"İmparatorun Evi: Augustus'tan Mutlakiyetçilik Çağına Saraylar"

'İmparatorun Evi: Augustus'tan Mutlakiyetçilik Çağına Saraylar'
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

"İmparatorun Evi: Augustus'tan Mutlakiyetçilik Çağına Saraylar" konulu uluslararası kolokyum Pera Müzesi'nde.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği "İmparatorun Evi: Augustus'tan Mutlakiyetçilik Çağına Saraylar" konulu uluslararası kolokyum Pera Müzesi'nde

18 – 20 Ekim 2012

Pera Müzesi Oditoryumu

Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ile Alexander von Humboldt Vakfı işbirliğinde, 18 - 20 Ekim tarihlerinde Pera Müzesi Oditoryumu'nda "İmparatorun Evi: Augustus'tan Mutlakiyetçilik Çağına Saraylar" konulu uluslararası bir kolokyum düzenleniyor.

Türkiye, Fransa, Amerika, İngiltere, Bulgaristan, Almanya, İsviçre, Norveç, Avusturya ve İsveç'ten yirmi sekiz akademisyen, antik çağdan 18. yüzyıla uzanan bir süreçte batı ve doğu saraylarına, arkeoloji, mimari, saray teşrifatı, törenler gibi çeşitli konu başlıkları kapsamında odaklanarak, kültürler arası etkileşime dair yeni bakış açıları ortaya koymayı hedefliyor.

Ek: PROGRAM

Sempozyum dili İngilizce, Fransızca ve Almanca'dır.

Simultane tercüme yapılmayacaktır.

Etkinlik ücretsizdir.

Pera Müzesi Oditoryumu

Meşrutiyet Caddesi No: 65

34443 Tepebaşı - Beyoğlu

Kolokyum bilgi:

Roma İmparatorluk döneminde, Palatino Tepesi'ndeki saray, sadece imparatorun yaşadığı yer değil, aynı zamanda imparatorluğun yönetim merkeziydi. Devletin sembolü konumundaki yapı, zaman içinde büyük bir mimari komplekse dönüşmüştü. Merkezi otoritenin güçlenmesi, hem imparatorluk ailesini din ve devlet adamlarıyla buluşturan saray törenleriyle hem de sarayın hemen yanıbaşında konumlandırılan Circus Maximus'ta imparatorun halkla buluşması ve hükümranlığının onaylanmasıyla sağlanıyordu. Saray, circus veya hipodromun birlikte konumlandırılması, Tetrarşi döneminin yeni güç merkezleri Milano ile Nikomedeia'da (İzmit) ve daha sonra Konstantinopolis'te de görülür. İmparator Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi, saray ve sarayda gerçekleştirilen törenler ise kutsal addedilmişti.

Roma ve Hıristiyan geleneklerini bünyesinde toplayan Konstantinopolis sarayı, Dördüncü Haçlı Seferi'ne kadar yapısını koruyabilmiş ve eski Roma toprakları üzerinde kurulan yeni Vizigot, Lombard, Merovenj, Karolenj ve İslam devletlerine model olmuştur. Daha sonra Rönesans hükümdarları kendi saraylarının mimarisi için antik kalıntılardan ve Roma edebiyatından ilham almışlar, Geç Bizans sarayının törenlerinden etkilenmişlerdir. 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen mutlakiyetçilikle birlikte saray, merkezileşen büyük devletlerin yeniden bir güç sembolü haline gelir, Roma ve Bizans saray geleneklerine olan ilgi de buna koşut olarak artar.

Kaynak: Bültenler