Çok mu klişe? Bence de ama Trump gibi bir klişeye yakışır.
Belki de ilk kez Amerikan halkı, küresel ölçekte bir terör
örgütü Siyonist İsrail’in maşası olmaktan bariz bir şekilde rahatsızlığını göstermeye
başladı.
Buna şaşırmamak lazım ki malumunuz kapitalist sistem ve
ondan beslenen insanlar en temelde cebine giren ve çıkana bakar ki İran’ın,
Hürmüz boğazıyla elindeki enerji kozunu en sert şekilde kullanması tüm dengeleri
alt üst edip savaşı İran lehine çevirdi.
İsrail’in, boynuna tasma geçirip istediği gibi havlattığı ve
istediğine kuduz bir köpek gibi saldırttığı Trump siyaseten sonunun geldiğini
fark etmiş olmalı ki her gün daha da içine gömüldüğü bataklıktan kurtulmaya
çalışıyor.
Amerika nezdinde tüm inandırıcılığını kaybeden Trump, artık
kimseyi ikna edemiyor ki siyaseten içine gömülüp yok olacağı endişesiyle İran’ı
müzakereye ve barışa çağırıyor. Ama bunu yine o edepsiz diplomatik üsluptan uzak,
saldırgan dili ve tehditleriyle yapmaya çalışıyor ki ekonomik kaybıyla beraber bir
de prestij kaybına uğramak istemiyor.
Trump, en yüksek perdeden tehditlerle İran’a tanıdığı süreyi
kaç defa uzattı dersiniz?
Önce 22 Mart’ta çıkıp, 48 saat içerisinde Hürmüz boğazını
açmasa, İran’ın bütün alt yapısını vuracağını söyledi. 48 saatlik süre dolmadan
hemen bir gün sonra 23 Martta, sözüm ona İran’ın talebiyle yapıcı müzakerelere
başlandığını söyledi ve bundan ötürü 48 saatin üstüne bir beş gün daha ekleyip
saldırı planını erteledi ama İran bizim böyle bir talebimiz olmadı deyip onu
yalanladı.
Trump, buna çok bozulmuş olmalı ki devreleri yandı. O
devreler hiçbir zaman doğru başlanmış olmasa da artık zıvanadan çıkıp
diplomasiyi bir tarafa bırakıp sokak köpeği gibi havlamaya başladı.
O da hesabı karıştırınca, saldırı için tanıdığı beş günlük
süre dolmadan, bir on gün daha ekledi. En son 5 Nisan’da 48 saatlik bir süre ek
süre daha tanıdı ve o süre saat 03.00’te doluyor.
Peki ne mi olacak?
Havlamaya devam edecek.









