Dün sessiz sedasız aramızdan ayrılan ama o sessizliği hepimizin sesini bastıran bir şairin ölüm yıldönümüydü.
Henüz 29 yaşında genç bir şair, hatta eşine az rastlanır genç bir kadın şair Nilgün Marmara’nın ölüm yıl dönümüydü.
Şiirini okumaktan hem korktuğum hem de keyif aldığım bir şair.
“Benim hiç gönlümü almadılar. Ben hep kendi kendime bir köşede affettim herkesi” diyen Nilgün Marmara 80 kuşağının en büyük değerlerinden biriydi, alelacele gitti aramızdan.
Büyük şairlerimizden Cemal Süreya’nın ifadesiyle "Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu" Nilgün Maramara.
Süreya, 999. Gün/Üstü Kalsın adlı kitabında o kadar güzel anlatıyor ki Zelda ismini verdiği Marmara’yı, "Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi.”
Var etmeye çalışırken kendini, İstanbul’daki evinin balkonundan kendini boşluğa bırakmış 13 Ekim 1987’de hayatına noktayı koymuştu.
Hayatının hiçbir döneminde kendini göstermeye, kanıtlamaya çalışmış değildi. Onun içindir ki yaşarken yazdığı hiçbir şeyi yayınlamamış, ölümünden sonra yakınları ve dostları tarafından basılmıştı.
Öyle ki 1982 yılında evlendiği eşi bile şiir yazdığını öldüğünden sonra öğrenmişti. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde okurken, “Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" başlıklı bitirme tezi olacakların habercisiydi ama kimse o habere ihtimal vermemişti.
Ve aslında:
“Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim.
Arkada bırakıp bu garip dünyayı,
Kendi dünyama gideceğim."
Demişti şiirinde ama inanmamıştık.
Cemal Süreya’dan Ece Ayhan’a, İlhan Berk’ten Edip Cansever’e Tomris Uyar’a hepsinin şiir durağıydı Kızıltoprak’taki evi.
İkinci Yeni şairlerinin, Genç entelektüellerin durağıydı Marmara.
39 yıl önce aramızdan "Hayatın neresinden dönülse kârdır." sözleriyle ayrılıp gitti.
Sevgi ve rahmetle anıyorum onu.










