Oh olsun’cular
Hiç dikkatinizi çekti mi? Nefretten ve düşmanlıktan beslenen bir topluma dönüştük. Ya da hep böyleydik de yeni mi dikkatimi çekti bilmiyorum.
Ama özellikle her haberin altına yapılan yorumlara baktığımda, insanlar devamlı bir kin, devamlı bir nefret, ötekileştirme ve düşmanlıkla kendilerini ifade ediyor.
Nefretten başka duygumuz kalmamış gibi.
Hani desem ki bunu Friedrich Nietzsche’nin Hınç Kültürü yaklaşımıyla yorumlayabiliriz, değil. Neden derseniz? Çünkü Nietzsche diyor ki zayıf ve ezik toplumlar kendi kaynaklarıyla bir şey üretemediğinde, güçlü ve başarılı ve de kendinden farklı toplumlara karşı nefret duygusunu büyütür.
Ben bunlara “oh olsuncular” diyorum ki Fransa’da başlayıp Avrupa’da virüs gibi yayılan ve diğer ülkelere sıçrayan şiddet olaylarına dair başlayan bu nefret, Hınç Kültürü ile açıklanabilir.
Peki, hadi bu nefrete bir gerekçe bulduk. Bende yok onda niye var, ben yoksulken o neden zengin, biz ezilirken o neden ezilmiyor? Sorularıyla nefretin yönü ezik olandan güçlü olana yöneliyor.
Ezik bir toplumun, tek ortak paydası ezilmek olan, kendinden farklı olan diğer zayıf toplumlara dair nefretini nereye koyarız?
Bunun için de Spinoza’nın Kader ve Nefret söyleminde cevap bulabiliriz.
Spinoza bir tezinde; korku ve nefretle yönetilen toplumların daha kolay yönetildiğini söyler. Otoritenin manipülasyonlarına, bugünkü moda tabirle, algı yönetimine daha kolay gelirler. Çünkü nefretten beslenen bir toplum, akıl yönetimini kaybetmiş, o aklı çıkarlarınca yönetecek güçlerin hedefi haline gelmiştir.
Yoksa bir düşünün, bir konserde hayatını kaybeden insanlara, Fransa’da ortalık yangın yeri oluşuna, tacize, tecavüze uğrayan bir kadına, hepsini geçtim bir selde insanların yaşamını kaybetmesine, evinin barkının yıkılmasına nasıl sevinebilir insan?
Her zaman derim: Nefret kendi sahibini yaralayan ve hatta bazen öldüren bir duygudur. Bugün sizin otoritenizi devam ettiriyor olabilir ama yarın o nefret, size dönüp sizi de yok edebilir.










