“Şairler kadar cesur değilim.” Hele ki İsmet Özel kadar hiç değilim ama ne zaman, dünyanın herhangi bir yerinde felakete dair kulağıma bir şey çalınsa, gözlerime bir görüntü takılsa, ya da bir haber okusam, alakalı ya da alakasız hep o malum şiir geliyor aklıma.
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak şiirinde bir telaşla uyarıyor şair İsmet Özel:
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım/ Ölüm ve acılar çatsaydı beni/ Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak/ Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı./ Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım/ Diri-gergin kasları konuşsaydım/ “Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”/ “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan/ “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan/ “Bakın yaklaşıyor...”/ Yazık, şairler kadar cesur değilim.
Yedi kritik eşiği geçtik diyorlar. Dünya güvenli alanın dışına çıkmış, haliyle biz dünyalılar da.
Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü, 2026 Gezegen Sağlığı Kontrolüne ilişkin yaptığı çalışma ve çalışmanın sonucunda ortaya çıkan raporla, sürdürülebilir bir yaşam için dünyanın, yedi riskli eşiğin geçtiğinin haberini verdi.
Çalışmayı 60’a yakın bilim insanı yapmış ve diyorlar ki artık vaziyete gözünü yummak, kulağını kapatmak mümkün değil.
Çünkü öyle ki dünyanın dört bir yanında durum birbirinden farklı değil artık: İklimler değişiyor, biyosfer bütünlüğü bozuldu ve bozulma her gün daha da artıyor, Okyanuslardaki asit oranı günden güne artıyor, dünyayı koca bir çöplüğe dönüştürdük, plastiği, kimyasalı insan eliyle oluşturulmuş çöpler bizi çepeçevre kuşatmış durumda, tarım alanları gittikçe azalıyor. Tarımsal ürünlere ve hayvanlara üreyebilecekleri alan bırakmadık. İçme sularımızı her gün tüketiyor ve kirletmeye devam ediyoruz.
Son eşikte olduğumuzu hepimiz biliyoruz da kendimizi kurtaralım da yeter mi? Ya peşimizden gelen nesiller, çocuklarımız ve onların çocukları hiç mi umurumuzda değil?
Neden bu denli umursamaz bir suskunluk?
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan.”










