Efendim, Tarık Günersel'in Zeplinart Yayınevinden çıkan, Nikola Tesla'nın biyografisini şiirsel bir dille kaleme aldığı mozaik destan sanatının son halkası, yani kitabın tam adıyla Flashes of Nikola Tesla – A Poetic Portrait (Sinyalleri 24) nihayet kıymetli okuyucularla buluştu. Nezaketiyle kitabının bana ulaşmasını sağlayan yazar ve çevirmen Uğur Ün'e de teşekkürü borç bilirim.
Öncelikle kitapta bizi karşılayan şey, öyle alışık olduğumuz sıkıcı, chronological biyografilere hiç benzemiyor. Tarık Günersel, elektriği evcilleştiren bu çılgın dehanın hayatını anlatırken aslında hepimizin içinde taşıdığı o çok tanıdık bir yere, yani "ruhun taşrasına" dokunuyor. Hani insan bazen kalabalıkların içinde bile kendini bir başına, anlaşılmamış hisseder ya; işte deha dediğimiz şey o yalnızlığı bir uçuruma dönüştürüyor. Günersel de Tesla’nın zihnindeki o parlama anlarını, o muazzam vizyonu alıp adeta bir laboratuvarda atomları çarpıştırır gibi şiirsel dizelerle önümüze seriyor.
Tabi bu derinliği hakkıyla verebilmek için yazarın kendisine de kısaca bir bakmak gerek. 1953 doğumlu Tarık Günersel, sadece bir şair değil; tiyatrodan operaya, oyunculuktan çevirmenliğe kadar sanatın her sokağında iz bırakmış çok yönlü bir entelektüel. Şiir dünyasındaki küresel ağırlığını anlamak için PEN Türkiye Başkanlığı yapmış olmasına ve 1999 yılında Dünya Şiir Günü’nün uluslararası düzeyde kabul edilmesindeki öncü rolüne bakmak yeterli. Üstelik barışa ve insana adanmış bu edebi duruşu, İtalya’da layık görüldüğü prestijli Mahatma Gandhi Barış Ödülü ile de taçlandırılmış bir isim. Onun edebiyata kazandırdığı "Mozaik Destan" tekniği de tam olarak bu evrensel ve çok katmanlı bakışın bir ürünü; hayatın içindeki o parçalanmışlığı ama günün sonunda o parçalardan nasıl devasa bir bütün çıktığını anlatmak için biçilmiş kaftan.
Kitabın sayfalarını çevirirken aslında Tesla ile birlikte Hotel New Yorker’ın 3327 numaralı odasına kapatıyorsunuz kendinizi. Günersel metni öyle bir tasarlamış ki, dizeler sayfada düz bir çizgi gibi akmıyor; tıpkı Tesla'nın kafasının içi gibi sıçramalı, boşluklu ve parıltılı. Mesela koskoca sayfada "E n t r o p y" kelimesinin darmadağınık dağıldığını görüyorsunuz. Evrenin kaosa gidişini şiirle çizmiş adam resmen!
Tesla’nın o meşhur 3, 6, 9 takıntısını okurken hüzünlenmemek elde değil. Şair onun ağzından, "Sayılar benim gerçek dostlarım" dedirtiyor. İnsanlardan kaçıp sayıların esrarlı dünyasına ve otel odalarındaki güvercinlerin saflığına sığınan bir adamın portresi bu. Kitabın ana fikri: “Bilim ve şiir aynıdır, bir insanın iki gözü gibi. İkisinin de hayal gücüne ihtiyacı vardır.” İşte bu şiirsel portre, tam olarak bu iki gözle dünyaya bakabilenlerin kitabı. Bilimin o soğuk rasyonalitesiyle ruhun o sızılı, yalnız taşrasını harika bir estetikle buluşturmuş. Kendi iç labirentlerinde yürümekten korkmayan, dehanın ve yalnızlığın o yüksek frekansını hissetmek isteyen herkesin bu zarif esere bir şans vermesini hararetle tavsiye ederim.
Ayrıca Tarık Bey ile Zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz bu derinlikli paylaşımımı ileriki süreçte izlemek isterseniz, YouTube’da Tarık Günersel ismiyle bulabileceğiniz içeriklere göz atabilirsiniz.
Son olarak güzel bir müjdeyi de buraya bırakayım: Günersel ile gerçekleştirdiğimiz bu ufuk açıcı söyleşimiz, yakın bir zamanda Zeplinart Dergisi’nde yayımlandığında bunu da buradan sizlere duyurmaktan büyük mutluluk duyacağım. Şimdiden Zeplinart Dergisi Genel Yayın Yönetmenimiz Zeynep Çiftçi’ye teşekkür ediyoruz. Zihnimiz açık, frekansımız her daim yüksek olsun.
Kalın sağlıcakla…









