Bugün ilginç bir sohbetin içindeydim.
Türkiye'nin dört bir yanında yüzlerce şubesi bulunan bir gıda markasının yöneticisiyle konuşuyorduk. Sohbet; menülerden, yeni şubelerden ve büyüme planlarından derken bir anda hiç beklemediğim bir cümle geldi.
"Artık franchise (bayilik) bedelini taksitle alıyoruz."
Bir an durdum.
Çünkü yıllardır bu sektörü takip eden biri olarak, franchise denildiğinde akla gelen ilk şeylerden biri peşin ödenen giriş bedeliydi. Marka tabelasını teslim eder, yatırımcı da bedelini peşin öderdi. Kimse, "Bunu altı taksit yapabilir miyiz?" diye sormazdı.
Meğer artık soruyormuş.
Daha doğrusu sormak zorunda kalıyormuş.
Ve daha ilginci...
Marka sahipleri de artık "Olur." demeye başlamış.
Ekonomi bazen rakamlarla anlatılır.
Bazen de taksit sayısıyla.
Bugün geldiğimiz noktada yalnızca otomobil, beyaz eşya ya da cep telefonu taksitle satılmıyor.
Anlaşılan o ki artık markalar da taksitleniyor.
Franchise bedelinin vadeye bağlanması, aslında finansal bir yenilikten çok ekonominin sessizce yazdığı yeni bir davranış biçimi.
Çünkü ekonomik iklim değiştiğinde önce tüketici davranışı değişir.
Sonra yatırımcı davranışı.
En sonunda ise markalar da değişmek zorunda kalır.
Eskiden marka seçerdi.
Şimdi masa iki taraflı kuruluyor.
Eskiden yatırımcı, "Beni kabul eder misiniz?" diye sorardı.
Bugün ise iki taraf da birbirine aynı soruyu yöneltiyor:
"Bu işi birlikte çevirebilir miyiz?"
İşte pazarlık tam da burada başlıyor.
Kimi zaman giriş bedeli...
Kimi zaman ödeme planı...
Kimi zaman royalty...
Kimi zaman reklam katkı payı...
Eskiden sözleşmenin dipnotunda kalan maddeler, bugün masanın en önemli başlığına dönüşmüş durumda.
Belki de Türkiye'de ilk kez franchise görüşmeleri, banka kredi müzakerelerini andırmaya başladı.
Bir taraf büyümek istiyor.
Diğer taraf yatırım yapmak istiyor.
Ama ikisinin de cebindeki hesap makinesi aynı rakamları göstermiyor.
Ekonominin ilginç tarafı da bu.
Hiç kimse fiyatını düşürmek istemiyor.
Ama herkes ödeme şeklini değiştirmek zorunda kalıyor.
Bu yüzden bugün "taksitli franchise" bana yalnızca yeni bir satış modeli gibi görünmedi.
Aslında bu, piyasanın ruh hâlinin kısa bir özeti.
Çünkü ekonomi zorlaştığında önce tabelalar küçülmez.
Önce peşinatlar küçülür.
Belki de yakın gelecekte franchise fuarlarında şu cümleyi duymaya başlayacağız:
"12 aya kadar vade, erken kapamada indirim."
Şaka gibi geliyor.
Ama birkaç yıl önce biri bana, "Franchise bedelini taksitle ödeyeceksiniz." deseydi, muhtemelen ben de gülümserdim.
Bugün ise kimse gülmüyor.
Çünkü mesele artık yalnızca bir markanın büyümesi değil.
Mesele, büyüyebilmek için kuralların sessizce yeniden yazılıyor olması.
Ekonomi bazen manşetlerden değil, sözleşmelerin ödeme planlarından okunur.
Bugün duyduğum o tek cümle, belki de son aylarda karşılaştığım en güçlü ekonomik göstergelerden biriydi.
Markalar hâlâ büyümek istiyor. Yatırımcılar hâlâ hayal kuruyor. Ancak artık her iki taraf da o hayalin maliyetini birlikte hesaplıyor. Masadaki en önemli başlık logo değil, ödeme takvimi oluyor.










