İklim değişikliğinin zorladığı altyapıda doğa temelli çözümler önem kazanıyor
İTÜ Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Kuzu: - "Mevcut kanalizasyon ve yağmur suyu sistemleri belirli bir şiddete göre tasarlanmış durumda ancak iklim değişikliğiyle birlikte bu eşikler aşılıyor. Mevcut altyapıların büyük kısmının yeni koşulları kaldırması zor görünüyor" - "Şehirleri sünger gibi davranan yapılara dönüştürmemiz gerekiyor. Yağışın toprağa sızmasını sağlayacak sistemler kurulmalı. Aksi halde altyapıyı ne kadar büyütürsek büyütelim yeterli olmayacaktır"
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi ve İklim Değişikliği Bölgesel Faaliyet Merkezi (CC/RAC) Direktörü Prof. Dr. Levent Kuzu, mevcut kanalizasyon ve yağmur suyu sistemlerinin iklim değişikliği etkilerine karşı yetersiz kalabileceğini, doğa temelli çözümler, geçirgen yüzeyler ve yeşil alanların kent planlamasına entegre edilmesi gerektiğini söyledi.
İklim değişikliğinin tetiklediği aşırı hava olayları, şehir altyapılarının sınırlarını zorluyor. Özellikle ani ve yoğun yağışlar, kanalizasyon ile yağmur suyu sistemlerini fazlasıyla yıpratırken kentleri hem ani taşkın hem de su baskını riskine karşı savunmasız bırakıyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Levent Kuzu, Akdeniz havzasında iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının sıklığının arttığını ve mevcut altyapıların bu yeni koşulları karşılamada yetersiz kaldığını belirtti.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre küresel ortalamaya kıyasla yüzde 20'nin üzerinde daha fazla ısınan Akdeniz havzasının Kuzey Kutbu'ndan sonra dünyada en hızlı ısınan ikinci bölge olduğunu vurgulayan Kuzu, bu durumun yağış rejimini köklü biçimde değiştirdiğini kaydetti.
Akdeniz'in kapalı bir havza olmasının yağış miktarını sınırladığını, buna karşın deniz ve hava sıcaklığı arasındaki farkın artmasının ani ve şiddetli yağışları tetiklediğini belirten Kuzu, "Toplam yağış miktarı bazı bölgelerde artıyor gibi görünse de bu artış, kısa sürede ve yüksek şiddetle gerçekleştiği için faydaya dönüşmüyor. Bir ayda düşmesi gereken yağış yarım saat içinde düşebiliyor. Bu da suyun büyük bölümünün yüzey akışıyla kaybedilmesine neden oluyor." dedi.
"Kentlerdeki betonlaşma sorunu büyütüyor"
Geçmişte 10-20 yılda bir görülen aşırı yağışların artık neredeyse her yıl yaşandığına dikkati çeken Kuzu, bu değişimin şehir altyapıları üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna işaret etti.
Kuzu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mevcut kanalizasyon ve yağmur suyu sistemleri belirli bir şiddete göre tasarlanmış durumda ancak iklim değişikliğiyle birlikte bu eşikler aşılıyor. Mevcut altyapıların büyük kısmının yeni koşulları kaldırması zor görünüyor. Kentlerdeki betonlaşma da sorunu büyütüyor. Geçirimsiz yüzeylerin artması nedeniyle yağış sularının toprağa karışamaması sel riskini artırıyor. Ayrıca şehirlerde suyun yeraltına geçişi çok sınırlı. Bu, yağışın hızla yüzey akışına dönüşmesine neden oluyor. Kanal sistemleri olsa bile bu kadar yoğun yükü kısa sürede taşımakta zorlanıyor."
Akdeniz'de son yıllarda medicane olarak adlandırılan fırtınaların da görülmeye başlandığı ve kıyı yapılarının da artan riskle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Kuzu, "Denizle doğrudan temas halinde olan kıyı yapıları, dalga ve fırtınaların dinamik kuvvetleriyle karşılaşıyor. Bu kuvvetler statik etkilere göre çok daha yıkıcı. Mevcut yapıların bu yeni risklere göre yeniden değerlendirilmesi gerekiyor." diye konuştu.
Yalnızca beton altyapının güçlendirilmesinin yeterli olmayacağını, doğa temelli çözümlerin sürece entegre edilmesi gerektiğini ifade eden Kuzu, bu kapsamda yağışın toprağa sızmasını sağlayacak sistemler kurulması, geçirgen yüzeylerin artırılması ve yeşil alanların planlamaya entegre edilmesi gerektiğini, bu sayede ani taşkınlar ve aşırı sıcaklardan kaynaklı risklerin azaltılabileceğini anlattı.
"Şehirleri sünger gibi davranan yapılara dönüştürmemiz gerekiyor"
Kıyılarda deniz çayırlarının dalga enerjisini sönümleyerek doğal bir dalgakıran işlevi gördüğünden bahseden Kuzu, kentlerde ise yağmur suyunun yeraltına ulaşabileceği geçirgen yüzeylerin artırılması gerektiğini belirtti.
Hava kirliliğinin de iklim sistemi üzerinde doğrudan etkili olduğunu hatırlatan Kuzu, özellikle trafikten kaynaklanan siyah karbon gibi kirleticilerin güneşten gelen ışınımı tutarak kentlerde ısınmayı hızlandırdığını vurguladı.
Bu etkinin azaltılması için yol kenarlarında oluşturulacak yeşil bariyerlerin hem kirleticileri tutma hem de ısıyı dengeleme açısından önemli katkı sağlayabileceğini dile getiren Kuzu, şunları söyledi:
"Şehirleri sünger gibi davranan yapılara dönüştürmemiz gerekiyor. Yağışın toprağa sızmasını sağlayacak sistemler kurulmalı. Aksi halde altyapıyı ne kadar büyütürsek büyütelim yeterli olmayacaktır. ya orta yol ya da en kötü senaryoya göre planlama yapılmalı. Çünkü düşük ihtimalli ama yüksek etkili olaylar artık daha sık yaşanıyor."
"Yenilenebilir enerjiye geçiş kritik"
Prof. Dr. Levent Kuzu, emisyonların yaklaşık üçte birinin enerji üretiminden kaynaklandığını, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlanmasının kritik olduğunu kaydetti.
Paris Anlaşması'nda belirlenen 1,5 derece hedefinin kısa vadede aşılabileceğini ancak bunun 20 yıllık ortalamalarla değerlendirildiğini aktaran Kuzu, sözlerini, "Hızlı aksiyon alınması halinde sıcaklık artışı yeniden dengelenebilir. Ne kadar hızlı karbonsuzlaşma sağlanırsa, o kadar hızlı toparlanma şansı olur." diyerek tamamladı.











