Faizi kaldırmak kolaydır. Peki ya yerine ne koyacaksınız?
Üniversite yıllarımda “Hayal Mahsulleri Ofisi” adıyla bir ajans işletiyordum. Müşterilerime reklam, fotoğraf, video, metin, matbaa ve grafik hizmetleri veriyordum. Müşterilerime çalıştığım slogan, motto veya marka isimleri hâlâ aktif ve kullanılıyor. Gördükçe sevinir, mutlu olurum. Bir şeyler üretebiliyorduk 90’ların kuşağı… Güzel şeyler yapıyorduk. Organik bir beyin ile üretiyorduk. AI yoktu o zamanlar. Domain nasıl alınır, onu da herkes bilmiyordu. Gelelim anlatmak istediğim asıl konuya. Ama konudan önce bir örnek ile yazıma devam etmek istiyorum:
Biten bir grafiğe müşteri her zaman “Bir tık yukarı, bir tık aşağı alalım şu yazıyı ya da şu fotoğrafı. Veya kaldıralım bu resmi.” derdi. “Kaldıralım ama yerine ne koyalım?” diye de sorardım. Yerine neyi ve niçin koyacaklarını da bilmiyorlardı. Maksat müdahale ve en önemlisi “Ben daha iyi biliyorum.” Zaten insanlarımız “Bu konu hakkında hiç bilgim yok.” demeyi bilmez. Maalesef.
Ben bahse konu resmi kaldırdığım zaman, sen işin sahibi, yani talep eden kişi olarak yerine ne gireceğini bilmiyorsan, tasarım kaç sayfa olursa olsun her şey sil baştan oluyordu. Saatler, hatta günler süren çalışma sil baştan oluyordu. Yani duvardan bir sıra tuğla almak gibi bir şey.
Grafikte silinen bir şey; ister yazı ister fotoğraf olsun, yerine mutlaka o ölçekte başka bir şey koymak lazım. Yoksa öneride bulunma, işin ehline işi zorlaştırma ve herkes bildiği işi yapsın mantığıyla işin bitirilmesini bekle. Konumuzla ne alakası var? Türkiye’de kimi çevreler faiz kaldırılsın diye ara ara gündem oluşturuyor. Ekonomist değilim. Ama 31 yıldır ekonomi haberciliği ve yayıncılığı yapıyorum. Çok dinledim, çok okudum ve çok araştırdım. Markaların ürün veya hizmetlerine dair yüzlerce röportaj ve binlerce haber yaptım. Konunun muhatapları piyasa koşullarına göre iş yapan işverenler ve iş insanlarıydı. Herkes faizlerden ve enflasyondan bahsederdi ama kimseden “kaldırılmalı” cümlesini hiç duymadım.
Kaldı ki bunlar para, piyasa, banka, pazar ve gündem ile her zaman işleri olan iş insanları. Buna karşılık, günümüz Türkiye’sinde para, iktisat bilimi ve özellikle ekonomi ile ilişkisi ve teması olmayan kimi STK, parti veya topluluklar “faiz kaldırılmalı” diye gündem yapabiliyorlar. Yapabilirler. Herkes yapabilir. Bu hakka HÜR düşünceye HÜDA’ya inanan, inanmayan herkes sahip.
Ama mahalledeki tefecinin faizi ile piyasa faizi aynı değildir. Umarım mahallede ki tefecinin faizinden bahsetmiyorlardır. Yoksa gündemi boşu boşuna meşgul etmiş olurlar. Bu talepleri duyunca çık aklımdan mahalledeki faizci, tefeci diyorum bazen… O zaman konuşmaya, yazmaya bile değmez. Çünkü; Mahalledeki tefecinin faizi bir idari ve hukuki meseledir. Yok, politika faizi, gecelik borç verme ve borçlanma, likidite yönetimi, açık piyasa işlemleri, para arzı ve kredi koşulları, enflasyon beklentileri, mevduat faizi, konut kredisi, tüketici kredisi, ticari krediler, kredi kartları, sendikasyon kredileri ve bankalararası borçlanmadan söz ediyorsak, yazımıza devam edelim.
“Faizsiz Türkiye” diye gündem yapan toplulukların, umarım mahalledeki tefeci faizi ile piyasa faizini birbirine karıştırmadığını varsayalım.
Serbest söz hakkına herkes sahip. Ancak “kaldırılsın” diyorsanız, yerine ne getireceğinizi de önermeniz gerekir. Hedef kitlenize “Biz sizin adınıza gündem yapıyoruz, sizin taleplerinizi dile getiriyoruz.” demek kolaydır. Fakat ekonomide asıl mesele, talebi dile getirmek değil, yerine çalışacak sistemi ortaya koymaktır.
Faizi kaldırmak kolaydır. Peki sermayenin fiyatını kim belirleyecek?
“Faizsiz Türkiye süreci başlatılmalı. Faiz düzeni sorgulanmalı, alternatif çözüm mekanizmaları geliştirilmelidir.”
Bu cümle siyasi olarak güçlü, ahlaki olarak ikna edici ve dini referansları nedeniyle toplumun belirli kesimlerinde karşılığı olan bir söylem olabilir. Fakat ekonomi sloganlarla değil; fiyat, risk, kıtlık, beklenti ve teşviklerle çalışır.
Bu nedenle “faizsiz Türkiye” tartışmasını dini bir hüküm tartışmasının dışına çıkarıp iktisadın masasına yatırmak gerekir. Asıl soru “Faiz iyi midir, kötü müdür?” değildir.
Asıl soru şudur:
Faizi sistemden çıkardığınızda, onun ekonomide yaptığı işi kim yapacak? Onun yerine ne koyacaksınız?
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Faizi kaldırmak, sermayenin maliyetini kaldırmak değildir
Modern ekonominin en temel gerçeklerinden biri şudur:
Sermayenin bir maliyeti vardır.
100 lirayı bugün kullanmakla bir yıl sonra kullanmak aynı şey değildir. Para bugün yatırım yapılabilir, üretime sokulabilir, tasarruf edilebilir veya başka bir girişime kullandırılabilir. Buna risk, enflasyon, likidite ve fırsat maliyeti de eklendiğinde sermayenin fiyatı ortaya çıkar.
Faiz, modern finans sisteminde bu fiyatlamanın temel araçlarından biridir.
“Faizi kaldıralım” dediğinizde soru değişmez:
Sermayenin fiyatını ne belirleyecek?
Kâr payı derseniz sermayenin getirisi ortadan kalkmaz.
Vadeli satış farkı derseniz finansman maliyeti ortadan kalkmaz.
Ortaklık getirisi derseniz yatırımcının sermaye karşılığı ortadan kalkmaz.
Çünkü ekonomi, sözleşmenin adından çok işlemin ekonomik fonksiyonuna bakar.
Faizin adını değiştirmek, sermayenin maliyetini ortadan kaldırmaz.
Adam Smith bugün Türkiye’ye gelseydi…
Adam Smith’in düşüncesinden bugüne kalan en önemli derslerden biri, insan davranışlarının ekonomik sonuçlarını dikkate almaktır.
İnsan tasarruf eder.
İnsan yatırım yapar.
İnsan risk alır.
İnsan getiri bekler.
İnsan elindeki sermayenin alternatif kullanımını hesaplar.
Bunları siyasi bir kararla ortadan kaldıramazsınız.
Faizi sistemden çıkarabilirsiniz; ancak tasarruf sahibinin getiri beklentisini, yatırımcının risk hesabını ve şirketin finansman ihtiyacını ortadan kaldıramazsınız.
İnsan davranışı değişmeden fiyat mekanizması değişmez.
Faiz sistemden çekildiğinde ekonomik ihtiyaçlar yok olmaz. Sadece başka finansal araçlara dönüşür.
Devlet borçlanmayacak mı?
“Faizsiz ekonomi” fikrinin en zor sınavı bireysel kredi değil, devletin finansmanıdır.
Devlet bütçe açığı verdiğinde ne yapacak?
Altyapı yatırımlarını nasıl finanse edecek?
Uzun vadeli kamu yatırımlarının maliyetini nasıl hesaplayacak?
Devlet tahvili yerine sukuk kullanılabilir. Nitekim kullanılıyor. Ancak burada da sihirli bir çözüm yoktur.
Yatırımcı yine getiri bekler.
Risk yine fiyatlanır.
Vade yine vardır.
Devletin ödeme gücü yine önemlidir.
Piyasa koşulları yine belirleyicidir.
Finansal aracın adı değişebilir.
Ekonomik gerçeklik değişmez.
Faizsiz finans mümkündür; faizsiz ekonomi başka şeydir
Burada hakkaniyetli olmak gerekir. Faizsiz finansman modelleri mümkündür. Katılım bankacılığı, murabaha, mudaraba, müşaraka, sukuk ve kâr-zarar ortaklığı gibi araçlar belirli ihtiyaçlara cevap verebilir.
Dolayısıyla “faizsiz finans mümkün değildir” demek doğru değildir.
Fakat buradan “modern ekonomiyi faiz mekanizmasından tamamen çıkarabiliriz” sonucuna ulaşmak bambaşka bir iddiadır.
Çünkü modern ekonomi yalnızca bankalardan oluşmaz.
Merkez bankaları, tahvil piyasaları, para piyasaları, sermaye piyasaları, emeklilik fonları, sigorta şirketleri, şirket borçlanmaları ve uluslararası sermaye hareketleri aynı sistemin parçalarıdır.
Bu devasa mekanizmanın içinden faizin ekonomik fonksiyonlarını çıkarıp yerine ne koyacağınızı açıklamadan “faizsiz sistem” demek, ekonomi politikası değil, temenni açıklamasıdır.
Faizi sıfırlarsanız risk sıfırlanmaz
Faizin bütün ekonomik sorunların kaynağı olduğu düşüncesi iktisadi açıdan savunulabilir değildir.
Enflasyon varsa yatırımcı daha yüksek getiri talep edebilir. Ülke riski yükselirse finansman maliyeti artar. Kredi riski yükselirse sermaye pahalanır. Enflasyon beklentileri bozulursa tasarruf sahibi parasının değerini korumaya çalışır.
Bunların hiçbirini faiz kelimesini ortadan kaldırarak yok edemezsiniz.
Faizi sıfırlayabilirsiniz; riski sıfırlayamazsınız.
Faizi kaldırabilirsiniz; enflasyonu kaldıramazsınız.
Faiz oranını değiştirebilirsiniz; sermayenin kıtlığını değiştiremezsiniz.
Ekonominin acımasız tarafı tam olarak budur.
Türkiye’nin gerçek sorunu faiz mi?
Türkiye’nin ekonomik sorunlarını “faiz var” cümlesiyle açıklamak, karmaşık bir sistemi tek değişkene indirgemektir.
Asıl mesele; enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi, tasarrufların artırılması, üretken yatırımların finansmana erişmesi, sermaye piyasalarının derinleşmesi ve ekonomide öngörülebilirliğin güçlendirilmesidir.
Faiz bunların içinde önemli bir değişkendir.
Ama ekonominin tamamı değildir.
Bu nedenle “Faizsiz Türkiye” sloganından önce daha zor sorular sorulmalıdır:
Tasarruf neden yeterli değil?
Şirketler neden uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyuyor?
Yatırımcı neden risk primi talep ediyor?
Enflasyon beklentileri neden bozuluyor?
Sermaye neden bazı alanlara akarken bazı alanlardan uzaklaşıyor?
İktisat bilimi bu sorulara cevap arar. Sloganlar ise çoğu zaman bu soruları sormayı gereksiz hâle getirir.
Bir talep olabilir; ama ekonomik model olmak zorundadır
Bir siyasi parti “faizsiz Türkiye” isteyebilir. Bu, demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır.
Ancak bunu bir ekonomik model olarak ortaya koyuyorsanız, matematiğini de açıklamak zorundasınız.
Devlet nasıl borçlanacak?
Bankalar nasıl çalışacak?
Tasarruf sahibi neden parasını sisteme sokacak?
Şirketler yatırım sermayesini nereden bulacak?
Kredi riski nasıl fiyatlanacak?
Enflasyon nasıl yönetilecek?
Merkez bankası nasıl hareket edecek?
Uluslararası yatırımcı hangi risk-getiri hesabıyla Türkiye’ye gelecek?
Bu soruların cevabı yoksa ortada henüz bir ekonomik model yoktur.
Çünkü ekonomi iyi niyetle kurulmaz.
Ekonomi, çalışan teşviklerle kurulur.
Asıl mesele faiz değil, sermayenin fiyatıdır
Bugün “Faizsiz Türkiye” diyenlere sorulması gereken en basit soru şudur:
Faizi kaldırdığınızda onun yaptığı işi kim yapacak?
Cevap başka bir finansal araçsa, o aracın fiyatı nasıl belirlenecek?
Cevap kâr payıysa, sermayenin getirisi nasıl hesaplanacak?
Cevap devlet destekli finansmansa, bunun maliyetini kim ödeyecek?
İşte gerçek tartışma burada başlıyor.
Bir ekonomide herhangi bir maliyeti siyasi kararla görünmez hâle getirebilirsiniz.
Ama o maliyeti ortadan kaldıramazsınız.
Ekonomi faturayı mutlaka bir yerden keser.
Türkiye’nin ihtiyacı faiz kelimesiyle savaşmak değil; enflasyonla, verimsizlikle, düşük tasarrufla, yüksek risk primiyle ve sermayenin yanlış dağılımıyla mücadele etmektir.
Faizsiz finansın önünü açmak mümkündür. Katılım finansını büyütmek, kâr-zarar ortaklığı modellerini geliştirmek, sukuk piyasasını derinleştirmek ve alternatif finansman kanallarını genişletmek de mümkündür.
Ancak bunların hiçbirisi, modern ekonominin faiz mekanizmasına ilişkin bütün işlevlerini sihirli biçimde ortadan kaldırmaz.
Keynes’in bıraktığı önemli not
John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Moneyadlı eserinde faiz oranını, özünde “belirli bir süre için likiditeden vazgeçmenin ödülü” olarak tanımlar. (people.duke.edu)
Bu yaklaşım, tartışmanın özünü anlamak açısından hâlâ önemlidir.
Çünkü para yalnızca para değildir. Aynı zamanda zaman, likidite, risk ve tercih meselesidir.
Dolayısıyla faizi kaldırmayı tartışabiliriz.
Faizsiz finansı büyütmeyi de tartışabiliriz.
Ancak yerine ne koyacağımızı, bunun maliyetini kimin üstleneceğini ve sistemin nasıl çalışacağını konuşmadan “faizsiz Türkiye” demek ekonomik bir program değil, yalnızca siyasi bir hedef olarak kalır.
Grafikten bir fotoğrafı kaldırdığınızda, boşluğu neyle dolduracağınızı bilmek zorundasınız. Ekonomide de durum farklı değildir.
Faizi kaldırabilirsiniz.
Ama yerine ne koyacağınızı bilmiyorsanız, duvardan bir sıra tuğla çekmiş olursunuz.
Ve ekonomi, o boşluğu mutlaka bir yerden doldurur. Suyun akıp yatağını bulduğu gibi…
Adnan Ateş
Gazeteci-Yazar
Ekovizyon Dergi










