Size bir soru sorarak başlamak istiyorum.
Sizce kapitalizmin en büyük icadı nedir?
Tekerlek mi?
Buhar makinesi mi?
İnternet mi?
Bence hiçbiri...
Kapitalizmin en büyük icadı yalnızca dört kelimeden oluşuyor:
"Şimdi al, sonra öde."
İlk duyduğunuzda kulağa çok masum geliyor, değil mi?
Hatta insana iyilik yapıyormuş gibi...
Ama biraz durup düşünün.
Bu sistem bize gerçekten eşya mı satıyor, yoksa geleceğimizi mi?
Eskiden insanlar önce çalışır, para biriktirir, sonra satın alırdı.
Şimdi ise tam tersini yapıyoruz.
"Henüz kazanmadığımız parayı harcıyor, sonra yıllarca onu ödemek için çalışıyoruz."
Yani aslında sadece bir telefon ya da bir otomobil almıyoruz.
Gelecekteki zamanımızı bugünden satıyoruz.
En ilginç tarafı da şu...
Kapitalizm size hiçbir zaman "Gel, borçlan." demez.
"Sen bunu hak ediyorsun." der.
"Hayallerini erteleme." der.
Ama o hayalin arkasına otuz altı taksit eklemeyi de unutmaz.
Sonra bir bakıyorsunuz...
Telefon sizin cebinizde ama maaşınızın bir kısmı hâlâ bankanın kasasında.
Evinizde oturuyorsunuz ama otuz yıl boyunca aslında ev için değil, borç için çalışıyorsunuz.
Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki sahip olduğunuzu sandığınız şeyler, sizi sahiplenmeye başlamış.
Çünkü her eşya ilgi ister.
Bakım ister.
Masraf ister.
Zaman ister.
Ve en değerlisi de budur zaten...
Zaman.
Çünkü para yeniden kazanılır.
Ama geçen bir günü, geçen bir yılı hiçbir banka geri veremez.
O yüzden alışveriş yapmadan önce kendime iki soru sormaya çalışıyorum.
Gerçekten buna ihtiyacım var mı?
Yoksa bana ihtiyaçmış gibi mi hissettiriliyor?
Bir de şu soruyu...
Bunu almak için ömrümden kaç gün vereceğim?
İnanın, bu iki sorunun cevabı bazen insanı alışverişten vazgeçiriyor.
Ben kimseye teknoloji kullanmayın demiyorum.
Kimseye ev almayın, araba almayın da demiyorum.
Anlatmaya çalıştığım şey çok daha basit.
Hayatımızı kolaylaştıran şeyleri satın alalım.
Ama hayatımızın kendisini taksite bağlamayalım.
Çünkü gerçek zenginlik, daha çok şeye sahip olmak değildir.
Daha az şeye mecbur olmaktır.
Ve belki de bugün söyleyebileceğimiz en özgür cümle şudur:
"Hayır... Teşekkür ederim. Buna hiç ihtiyacım yok."










