Eskiden olsa insanların elinde tek tük de olsa kitap gördüğünüz olurdu. Kitabın türü niteliği kalitesi ne olduğu önemli değildi. Bu insana dair bir kalite, entelektüel, aydın, özetle okumuş kişi olmanın göstergesiydi.
Fiyakalıydı, havalıydı hatta. Bunun içindir ki insanlar okumasa da çantasında, koltuk altında parmakları arasında iki kapak arasına sıkıştırılıp bağlanmış o yapraklarla güzel imaj yapardı.
Durakta, banklarda, parklarda, beklerken iki safa okumanın gururuyla etrafına biraz da olsa küçümseyerek bakar kendini toplumun bir kesiminden üstün görürdü.
En çok sevdiğin yazar, en çok beğendiğin kitap, en son ne okudun, soruları karşındakinin kodlarını çözmek ve onu tanımak için iyi birer sorgunun temel sorularıydı.
Gazeteleri hiç demiyorum, onlar artık büfelerin reyonlarından bile kalktı. Hadi onu anlamak mümkün internet hızının bu denli arttığı ve dijital haberciliğin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde bir gün öncenin bayatlamış haberiyle kimse vakit kaybetmek istemiyor artık.
Onun içindir ki birçok gazete basılı yayından vazgeçip salt internet yayınıyla yoluna devam ederken, televizyon haberciliği de aynı akıbeti uğradı. Artık kimse kanalların haber saatini bilmiyor ve takip etmiyor. Haber saatlerinin eskisi gibi meşhur anchormanleri yok. Tartışma programları desen onlar çoktan silinip gitti.
Hepsinin katili kim dersiniz?
Kitabın, gazetelerin, haber kanallarının, tartışma programlarının, hepsinin katili cebimizde duruyor küçük kara ekranlarıyla cebimizde bile durmaya tahammülü olmayan, elimize yapışık gezdiğimiz telefonlar.
Hepsinin açlığını gideriyor gibi görünse de, yüzeysel, üstünkörü, malumatfuruşça, derine inmeden bizi bilge, bizi aydın, bizi haberdar ettiğini sanıyor ya. Bizim de işimize öyle geliyor olsa gerek ki öyle olduğumuzu düşünüyoruz.
Ne etrafımıza bakmayı biliyoruz, ne yanımızdakine, ne de karşımızdakine. Hepsini geçtim gökyüzüne bile bakmak gelmiyor aklımıza ki ne diyordu şair Turgut Uyar, Göğe Bakma Durağında:
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım.










