TBB Başkanı Özok'dan "Din Siyasete Alet Ediliyor" Eleştirisi
TBB Başkanı Özdemir Özok, Ttb'nın 30. Olağan Genel Kurulu'nda, Hükümete Yönelik Eleştirilerde Bulundu. Dinin Siyasete Alet Edildiğini Savunan Özok, Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e de Sitem Etti.
TBB Başkanı Özdemir Özok, TTB'nın 30. Olağan Genel Kurulu'nda, hükümete yönelik eleştirilerde bulundu. Dinin siyasete alet edildiğini savunan Özok, eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e de sitem etti.
TBB 30. Olağan Genel Kurulu, TBB Genel Merkezi'nde başladı. Genel Kurul'un açılış konuşmasını TBB Başkanı Özdemir Özok yaptı. TBB Başkanı Özok, konuşmasına Türkan Saylan'ın çağdaş eğitim ve sağlık alanlarında üstün görevler yapan bir bilim insanı olduğunu söyleyerek başladı. Özok, "Yüreği insan sevgisi, kafası çağdaş düşünceler ile yüklü olan bu örnek insana ömrünün son günlerinde reva görülenlere, cenazesine katılan sessiz yığınlar çok anlamlı bir yanıt vermiştir. Yakından tanıdığım sevgili Türkan hocaya Allah'tan rahmet, ailesine ve dostlarına sabırlar dilerim" dedi.
-ESKİ ADALET BAKANI ŞAHİN'E SİTEM-
Yıllardır TBB Başkanı olarak hukuk adına, yargı adına, demokrasi adına, insan hakları adına, meslek ve yurt sorunları adına kimi tespit ve değerlendirmeler yaptığını söyleyen Özok, "Ancak bunca uğraş sonucu ortaya koyduğumuz görüş ve düşüncelerimiz konunun sorumluları tarafından yeterince algılanamamaktadır. Önceki dönem adalet bakanlarından birisi baro ve Türkiye Barolar Birliği başkanlarının konuşmalarıyla ilgili olarak "anlatılanlarda zerre kadar hukuk sorunu yok, siyaset ve ideoloji var' diyebilmiştir. Oysa bu kürsüden Prof. Dr. Faruk Erem'den başlayarak günümüze kadar, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi, demokrasi, insan hakları gibi ülkemiz için yaşamsal önemi olan evrensel ilke ve kavramlarla ilgili tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır" dedi. Özok, demokrasinin eksiksiz işlemediği, insan haklarının tartışmasız bir biçimde yerleştiği, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarının yaşam bulduğu bir Türkiye'nin konuşulmuş olmasını istediğini kaydederek, "Siyasal iktidarların yargıyı etkilemediği, din gibi toplumun büyük çoğunluğunun bağlı olduğu ortak değerlerin günlük siyaset aracı olarak kullanılmadığı, ülke siyaset ve toplumsal ilişkilerinde tarikat ve cemaat temsilcileri şıh ve şeyhlerin etkili olmadığı, siyasilerin söylem ve eylemlerinin örtüştüğü, çağdaş bilimin tartışma konusu yapılmadığı, sadaka toplumunun dışlandığı ve herkesin sosyal güvenlikten yararlandığı, kimsenin yarınından kuşku ve korku duymadığı, huzur, barış ve güvenin hüküm sürdüğü her alanda tam bağımsız bir Türkiye'de konuşmuş olsaydık da, batılı ülkelerdeki meslektaşlarımız gibi sadece mesleğimizin teknik ve uygulama yönlerim dillendirebilseydik" diye konuştu.
-"BU ENDİŞELERİ SADECE BİZ YAŞAMIYORUZ"-
Yaşanan olumsuzluklar karşısında, Türkiye'nin geleceğine yönelik kimi yaşamsal sorunların zaman zaman kamuoyuyla paylaşılması, hukukçu ve aydın olmanın yanında kendilerine yasa ile yüklenmiş ağır bir görev ve sorumluluğun gereği olduğunu söyleyen Özok, "Kaldı ki, hukuk devleti ve onun ayrılmaz parçası olan yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi yanında, adalete erişim ve adil yargılanma hakkı ile ilgili kuşku ve eleştirileri sadece biz taşımıyoruz.
Hak ve adalet kavramlarına duyarlı yurttaşların yanı sıra yerel mahkemelerdeki en kıdemsiz yargıç ve savcıdan yüksek mahkemelerin sayın başkanlarına kadar bu endişe toplumun bütün kesimleri tarafından yoğun bir biçimde yaşanmakta ve dillendirilmektedir" dedi.
-"İKTİDARIN GÖREVİ YARGIYI AYAK BAĞI OLARAK GÖRMEK DEĞİL"-
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın 24 Nisan'daki konuşmasına da değinen Özok, Kılıç'ın önemli tespit ve değerlendirmeler yaptıktan sonra "kendisinin yargıçlık yaşamı çok kısa olmasına karşın" yargı bağımsızlığı ile ilgili olarak "bitmeyen senfoni" nitelemesi yaptığını anımsattı. Özok, "Danıştay Başkanı da 10 Mayıs 2009 günlü konuşmasında hukuk devleti, insan hakları, demokrasi ve adil yargılanma hakkıyla ilgili çok önemli mesajlar verdikten sonra "üzülerek ifade ediyorum ki, bizim üzerinde önemle durduğumuz ve sıklıkla yenilediğimiz öneriler, devlet adına yetki kullanan makamlarca yeterince önemsenmemiştir. Hukukun üstünlüğünün tüm kurum ve kurallarıyla yaşama geçirilmesi, tam bağımsız ve güvenceli bir yargının tesisi için görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmaktan hiçbir zaman geri durmayacağız' demiştir" hatırlatmasında bulundu.
Siyasal iktidar temsilcilerinin yapması gerekenin "bu seslere" kulak vermek olduğunu ifade eden Özok, "Yoksa her fırsatta mahkeme kararlarını eleştirmek, kararların etrafından dolanmak, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinin içini boşaltmak, hukuku ve yargıyı ayak bağı olarak görmek değildir" dedi. .
-"AVUKATLIK KANUNU HAZIRLANMALI"-
Görev süresince yapılanları da kısaca anlatan Özok, "Barolar güç vermediği sürece Türkiye Barolar Birliği'nin başarılı olmasına olanak yoktur" uyarısında bulundu.
Artık yeni bir dönem başladığını ve bu yeni dönemde baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin kurumsallaşması yönünde çok önemli çalışmalar yapılması gerektiğini kaydeden Özok, "Kuşkusuz bunların başında mevcut eksiklerin giderilmesi suretiyle yeni bir Avukatlık Kanunu hazırlanması ve yasalaşması için güvenli bir ortamın sağlanması başta gelmektedir. Staj ve meslek içi eğitim öncelikli olmak üzere mesleğin tüm yaşanan sorunlarını önümüze alıp sadece Türkiye Barolar Birliği'nin on yöneticisiyle değil, 78 baro ve 70 bine yaklaşan meslektaşımızla birlikte ciddi, tutarlı ve ısrarlı bir biçimde kovalamalıyız" dedi.
-"BİRLİK OLALIM"-
Avukatlık Kanunu hazırlanması için yapılması gerekenleri de tek tek sıralayan Özok, "Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, siyasal iktidar temsilcilerinin ikinci bahar mesleği olarak ifade ettiği noterlik mesleğini, avukatlık mesleği alanlarına da el uzatma girişimlerine ve ömür boyu bahar mesleği haline getirilmesine karşı durmalı" uyarısında bulundu. Özok, şöyle konuştu:
"Baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin satır başlarıyla sıraladığım kimi mesleki sorunlar yanında, yıllardır kronikleşen, yeşil pasaport, ruhsat harçları, protokol, avukatlık kimliğinin geçerliliği, kamu kurum ve kuruluşlarında muhatap olunan durumlar, cezaevlerinde, mahkeme kalemlerinde ve icra dairelerinde yaşanan olumsuzluklar, duruşma salonlarının önlerindeki çileler, emanet ve mezat salonlarındaki hukuk dışılıklar, tabi ki gayrimenkul satış işlemlerindeki uygunsuzluklar ve tüm bunların yanı sıra, savcı-avukat-yargıç ilişkilerinde avukatlar aleyhine gelişen olumsuzluklar. Yıllardır, barolarımız başta olmak üzere, verilen onca mücadeleye karşın, kronikleşen bu güncel sorunlarda istenilen ve özlenilen başarı elde edilememiştir. Sayılan tüm bu sorunların çözümü barolar ve Türkiye Barolar Birliği'nin sıkı işbirliği ve kararlı mücadelesiyle mümkün olacaktır. Türkiye Barolar Birliği yönetimini oluşturan belli sayıdaki meslektaşlarımız ne kadar çalışkan, ne kadar başarılı, ne kadar üretken, ne kadar enerjik olursa olsun onların etkinliği sınırlıdır. Kesin çözüm, 78 baro ve 70 bine varan avukat gücünü, enerjisini, dikkatini, ilgisini, emeğini, sorunlar üzerine odaklamak ve seri eylemler başta olmak üzere birlikte hareket etmektir. Dönem güzel söylemler dönemi değil, kalıcı ve sonuç alıcı eylemler dönemidir."
-"HUKUK ÜSTÜNLÜĞÜ SÖYLEMDE KALDI"-
Hiçbir kısır çekişme ve engelin TBB'yi hedefinden saptıramayacağını ifade eden Özok, "Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramının söylemlerde kaldığı, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinin sadece anayasa metinlerinde vurgulandığı, hak ve adalet duygusunun toplum belleğinden silindiği, siyaset başta olmak üzere, tüm toplumsa ilişkilerin kirlendiği, cumhuriyet değerlerinin alabildiğine yıprandığı, en iyimser yurttaşın dahi yaşananlar karşısında karamsarlığa kapıldığı, kutsal din duygularının acımasızca sömürüldüğü, itaat, biat ve kör töre kültürünün tutsağı kişilerin özgürlük ve demokrasi havarisi kesildiği, bilimin aydınlık yolunun dışlandığı, ülke bütünlüğünün bölünme eşiğine geldiği, tüm çağdaş kurum ve kavramların acımasızca karalandığı, bir karanlık dönemden geçiyoruz" diye konuştu.
Yollarının Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının aydınlattığı "çağdaş, özgür ve tam bağımsız, demokratik, laik sosyal hukuk devleti" olan Türkiye Cumhuriyeti yolu olduğunu vurgulayan Özok, "Bu yoldan bizi hiçbir güç alıkoyamayacak ve engelleyemeyecektir" dedi.(ANKA)
(ONR/HF/BUN)















