Ne çok zamanı var kimilerimizin, öyle ki bir gün; bize yirmi dört onlara elli dört saat ya da herkese yirmi dört saat de kimilerinin o yirmi dört saatlik zamanı, kaplumbağa sırtında akarken, kimilerinin bir çitanın kuyruğuna takılmış da bir anda akıp bitiyor gibi.
Küçük kara ekranlarımız adına cep telefonu desek bile ceplerimizle pek buluşamaz oldu. Elden düşmez, gözden kesilmez bir küçük kara ekran ve küçük bir parmak hareketiyle kaydırılmış magazin haberleri, sosyal ağ paylaşımları vs derken saatlerine acımıyor artık kimse.
Hele bir de son günlerde adına fenomen ya da influencer denen ve milyonlarca insanın anlam veremediğim bir biçimde takip ettikleri var.
Bir değer mi üretiyor? Hayır. Size bir düşünce, bir fikir, yeni bir ufuk mu katıyor? Hayır. Para mı kazandırıyor, imaj mı yapıyor, kariyerinizin önünü mü açıyor? Hayır. Hediyeler mi veriyor, yemek mi yediriyor hadi bilemedin bir çay mı ısmarlıyor? Hayır.
Eğlendirmiyor, güldürmüyor, ağlatmıyor hiçbir duygunuzu tatmin etmiyor. Ama yukarıda hayır dediğim bütün soruların kendilerinde cevabı evet. Her biri hastalıklı olan fikir, düşünce ve ufuklar ediniyorlar evet. Ve sizin o anlamsız zaman israfınızdan para, imaj ve kariyer de yapıyor, hediyeler de topluyorlar. Bir müddet sonra bakıyorsunuz tüm beceriksizlikleriyle bir reklam filminde, bir dizide ya da filmde sanatçı sıfatı giyinip karşımıza çıkıyorlar.
Bir de zamane ergenlerin eksenine düşmesin mi? Selfi çektireni, imza isteyeni, bir dokundu diye başı göğe ereni...
Hadi ergenleri anlamak istemesem de anladım derim. Ya o ergenlikten çıkmamakta direnenler yok mu?
Birilerinin, lüks şatafata boğulmuş yalandan hayatlarını izlemek nasıl rahatlatıyor sizi, hayal dünyanızda imrendiğiniz o hayatın sahibi sanırsınız kendinizi. Nasıl bir kaçış biçimidir bu?
Dedikodu açlığınız, kurban bulamıyor da sosyal ağlardan mı dileniyor. >Tüm o içerikten yoksun yaşamları izlerken, onlardan üstün olduğunuzu düşünmek sizi iyi hissettiriyor belki ama zamanınızı ve haliyle hayatınızı kemiriyor, uyanın.
Uyanın ve uyandırın sevdiklerinizi de şu minik ekranlarda müsrifliği terk edin de iyi bir film, bir kitap bir oyun oynayın.
Muhabbet edin sevdiklerinizle.
Hanife’si gider Fatma’sı gelir ama siz bir yere kıpırdamayın. Hep durun orada. Siz olmasanız medya maymunları nasıl kazansın.









