Prof. Dr. Sayyid: İslamofobi soykırıma varan siyasi bir proje
Leeds Üniversitesi'nden Prof. Dr. Salman Sayyid, İslamofobinin bireysel önyargı değil, Müslümanlığı kamusal alanda engellemeyi amaçlayan siyasi bir proje olduğunu ve nihai mantığının soykırıma uzandığını söyledi.
İngiltere Leeds Üniversitesi'nde Dekolonyal Düşünce ve Sosyal Teori Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Salman Sayyid, Müslüman karşıtlığının (İslamofobi) sadece bireysel bir ön yargı meselesi olmadığını, Müslümanlığın kamusal alanda görünür ve ifade edilebilir olmasını engellemeyi amaçlayan siyasi bir proje olduğunu belirterek, "Müslüman karşıtlığı mikro saldırılardan kurumsal ayrımcılığa uzanır. Nihai mantığı ise soykırımdır." dedi.
Anadolu Ajansına değerlendirmelerde bulunan Sayyid, Müslüman karşıtlığının çoğu zaman başörtülü kadınlara yönelik saldırılar veya ayrımcılık vakaları üzerinden ele alındığını ancak bunun çok daha kapsamlı bir siyasi ve ideolojik düzeni perdelediğini söyledi.
"Müslüman karşıtlığı kurumsal bir mesele sadece nefret değil"
Müslüman karşıtlığının yalnızca Müslümanlara karşı düşmanlık duyan bireylerin tutumu olarak ele alınmasının yanıltıcı olduğunu belirten Sayyid, meseleye siyasi bir çerçeveden bakılması gerektiğini vurguladı.
Havalimanı gümrük noktalarında çalışan Müslüman görevlilerin dahi, başörtülü ya da sakallı yolculara karşı kurumsal eğitim aldıkları biçimde davrandığını, bunun kişisel bir nefretten değil kurumsal bir mekanizmadan kaynaklandığını anlatan Sayyid, "Bu kişiler Müslümanlardan nefret etmez ama farkında olmadıkları kurumsal bir yapının parçasıdırlar." diye konuştu.
Müslüman karşıtlığı temelinde Müslümanlığın "tehlikeli" görülmesi ve kısıtlanması gerektiği fikrinin yattığını belirten Sayyid, "Asıl mesele şudur: Müslümanlar kendilerini Müslüman olarak ifade edebiliyor mu? Müslüman karşıtlığı tam da bunu engellemeye çalışır." ifadelerini kullandı.
"Müslüman karşıtlığının mantığı soykırımdır"
Müslüman karşıtlığının genellikle "hafif bir rahatsızlık" olarak algılandığını, oysa mikro saldırılardan kurumsal ayrımcılığa uzanan ve nihayetinde soykırıma varabilen bir mantığa sahip olduğunu söyleyen Sayyid, "Bosna'yı, Çeçenistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Keşmir'i, Arakan'ı düşünün. Bu örneklerin pek çoğunda insanlar Müslüman kimlikleri nedeniyle soykırıma maruz kaldı." dedi.
Filistin'in bugün yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını ifade eden Sayyid, birçok toplumun Filistin'le kurduğu dayanışmanın sömürgecilik karşıtı ortak bir hafızaya dayandığını dile getirdi. "Filistinleşme" kavramını iki yönlü değerlendiren Sayyid, bunun sömürgeci bakış açısından bir halkın değersizleştirilmesi ve siyasal özne olmaktan çıkarılması anlamına geldiğini, sömürgecilik karşıtı perspektiften ise direniş ve özgürleşmenin sembolü haline geldiğini söyledi.
"En iyi İslamofoblardan bazıları Müslümandır"
Sayyid, Müslüman olmanın kişiyi otomatik olarak Müslüman karşıtlığı dışında bırakmadığını söyledi.
Sayyid, "Bazı en iyi İslamofobların (Müslümanlara karşı mantıksız düşmanlık besleyen kişi) Müslüman olduğunu kabul etmek gerçekten önemli. Bunu olumlu bir anlamda söylemiyorum; fakat Müslüman olduğunuz için Müslüman karşıtı olamayacağınız fikri yanlış bir anlayıştır." şeklinde konuştu.
Birçok Müslümanın, Müslümanlığın yönetimde söz sahibi olmasını engellemek amacıyla otoriter rejimleri, askeri darbeleri ve diktatörlükleri desteklediğini belirten Sayyid, bunun Müslümanların çoğunlukta olduğu toplumlarda demokrasinin önünü kapatan bir tutum olduğunu ifade etti.
"Müslüman karşıtlığı bir ırkçılık biçimidir"
Müslüman karşıtlığının küresel ölçekte güç kazanmasının en önemli nedenlerinden birinin, ona karşı yürütülen mücadelenin dağınık, örgütsüz ve zayıf kalması olduğunu söyleyen Sayyid, Müslüman karşıtlığına karşı olan girişimlerin çoğunlukla meseleyi yanlış teşhis ettiğini dile getirdi.
"Müslüman kuruluşlara ya da devletlere Müslüman karşıtlığından söz ettiğinizde çoğu zaman 'İnsanlara İslam'ı anlatalım' ya da 'Dinler arası diyaloğu güçlendirelim' cevabını alıyorsunuz." diyen Sayyid, sorunun bilgi eksikliği olmadığını vurguladı.
Müslüman karşıtlığı ancak bir ırkçılık biçimi olarak kavrandığında doğru analiz edilebileceğini ifade eden Sayyid, "Irkçılık insanların bir toplumu yeterince tanımamasından kaynaklanmaz. Bu nedenle Müslüman karşıtlığını da yalnızca cehaletle açıklayamayız." değerlendirmesinde bulundu.
Etnik milliyetçiliğin yükseldiği her yerde Müslüman karşıtlığının da yükseldiğini belirten Sayyid, "Etno-milliyetçilikle mücadele etmek aynı zamanda Müslüman karşıtlığıyla mücadele etmektir." dedi. Mücadelenin nihayetinde siyasi bir karar gerektirdiğini vurgulayan Sayyid, hesap verebilir yönetimlerin bulunduğu ülkelerde Filistin'e dayanışma gösterilerine daha çok izin verildiğine, hesap verebilirliğin sınırlı olduğu yerlerde ise Filistin bayrağının dahi yasaklandığına dikkati çekti.
"Müslüman karşıtlığı artık dünyanın grameri haline geldi"
Son yıllarda Müslüman karşıtlığının yeni bir evreye geçtiğini, artık belirli ülkelerle sınırlı bir ayrımcılık biçimi olmaktan çıkıp küresel siyasetin temel dillerinden biri haline geldiğini aktaran Sayyid, "Müslüman karşıtlığı artık dünyanın grameri haline geldi. Mücadele bireysel değil kolektif yürütülmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Filistin meselesinin de bu mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Sayyid, Müslüman karşıtlığına karşı çıkmanın aynı zamanda Filistinlilerin boyun eğdirilmesine, etno-milliyetçiliğe, ulus-devlet sınırlarına ve neoliberal düzene karşı çıkmayı da gerektirdiğini kaydetti.
Bangladeş'te eski Başbakan Şeyh Hasina'nın devrildiği gösterilerde ülke bayrağının yanı sıra Filistin bayrağının da taşınmasını buna örnek gösteren Sayyid, "İnsanlar Filistin'de, Müslümanlığın küresel ölçekte geleceğini görüyor." dedi.
"Umut da var, kötüleşme de"
Genç Müslümanların kimliklerine yeniden sahip çıkmasını umutla karşıladığını belirten Sayyid, bazı şeylerin kötüye, bazı şeylerin ise iyiye gittiğini söyledi. 20 yıl önce İstanbul'da böyle bir söyleşinin mümkün olmayacağını, bugün burada bir dekolonizasyon forumunun düzenlenmesinin önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.
1960'larda Müslümanlığın 20-30 yıl içinde yok olacağı yönünde öngörüler bulunduğunu hatırlatan Sayyid, "Bugün tarihte hiç olmadığı kadar çok Müslüman yaşıyor. Ama şu anki sınav şu. Müslüman karşıtlığı dünyanın bir tür grameri haline geldi ve buna karşı kolektif değil bireysel olarak direnirsek bizi yok edebilir." diye konuştu.
Müslüman karşıtlığıyla mücadelenin Filistin'in özgürlüğü, ulus-devletin ötesinde düşünme ve neoliberal düzenin sorgulanmasıyla iç içe geçtiğini söyleyen Sayyid, verilen her mücadelenin aslında Müslüman karşıtlığına karşı bir mücadele olması gerektiğini söyledi.
"Çözüm örgütlenmek"
Bireysel düzeyde yapılabileceklere ilişkin soruya Sayyid, en önemli adımın toplulukların ve arkadaş çevrelerinin içinde örgütlenmek olduğunu kaydetti.
Bangladeş'te Hasina rejiminin devrilmesinde sokağa çıkan öğrencilerin aslında yıllarca süren çalışma gruplarının ürünü olduğunu hatırlatan Sayyid, Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişiminin de halkın sokağa çıkmasıyla püskürtüldüğünü, bunun da önceden kurulmuş gruplar, kulüpler ve medya oluşumları sayesinde mümkün olduğunu söyledi.
Sayyid, "İnsanlar tek başlarına büyük değişimler gerçekleştiremez. Belirli bir amaç etrafında örgütlendiğinizde, daha iyi bir dünya için umut ve dönüşüm taşıyan tarihsel imkanlar ortaya çıkar." ifadelerini kullandı.















