Bir eğitim sistemini yalnızca son halkasından dönüştürmek mümkün müdür? İlkokuldan liseye kadar ezbere dayalı, sorgulamayı teşvik etmeyen, öğretmenin merkezde olduğu ve öğrencinin pasif kaldığı bir yapıdan gelen gençler, üniversite kapısından içeri girdiklerinde bir anda eleştirel düşünen, problem çözen ve üreten bireylere dönüşebilir mi?
Bugün ilk ve orta öğrenim sistemimiz öğrencileri uzun yıllar boyunca bilgiyi anlamak için değil, sınavı geçmek için çalışmaya zorluyor.
Bilgi, zihinsel bir araç olmaktan çok, kısa süreli hafızada taşınan bir yük haline gelmiş durumda. Ölçme-değerlendirme sistemleri de analitik düşünmeyi değil, hatırlama kapasitesini ödüllendiriyor. Böyle bir zeminden gelen öğrencinin üniversitede araştırma yapması, tartışması, verileri analiz ederek sentezlemesi mümkün olabilir mi?
Bu sistemden gelen öğrenci, üniversiteye hazır mıdır? Elbette tartışmalı. Ama asıl mesele öğrencinin hazır bulunuşluğu değil. Mesele şu: Üniversiteler gerçekten farklı bir şey yapıyor mu?
Üniversite dersliklerinin önemli bir kısmında hâlâ tek yönlü anlatım egemen. Öğretim üyesi konuşuyor, öğrenci not bile almıyor. Sınav için öğretim üyesinden ders notu talep ediyor ya da ders slaytlarının resmini çekerek sınava hazırlanmaya çalışıyor. Ezberin biçimi değişse de özü değişmiş durumda. Oysa sektörlerin ihtiyaç duyduğu insan profili çok farklı. Beklenti, bilgiyi depolamaktan ziyade yorumlayan, belirsizlikle başa çıkabilen, ekip çalışmasına yatkın ve çözüm üretebilen bireylerden oluşuyor.
Bu denklemde, üniversiteler mevcut sistemi gerekçe gösterip edilgen kalabilir mi? "Altyapı yetersiz", "öğrenci hazır değil", "ortaöğretim zayıf" diyerek dönüşümü erteleyebilir mi?
Üniversiteler, zincirin son halkası olmanın sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. Çünkü üniversite yalnızca bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün de motorudur.
Dünya ne yapıyor?
Dünyadan örnekler gösteriyor ki doğru yöntemle öğrenci dönüşebiliyor. Örneğin Singapur Ulusal Üniversitesi'nde ilk yıl her öğrenci zorunlu eleştirel düşünme dersi alır. MIT'de problem çözme laboratuvarlarında öğrenciler gerçek dünya sorunlarıyla karşılaşır. Finlandiya'da üniversiteler, liseden gelen farklı seviyeleri dengelemek için "hazırlık modülleri" uygular.
Başlangıçta zorlanılması kaçınılmaz. Ama doğru pedagoji ve rehberlikle ezberden analize geçiş mümkündür.
Ne yapılmalı?
Üniversiteler mucize yaratmak zorunda değil. Ama sorumluluk almak zorunda. Zincirin son halkasıdır onlar. Son halka zayıfsa tüm yapı sarsılır. Ama son halka güçlenirse zincirin tamamı zamanla dönüşebilir.
Üzerinde düşünülmesi gereken konular :
• Temel beceri dersleri: Hazırlık sınıfında değil, ilk yılın tamamına yayılmış eleştirel düşünme ve araştırma metodolojisi eğitimi.
• Ters-yüz sınıf: Öğrenci derse gelmeden videoları izler, sınıfta tartışır ve uygular.
• Sektörle iç içe eğitim: Gerçek vaka analizleri, stajlar, proje tabanlı ölçme sistemleri.
• Öğretim üyesini dönüştürmek: Anlatan değil, yönlendiren bir rol üstlenmek.
Sonuç olarak,
Bugünün iş dünyası diploma değil, yetkinlik istiyor. Üniversiteler bunu duymak zorunda. Evet, sistemin önceki halkaları sorunlu. Ama bu zayıflık, üniversitelere kenara çekilme hakkı vermemeli, tam tersine onları daha yenilikçi olmaya zorlamalıdır.
Değişim ve dönüşümde, belki de tartışılması gereken en kritik soru:
Üniversiteler ezberin mirasını devralan kurumlar mı olacak, yoksa düşüncenin öncüsü mü?
Sektörlerin ve toplumun beklediği dönüşümün başlangıç noktası işte burasıdır.









