Nepal'de bir genç, elitlerin lüks yaşamını #NepoKids etiketiyle ifşa ettiği bir TikTok videosu kaydeder. Kenya'da bir üniversite öğrencisi, yeni vergi yasasını protesto etmek için Telegram grubunda bir çağrıya "katılıyorum" tuşuna basar. Endonezya'da polis şiddetini hicveden bir "polisiye TikTok" skeci, milyonlarca kez izlenir. Ve bir anda, sokaklar ateş alır.
Bu, yalnızca birkaç ülkenin hikayesi değil. Nepal'den Bangladeş'e, Kenya'dan Peru'ya uzanan, küresel bir gençlik ayaklanmasının parçaları. Tanklarla, silahlı darbelerle değil; akıllı telefonlarla, hashtag'lerle ve dayanılmaz bir geleceksizlik hissiyle başlayan bir isyan.
Temsiliyet Krizi
Z Kuşağı, tarihin en eğitimli kuşağı olarak doğdu. Ancak karşılaştığı dünya, verilen sözlerin tam zıttı: Yapısal işsizlik, gelir eşitsizliğinde rekor seviyeler ve iklim krizinin ayak sesleri. Geleneksel siyasi kanallar, sandıklar ve partiler onlara hitap etmiyor, temsil etmiyor. Nepal'deki gençlerin sloganı her şeyi özetliyor: "Nepal'de iş istiyoruz. İş için göç etmek zorunda kalmak istemiyoruz."
Sandık bir kez daha "demokrasi" kisvesi altında otoriterliğin aracına dönüşebiliyor. Seçilmiş iktidarlar, gençliği "ülkenin geleceği" diye kucaklamak yerine, "ya itaat et ya terk et" dayatmasıyla karşılık veriyor. Kenya'da gençler, seçilmiş parlamenterlerin kendilerini ezen vergi yasalarını geçirmesine isyan etti. Bu, sadece bir yasaya karşı çıkış değil, temsili demokrasinin iflasına bir itirazdı.
Dijital Yerlilerin Devrimci Pratiği
Onların örgütlenme biçimi, 20. yüzyılın hiyerarşik, liderli hareketlerine benzemiyor. Lider yok, merkezi büro yok, basın açıklaması yok. Ama anlık iletişim, koordinasyon ve görünürlük var. Hareket, tek bir kişinin tutuklanmasıyla durdurulamayacak şekilde, bir ağ gibi yayılıyor. Sosyal medya burada sadece bir araç değil, mücadelenin ta kendisi. Yolsuzluk, "şöyle oldu, böyle oldu" diye anlatılan soyut bir kavram olmaktan çıkıp, Bangladeş'teki "altın vize" sahibi bir bürokratın çocuğunun Dubai'deki lüks otomobilini gösteren bir video haline geliyor. Bu görüntüler, teorik bir siyasi argümandan çok daha ağır bir yük taşıyor. Adaletsizlik, gözler önüne seriliyor.
Şiddet Sarmalı ve Görünür Zulüm
İktidarların tepkisi genellikle aynı: İnterneti kes, sosyal medyayı yasakla, sokakları polis ve şiddetle temizle. Ama bu, en büyük hatayı yapmak oluyor. Çünkü Z Kuşağı, şiddetin her anını kaydedip, sansür duvarlarını aşarak dünyaya yayma kapasitesine sahip.
Bangladeş'te öldürülen bir öğrencinin fotoğrafı, tüm hareketin sembolü haline geldi. Kenya'da parlamentoya yürüyen gençlerin canlı yayınları, dünyanın dört bir yanından dayanışma çağrıları getirdi. Devlet şiddeti, artık karanlıkta kalmıyor. Görünür olan zulüm, meşruiyetini çabucak yitiriyor.
Araştırmalar, Z Kuşağı'nın dünyayı önceki kuşaklara göre çok daha "korkutucu ve belirsiz" bir yer olarak algıladığını söylüyor. İklim krizi, ekonomik krizler, otoriterleşme eğilimleri… Tüm bunlar, "gelecek" kavramını belirsiz bir tehlike haline getirdi. Bu psikolojik arka plan, sokaklara çıkışın altındaki varoluşsal nedeni oluşturuyor: Kontrolünü kaybettiğini hisseden bir kuşağın, kaderini yeniden yazma çabası.
Z Kuşağı ayaklanmaları, sistemik krizler için erken uyarı sinyalleridir. Nepal ve Bangladeş'te başbakanları devirdiler, Madagaskar'da rejimi değiştirdiler. Ancak asıl soru şu: Bu anlık zaferler, kalıcı bir dönüşüme dönüşebilecek mi?
Lidersiz, merkeziyetsiz yapı, hareketi çevik ve dirençli kılıyor. Ama aynı zamanda, iktidar boşluğunu doldurmak ve somut bir siyasi programa dönüşmek konusunda zafiyet yaratıyor. Tehlike, "eski düzenin" aynı aktörlerinin, bu öfke dalgasının üzerine sanki onlarmış gibi konarak sistemi yeniden inşa etmesi.
Bugün dünyanın dört bir yanında yükselen bu ses, yalnızca kendi hükümetlerine değil, tüm bir küresel düzene sesleniyor: "Artık kabul etmiyoruz." Onları anlamak için sosyal medya trendlerini değil, hayata dair temel beklentilerini, korkularını ve kaybettikleri güveni görmek gerekiyor. Demokrasi, sadece sandıkta biten bir prosedür değilse eğer; bu gençlerin sokaklarda, dijital platformlarda haykırdığı adalet, eşitlik ve saygı taleplerini duymak, onun en temel gereğidir. Aksi takdirde, sandıklar varlığını sürdürebilir; ancak meşruiyetini çoktan kaybetmiş olur. En son versiyonunu ise Bulgaristan'da görmüş oldu dünya….









