Zeynep Özcan

Beyoğlu Sineması’nda aşk, sanat ve Fransa: Cherbourg Şemsiyeleri

03.02.2026 16:23
Haber Detay Image

Bir Beyoğlu akşamında, 2026 yılından çok uzak duygularda; tarihin, aşkın ve sanatın gölgesinde İBB Kültür'ün davetiyle bir araya geldik. Beyoğlu Sineması'nda Yönetmen Jacques Demy'nin Cherbourg Şemsiyeleri filmini Ülke Sineması: Fransa seçkisi kapsamında izlemek üzere hiç tanımadığımız ama başka zamanlara ait olduğunu hissettiğimiz nice insanla buluştuk, koca bir salonu doldurduk. Sanat ve aşk, tarih boyunca olduğu gibi bugün de bizi zamandan uzaklaştırdı.

Ülke Sineması: Fransa gösterimine İBB Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı T. Volkan Aslan, Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, Fransız Kültür Merkezi Genel Müdürü ve Fransa Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı Gilles Roulland, Görsel-İşitsel İş birliği Bölge Ataşesi ?Florent Signifredi katıldı.

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton açış konuşmasına sinema ve kültürle dolu bir sene dileyerek başladı. "İstanbul'un kalbinde olan bu sinema özel bir yer. Sanatın, yaratıcılığın, eserleri toplumla buluşturmanın önemini hatırlatıyor.(…) Bu iş birliği ortak bir vizyona dayanıyor. Erişilebilir, nitelikli, dünyaya açık ve şehir hayatının içinde bir sinema…" sözlerinin ardından ortak çalışmayı mümkün kılan herkese teşekkürlerini sundu.

İBB Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı T. Volkan Aslan ise konuşmasına sanatseverleri, basın mensuplarını selamlayarak başladı. "Sinema yalnızca bir sanat değil, çoğu zaman içimizde adını koyamadığımız, duygulara isim veren, bizi hem kendimize hem de birbirimize yaklaştıran ortak bir dil. Fransa sineması, dünya sinemasında yalnızca filmler değil, bir bakış, bir ritim, bir cesaret ve bir mirası bıraktı. Bazen bir şarkı, bazen bir yüzü, bir susuşu, bir yarım kalmış cümleyi anlatır. Cherbourg Şemsiyeleri bir aşkı şarkıya dönüştürürken, güneşsiz hafızanın karanlık çekmecelerini de aralıyor. Bu seçki, türler arasında gezerken aslında bir tek şeyi söylüyor. İnsan dediğin, her yerde insan. Sevinciyle, yarasıyla, cesaretiyle..."

Sanat ve kültürle bezeli açış konuşmalarının ardından öncü Fransız müzikal filmlerinden olduğu bilinen Jacques Demy'nin Cherbourg Şemsiyeleri, yavaş yavaş beyaz perdeye yansıdı. Beyoğlu Sineması'nın nostaljik atmosferinde açılan pencereden iki genç kalple karşılaşırız. Tüm diyaloglar birer şarkıya dönüşmüştür. -Yönetmen J. Demy bu tekniği sinematik opera olarak tanımlayacaktır.- 1964 yapımı filmde Catherine Deneuve ve Nino Castelnuovo başrolleri paylaşırken aşkın ölümsüz evreninde yer edineceklerinden muhtemelen habersizdirler. Çok geçmeden öğreniriz, Cherbourg'da annesiyle birlikte yaşayan, şemsiye satarak geçinen Geneviève ile oto tamircisi Guy, birbirlerine âşıktır.

Cezayir Savaşı sevgiyi, aşkı dinlemez. Guy askere çağırılır, Geneviève ise genç adamdan bebek beklediğini öğrenir. Güzel kızı için nice evlilik planları yapan anne, talihsizce beklemesine razı olmaz. Repliklerin şarkıya dönüşmesiyse olayları yumuşatmaz. Fransız Yazar Simone de Beauvoir Yıkılmış Kadın'daki "…hatan, aşk hikâyelerinin süreceğine inanman," cümlesini hayatlarının başında olan bu iki hülyalı âşığa kıyıp yazabilir miydi, bilemeyiz. Ancak filmin annesi, hiç çekinmez, gerçekleri bir tokat gibi yüzüne çarpar, kızına yalnızca aşktan filmlerde ölünebileceğini hatırlatır. Aşktır iki ruhu bedbaht eden. Genç kadın zengin adamla evlenir. Zavallı asker sevgilisi döndüğünde hiçbir şeyi yerli yerinde bulamaz. Hayat onu da Genevieve'nin annesinin öğüdüne uymaya iter. O güne dek dikkatini çekmeyen güzel Madeleine'le evlenir, aile kurar.

Ülkeler değişir, zaman değişir, insanlar değişir, aşk… Aşk, değişmez. Kendi sinemamızdan, kendi edebiyatımızdan pek çok benzer hikâyenin acısını ruhumuzda duyarız. Fransa'da, karlı bir kış gününde Geneviève ve Guy bir araya geldiğinde hayat akmış, zaman geçmiştir. İki eski sevgilinin bakışmalarının arasında -Ahmet Necdet çevirisinden- Paul Verlaine'ın "Ne bir kin, ne bir sevda / Kalbimde bunca cefa." dizelerini duyarız. Artık arabadaki çocuğun, uzak aşkın, yaşanamayanların anlamı kalmamıştır. İki hisli bakış, görmek isteyene pek çok şey anlatır.

Harikulade renklerin, olağanüstü müziklerin arasında doğan bu hazin hikâye, hayatın ta kendisidir. Film biter, yansıma sona erer. Michel Legrand imzalı film müziği ruhumuza ilmek ilmek işlenir. Salonun lambaları bu kez hikâyelerimizin üzerine düşer. Yaşamın cilvesi de budur. Hikâyelerimiz, çok acıklı bulduğumuz Geneviève ve Guy'dan pek de uzağa düşmez.

Beyoğlu Sineması'nda Yönetmen Jacques Demy'nin Cherbourg Şemsiyeleri filmini "Ülke Sineması: Fransa" seçkisi kapsamında izlemek çok güzeldi. Nazik davetleri için bkz. İletişim'e, İBB Kültür'e teşekkür ederim.

Yazarın Tüm Yazıları