Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

İlişkilerde Neden Aynı Döngüleri Yaşarız?

22.04.2026 20:32
Haber Detay Image

Hiç düşündünüz mü, neden bazı ilişkilerde hep aynı sıkışmışlığı hissederiz? Ya da neden bir arkadaşımız "Her seferinde aynı şeyi yaşıyorum" derken aslında karşısındakinin kötü niyetli olduğuna pek ihtimal vermeyiz? Çünkü işin içinde psikoloji var. Ve psikoloji denilen şey, çoğu zaman görünenden çok daha karmaşık bir zeminde ilerler.

Şöyle söyleyeyim: Davranışlarımızın altında sadece bilinçli tercihlerimiz yok. Otomatik pilotta çalışan, farkına varmadığımız eğilimler de var. O yüzden bazı tekrar eden ilişki örüntülerini "Ah o çok kötü biri" diye geçiştirmek yerine, psikolojik mekanizmalara bakmak çok daha açıklayıcı olur.

Mesela şu karşılıklılık ilkesi var ya… İlişkilerde bir alışveriş dengesi bekleriz. Ama bu denge bozulduğunda, insan bazen farkında olmadan fayda temelli bir tutuma kayar. Yani "Bu ilişki bana ne katıyor?" sorusu, duygusal bağlılığın önüne geçebilir. Sosyal psikologlar buna "koşullu değer algısı" diyor. Ben daha yalın ifade edeyim: Karşındaki insanı, olduğu için değil, sağladığı işlevler yüzünden değerli görmeye başlıyorsun. Tehlikeli bir kayma bu.

Bir de şu var: "Nasıl olsa gitmez" duygusu. Evet, kulağa tanıdık geliyor değil mi? Birine o kadar güvenirsiniz ki, artık onun varlığını sorgulamazsınız. Ama işte o noktada, farkında olmadan ihmali normalleştirmeye başlarsınız. "Bugün ilgilenmezse sorun değil, yarın hallolur" dersiniz. Oysa alışkanlığa dönüşen güvenle, gerçek duygusal özen arasında devasa bir fark var. Ve bu fark kapanmadığında, bir taraf incinmeye başlar.

Peki ya şu sınavlar? İlişkilerde neden doğrudan sormak varken dolambaçlı yolları seçeriz? "Ben biraz geri çekileyim de nasıl tepki verecek göreyim." Veya ilgiyi azaltayım, bakalım o ne yapacak? Bu davranışların adı: sınama. Psikolojide bu, doğrudan iletişim kurma becerisinden çok, güvensizliğin bir tezahürü aslında. Ama işin kötüsü, bu sınamalar çoğu zaman beklenen güvenceyi getirmez; aksine karşı tarafta da bir mesafe yaratır.

Gülümsemek her zaman mutluluk değildir. Bunu da konuşalım. Dışarıdan bakıldığında "her şey yolunda" sinyali veren insanların iç dünyasında bazen fırtınalar kopar. Psikolojide buna duygusal maskeleme deniyor. Bazı insanlar, çökmemek için gülümser. Ya da topluma "iyiyim" sunumunu yapmak zorunda hisseder kendini. Bu yüzden birinin sürekli neşeli olması, onun gerçekten mutlu olduğu anlamına gelmez. Bazen o gülümseme, hayatta kalma stratejisinin bir parçasıdır.

Savunmacı atıf hatası dediğimiz şey ise ilişkilerin gizli zehiridir. Nedir bu? Kendi başarısızlıklarımızı hep dışarıda ararız: "Trafik vardı, patron çok baskı yaptı, şanssızdım." Ama başkası hata yaptığında hemen içsel bir sebep buluruz: "Zaten o hep böyledir, dikkatsizdir, umursamazdır." Bu eğilim, ilişkilerde sorumluluk almayı zorlaştırır. Ve fark edilmediğinde, aynı kavgalar sonsuz döngüye girer.

Kıskançlık tetikleme… Kim yapmamıştır ki? Biraz geri çekilip, "Acaba beni merak ediyor mu?" diye ölçmek için başka birine ilgi göstermek ya da plansız bir şekilde ortadan kaybolmak. Bu davranışın arkasında aslında doğrudan soramamak var. "Beni hâlâ seviyor musun?" diye sormak yerine, onu kıskandırarak cevap almak. Ama uzun vadede işe yarar mı? Hayır. Çünkü kıskançlık, bağlılığı güçlendirmez; sadece güveni aşındırır. Kısa vadede ilgi görürsünüz belki, ama uzun vadede kaybettiğiniz şey daha büyüktür.

Son olarak: İlgi kaybının en net göstergesi tutarsızlıktır. Bir insan uzaklaşmaya başladığında, davranışlarındaki süreklilik azalır. Bir gün sıcaktır, bir gün soğuk. Ama ilginçtir ki, aynı dönemde açıklama ve gerekçelendirme artar. "Yo çok yoğunum", "Kafam dağınıktı", "Öyle bir şey yok". Psikoloji buna "bilişsel uyumsuzluğu telafi etme çabası" diyor. Yani içimizdeki tutarsızlığı bastırmak için dışarıya fazla kelime üretiriz. Ama davranışlar yine de ele verir kendini.

Ne mi yapmalı? Belki de ilk adım, tüm bu dinamikleri bir "kötü niyet" dosyasına atmak yerine, "Acaba hangi psikolojik eğilim şu an benim ya da onun içinde çalışıyor?" diye sormak. Çünkü görünmeyen dinamikleri fark ettiğimizde, artık onların esiri olmayız. Sohbet açılır, sorgulama başlar, belki de ilk kez gerçekten anlaşılırız.

Yazının başına geri dönmek istiyorum: İlişkiler karmaşıktır. Ama umutsuz değildir. Yeter ki görünmeyeni görmeye niyetimiz olsun.

Yazarın Tüm Yazıları