Hani en klişe tabiriyle derler ya: En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.
Fotoğraf sanatıyla ilgili bir dönem katıldığım bir kursta, bize fotoğraf dersini veren öğretmenimizin, her teori dersinin ardından, derste öğrendiklerimizi uygulamaya dönük bizi çekime götürdüğü bölgeden dönüşümüzde, çektiğimiz fotoğraflardan en beğendiğimiz ve başarılı gördüğümüz fotoğrafı seçmemizi ve kendisine teslim etmemizi isterdi. Bunun için bize sadece 2 saat zaman tanır ve bu zamanın ardından seçtiğimizi değiştiremeyeceğimizi söylerdi.
O zamanlar buna anlam veremez ve neden karar kıldığımız fotoğrafı değiştiremeyeceğimizi merak ederdim.
Ben de herkes gibi değiştirilemez bir karar yerine, değiştirebileceğim bir karar vermenin özgürlük olduğunu düşünür ve bunun beni daha mutlu edeceğine inanırdım.
Yanılmışım. Yanılmışım demenin beni mutlu edeceğini sanmazdım ama bu beni mutlu ediyor.
Yanılmışım çünkü yıllar sonra öğrendim ki değiştirilemez kararlar insanları daha mutlu ediyormuş. Bu konuda aydınlanmamı sağlayan Harvard ve kısa adıyla MIT yani Massachusetts Institute of Technology üniversitelerinden iki bilim insanı oldu. Biri Daniel Gilbert diğeri ise Jane E. J. Ebert.
Bu iki bilim insanı tıpkı bizim fotoğraf öğretmenimiz gibi iki farklı grubu fotoğraf çekimine götürüyor. Çekimden sonra iki grubun her bir öğrencisine bir tek fotoğraf bastırma hakkı veriyor ve bunu kendilerinin seçmesini istiyor.
Bir grubun öğrencileri seçtikleri fotoğrafı değiştirebilme hakkına sahipken diğer grubun öğrencileri seçtiklerini değiştirme şansı tanınmıyor.
Birkaç gün sonra iki grubun tatmin ve mutluluk seviyeleri ölçüldüğünde seçtiklerini değiştiremeyenler verdikleri karardan daha hoşnut, diğer grup ise, seçtiklerini değiştirebilenler yani seçimlerini değiştirip durduktan sonra bastırdıklarından hoşnut değiller.
Sonra anlaşılıyor ki bilinç dışı süreçlerden oluşan “Psikolojik bağışıklık sistemi” denilen bir sistem, başka seçeneğimiz olmadığında verdiğimiz karar ve seçtiklerimiz konusunda, en iyisinde karar kıldığımıza kendimizi ikna etmeye yardımcı oluyor.
Seçeneklerimiz birden fazla olduğunda ise bilinç dışının “Psikolojik bağışıklık sistemi” devreye girmiyor yan gelip yatıyor.
Bu da gösteriyor ki seçeneklerimiz ç.ok olduğunda eyleme geçmekten hep korkuyor tedirgin oluyor ve olası en kötü senaryoları düşünmeye başlıyoruz. Bu da bizi haddinden fazla mutsuz ediyor.










