Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu
Fatma Ece Gödeoğlu
Yazarın Profili
19.10.2026 22:43

Dijitalde Mükemmel Annelik

Haber Detay Image

Sosyal medya akışınızda gezinirken hiç kendinizi başkasının hayatına bakıp derin bir nefes alırken buldunuz mu? Özellikle de ebeveynseniz… Kusursuz dekore edilmiş evler, sürekli tebessüm eden çocuklar, dünyanın dört bir yanını gezen “dijital anneler” ve onların ekranın arkasından bizlere sunduğu o pürüzsüz hayatlar.

Peki, ekranı kapattığımızda elimizde kalan ne? Ne yazık ki çoğunlukla derin bir yetersizlik hissi ve kaçınılmaz bir kıyaslama baskısı.

Bugün dijital dünya, annelik deneyimini bir dayanışma ve paylaşım alanı olmaktan çıkarıp, adeta her anı puanlanan bir “yetkinlik yarışına” dönüştürmüş durumda. “Çocuk neden hâlen bez kullanıyor?”, “Zekâ genetik midir, eğitimle mi gelişir?” ya da “Sıvı gıdaya ne zaman geçilmeli?” gibi en basit tartışmalar bile bir anda annelerin birbirini “cahillik” veya “çok bilmişlikle” suçladığı bir otorite savaşına evriliyor. Oysa unuttuğumuz çok temel bir gerçek var: Her çocuğun hikâyesi de her annenin gerçeği de benzersizdir.

Kıskançlığın Anatomiği

Peki, bu dijital kıskançlığın ve öfkenin kaynağı ne? Cevap basit: Gerçeklik ile sergilenen sanallık arasındaki o devasa uçurum.

Bir yanda uykusuz gecelerle, lohusalık yorgunluğuyla ve ev telasıyla boğuşan sıradan bir anne; diğer yanda ise doğumdan iki hafta sonra kusursuz fiziğiyle filtrelerin arkasından gülümsediği fotoğrafları paylaşan fenomen anneler... Bu yapay standartlar, takipçilerde yalnızca gıpta değil; suçluluk, kıskançlık ve zaman zaman depresyona varan duygusal çöküntüler yaratıyor.

İşin acı tarafı, bu baskıdan dijital içerik üreticilerinin kendileri de muaf değil. Ekran önünde “mükemmel anne” imajını korumaya çalışan pek çok kadın; arka planda fiziksel değişimler, yalnızlık ve tükenmişlik hissiyle lohusalık depresyonunun eşiğinde geziyor. Yani ortada kimsenin kazanamadığı, herkesin kaybettiği bir sahne var.

Anne-Kız Dinamikleri

Meseleyi tartışırken madalyonun diğer yüzünü de unutmamak gerek. Sosyal medyanın körüklediği bu “anneler arası rekabet” yatay bir düzlemde ilerlerken, bir de dikey düzlemde var olan daha derin bir psikolojik yara var: Anne ile kız arasındaki kıskançlık.

Narsisistik ebeveynlikten beslenen bu durum, dijital dünyadan bağımsız olarak var olan ama sosyal medyanın görünür kıldığı bir olgu. Kızının gençliğini, özgürlüğünü, başarısını veya sosyal medyadaki popülaritesini örtük bir rekabetle gölgelemeye çalışan anneler, genç kadınların özsaygısında telafisi güç yaralar açabiliyor. Dijital dünya bu derin aile dinamiklerini icat etmedi belki ama onları daha sergilenir ve sarsıcı kıldı.

Yarışı Bırakıp Gerçeğe Dönmek

Özetle; “dijital anne kıskançlığı” dediğimiz olgu, teknolojinin insan psikolojisi üzerindeki en kırılgan sınavlarından biri. Bizi sürekli başkalarıyla yarışmaya, kusursuz görünmeye ve en ufak bir eksiklikte kendimizi yargılamaya iten bu ekosistem, anneliğin o şefkatli dokusunu zedeliyor.

Artık ekranların sunduğu o filtrelenmiş hayatların birer "sergileme alanı" olduğunu hatırlama vakti geldi. Gerçek annelik; dökülen mamalarda, uykusuz gecelerde, dağınık salonlarda ve en önemlisi mükemmel olmama özgürlüğünde gizli.

Belki de ilk adımı, ekranı kapatıp yanımızdaki çocuğa sarılarak ve kendimize şu soruyu sorarak atmalıyız: “Kimin için mükemmel olmaya çalışıyorum?”

Yazarın Yazıları