Oyunu bozmaya çalıştı, çabaladı ama belki başaramadı sanıyorlar ama başardı. Başarı nedir ki zaten: Kurulu kirli, ahlaksız, yalan, merhametsiz bir oyunu bozmaya çalışmak değil mi? Ve o oyunu bozmaya çalışırken bozulmaya direnmektir. Bozulmadan dik durabilmektir.
İşte öyle bir adam adını Türk sinema tarihine yazmış büyük bir adam Kadir İnanır öldü. Türk sinemasını, Türkan’ını Al Yazmalı’sını bırakıp gitti Tatar Ramazan. 182 filme 12 diziye bir de haber bültenine adını yazıp gitti.
Hani şu siyasete de alet edilip kirletilmiş meşhur tanım var ya; sessiz çoğunluğun sesi. Tam da öyle biriydi. Suya da sabuna da dokunmaktan hiçbir zaman korkmamış, sözünü ‘Ben bu oyunu bozarım’ deyip esirgememişti.
Bazen ağlatmış, bazen güldürmüş, bazen de kızdırmış ama hep mücadele etmişti. Filmleri ve kendiyle hep oradaydı hep sokakta, hep en zorlu bir eylemin ıslığındaydı.
Trabzon’un Sürmeneli’sine dayanan aile bağları, onu 15 Nisan 1949’da Ordu Fatsa’da dünyaya getirmişti. Babası bir ağa oğluydu, 13 çocuktan sonra 14. Kadir’di.
Ağa oğlu da olsa 13’ten sonra 14. korkutmuş anne babasını zor zamanlar, nasıl besler nasıl büyütürüm demişler. Yıllar sonra Kadir’in anlattıkların biliyoruz ki annesi, daha doğmadan onu düşürmek için bütün yolları denemiş ama Kadir bu düşer mi? Tutunmuş hayatın çeperlerine.
Gazetecilik Yüksekokulunda Radyo Televizyon okumuş belki insanla kurduğu iletişimin dayanaklarından biri de oradan besleniyordu.
Birkaç yarışmaya katılmış, kimisinde kaybetmiş kimisinde kazanmış en son dönemin Saklambaç gazetesinde Fotoroman Artisti seçilince Yeşilçam’la başlamış hikayesi.
Ve o hikâye, ölene kadar sürdü. 77 yaşında öldü belki ama ardından derin bir sinema tarihi bıraktı. Derin bir sinema karakteri bıraktı ki ondan sonra bütün jönler, beceriksiz birer Kadir çakması olarak sahne alacaktı. Ama hiçbiri onun gibi bakamadı ve bakamayacak.









