...

Bu boşluk "görmüyorum" demek değildir. Bilakis, "Görüyorum, ama bu benim problemim değil" demektir. Hatta bazen daha da acımasızı: "Görüyorum ve bu beni sadece rahatsız ediyor."

Gözlerin bu şekilde boşalması bir karakter tercihi gibi görünse de, aslında ruhun çökmesini engelleyen ilkel bir savunma mekanizmasıdır.

Anlamak, Affetmek Değildir

Bütün bu mekanizmaları çözümlemek, narsisisti haklı çıkarmak ya da aklamak için değildir.

Gözyaşınızı görüp de içinde tek bir telin dahi oynamayan o insan; belki geçmişteki ağır travmaları yüzünden, belki insula bölgesindeki o küçük gri madde eksikliği yüzünden, belki de çocukluğunda kendi gözyaşları hiç duyulmadığı için bu haldedir.

Ama bunların hiçbirisi gerçeği değiştirmez: Sizin döktüğünüz gözyaşı gerçekti. Ve ne yazık ki karşılıksız kaldı.

Neden o boşluğun var olduğunu anlamak, zihinsel bir aydınlanmadır. Ancak affetmek tamamen başka bir iradenin meselesidir. Ve kimse size affetmek zorunda olduğunuzu söyleyemez.

Yazarın Yazıları