Türkiye sermaye piyasası son dönemde fonlar, olağan dışı fiyat hareketleri ve manipülasyon iddiaları üzerinden ve maalesef her zamanki gibi önemli bir güven sınavından geçiyor. Ülkenin bir gerçeğidir bitmeyen sınavlar…
Belki artık yalnızca “Kim yaptı?” sorusunu değil, daha önemli bir soruyu tartışmalıyız: “Böyle işlemleri daha erken görebilecek bir teknolojik altyapı kurulabilir mi?” Görüp susanlar, yetkileri olduğu hâlde müdahale etmeyenler olsa da teknolojik olarak ve şeffaf bir şekilde olacak bir teknik ile mümkündür. Nasıl mı?
Bence kurulabilir. Blockchain (blokzincir) ile bu mümkündür.
Burada Bitcoin'den, kripto para spekülasyonundan ya da Borsa İstanbul'un tamamını blockchain'e taşımaktan söz etmiyorum. Blockchain'in sermaye piyasaları açısından asıl değeri, “işlemlerin zaman damgalı, doğrulanabilir ve geriye dönük olarak izlenebilir kayıtlarını oluşturabilmesidir.” Bir fon hangi varlığı, ne zaman, hangi kurum üzerinden aldı? İşlem hangi hesaplarla bağlantılıydı? Varlık daha sonra nereye geçti? Tüm hareketlere ait dijital izlerin takibinden bahsediyorum. Doğru tasarlanmış bir blockchain altyapısı, yetkili kurumlara bu hareketlerin güçlü bir dijital izini sunabilir.
Blockchain suçu veya manipülasyonu tek başına önlemez. Ancak finansal işlemlerin izini kaybettirmeyi zorlaştırabilir. Sermaye piyasası açısından önemli olan da budur: “Şeffaflık, kayıt bütünlüğü ve denetlenebilirlik.” Hepsi bu. Dünyada ilk olan bir şeyden de bahsetmiyorum…
Dünya finans sistemi de blockchain'i artık yalnızca kripto para teknolojisi olarak görmüyor. Nasdaq, 2015'te özel şirket hisselerinin kayıt ve transferi için blockchain tabanlı Nasdaq Linq'i geliştirdi. Eurosystem ise 2024'te dağıtık defter teknolojisiyle finansal işlemlerin merkez bankası parasıyla mutabakatını gerçek işlemler üzerinden test etti.
Türkiye de sıfırdan başlamıyor.
Takasbank'ın geliştirdiği TAKASCHAIN, kurumsal blockchain konusunda önemli bir deneyim oluşturdu. TCMB'nin dijital Türk lirası çalışmalarında da tokenizasyon, programlanabilir ödemeler ve sistemlerin birlikte çalışabilirliği araştırılıyor. Dolayısıyla teknoloji de deneyim de insan kaynağı da var.
Bundan sonraki adım, “SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, MKK, bankalar ve yetkilendirilmiş finans kuruluşlarının dahil olduğu izinli bir finansal blockchain ağını” tartışmak olabilir. Mevcut borsa sistemini kaldırmaya gerek yok. Blockchain onun yerine değil, üzerine kurulacak ikinci bir “güven ve denetim katmanı” olabilir. Bahsettiğim şey budur. Sıfırdan bir altyapı veya sistemden bahsetmiyorum.
Fon hareketleri, menkul kıymet sahipliği, teminatlar ve belirli takas işlemleri bu sistemle ilişkilendirilebilir. Akıllı sözleşmeler önceden belirlenen kuralları kontrol ederken, yapay zekâ olağan dışı işlem hareketlerini denetçilerin önüne çıkarabilir.
Formül aslında basit:
“Blockchain kayıt tutar. Yapay zekâ şüpheli hareketleri bulur. Daha sonra da insan ve kamu otoritesi yapılması gerekenlere karar verir.”
Türkiye'nin başka ülkelerin blockchain ağlarını beklemesine de gerek yok. Kendi sermaye piyasasının ihtiyaçlarına göre izinli, denetlenebilir ve regülasyona uyumlu bir finansal ağ kurulabilir.
Belki de Türkiye'nin yeni bir kripto paradan önce, finansal sisteminin “kara kutusuna” ihtiyacı var. Uçak kazasından sonra kara kutuyu açıyoruz. Finans dünyasında ise kara kutuyu işlem gerçekleşirken okuyabilecek teknolojiye sahibiz.
Blockchain borsadaki suçu bitirmez. Ama doğru kurulursa paranın ve menkul kıymetin bıraktığı izi silmeyi çok daha zor hâle getirebilir. Lakin günümüz dijital altyapıları hosting dediğimiz, güvenlik duvarları zaman zaman aşılan, zayıf olan veri ağından bahsediyoruz. Blockchain'de ise hiçbir işlem kaydı geriye dönük silinemiyor. Suçun, suçlunun takibi daha kolay olur. Finansal piyasalarda suç takibi isteyen her devlet mutlaka blockchain ile bunu yapmak isteyecektir.










