Recep Durul

2025 yılında Türkiye Ekonomisi ve 2026 yılına ilişkin değerlendirmeler

02.01.2026 17:21
Haber Detay Image

2025 Yılında enflasyon ile mücadele politikaları ısrarlı bir şekilde sürdürülmüştür. Para ve maliye politikası uygulamalarının temel hedefi olarak fiyat istikrarı amacı birincil tercih olarak açıklanmıştır. Dezenflasyon sürecine zarar vermeyecek bir faiz politikası yürütülmüştür. Politika faiz oranlarında kademeli indirim stratejisi uygulanmaktadır. Enflasyon oranlarındaki düşüş eğilimi, enflasyon ile mücadele politikalarının bir başarısı olarak değerlendirilmektedir. 2025 yılının sonu itibariyle enflasyon oranının yüzde 30'lar düzeyinde gerçekleşeceği öngörülmektedir. Enflasyon oranlarındaki düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam edeceği beklenmektedir.

Sürdürülebilir ekonomik büyümeden taviz verilmemelidir.

Enflasyon ile mücadele politikalarının en önemli etkisi üretim ve dolayısıyla iktisadi büyüme üzerinde hissedilmektedir. Fiyat istikrarı hedefine ulaşıldığında istikrarlı reel büyüme oranları yakalanabilecektir. İktisadi büyüme oranı, 2024 yılında yüzde 3,3 düzeyinde, 2025 yılının ilk 3 çeyreğinde ise, yüzde 3,7 düzeyinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında enflasyon oranı geriledikçe reel üretim düzeyi de artacaktır. Küresel tedarik zincirindeki muhtemel aksamaların etkilerinin azalması için ülkemizde başta tarımsal üretim olmak üzere, ara malı ve sermaye malı üretimi açısından dışa bağımlılığımızı azaltıcı teşvikler uygulanmalıdır.

Enflasyon oranlarında düşüş sürecinin devam edeceği beklenmektedir.

2026 yılında yüzde 16'lar düzeyine kadar gerileyecek enflasyon oranları, fiyat istikrarı hedefine ulaşmak açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirilmelidir. Enflasyon oranlarının yüzde yirmilerin altına gerilemesi, ekonomik istikrar açısından birçok noktada önemlidir. Enflasyon oranlarının düşmesi ve fiyat istikrarı hedefinin gerçekleşmesi halinde bireylerin tasarruflarını ağırlıklı olarak mevduata yatırma davranışlarında kırılma meydana getirecektir. Mevduat faizi gelirinin cazibesinin azalması ile birlikte bireyler alternatif yatırım alanlarını tercih edeceklerdir. Bu tercihler arasında gayrı menkul yatırımları ve diğer reel yatırım alanları öne çıkmaya başladığında ekonomideki daralma eğilimleri azalmaya başlayacaktır. Unutmamak gerekir ki, yüksek enflasyonlu bir ekonomide yüksek enflasyon oranları ve yüksek faiz oranları ekonominin daralmasına yol açmaktadır. Enflasyon ile mücadele uygulamaları sonuç olarak reel iktisadi faaliyetlerin yavaşlamasına sebep olmaktadır. İktisadi faaliyetlerin yavaşlaması ve toplam talebin düşmesi şirket iflaslarını beraberinde getirmektedir. Enflasyon oranlarının düşmesi doğal olarak faiz oranlarının düşmesine de yol açacaktır. Enflasyon oranları gerilediğinde bankaların uygulayacağı risk pirimi azalır ve doğal olarak faiz oranlarında azalma gerçekleşir. Enflasyon oranları gerilediğinde merkez bankası politika faiz oranlarını daha cesaretli bir şekilde indirebilmektedir. Bankacılık sektöründe özellikle kredi faiz oranlarının düşmesi hem hane halkının hem de reel sektörün krediye erişim imkanlarını artırır. Görece düşük faizli ve uygun vadeli kredi olanaklarının artması hem tüketim harcamalarının hem de yatırım harcamalarının artmasına pozitif katkı sağlayacaktır.

Faiz oranlarının gerilemesi hem reel faaliyetler hem de borçlanma açısından önemlidir.

2025 yılında faiz oranlarında ortaya çıkan düşüş eğilimi henüz reel sektörde ciddi bir kıpırdanma yaratacak düzeyde değildir. 2024 yılında yüzde 47,5 düzeyinde seyreden politika faiz oranı, 2025 yılının sonunda yüzde 38 bandına gerilemiştir. Bu eğilim ümit vericidir. Ancak henüz yeterli düzeyde değildir. Enflasyon oranlarının yüzde 30, faiz oranlarının yüzde 38 bandında olması, reel maliyetlerin hala yüksek olması, faiz geliri cazibesinin yeterli ölçüde azalmadığı şeklinde yorumlanmaktadır. Faiz oranlarındaki düşüş eğiliminin 2026 yılında da sürmesi reel sektördeki canlanma eğilimlerinin daha da artmasına katkı yapacaktır. 2026 yılındaenflasyon oranlarının ve faiz oranlarının gerilemesi hem özel sektör hem de kamu sektörü açısından borçlanma maliyetlerinin düşmesine yol açacaktır. Borçlanma maliyetlerinin gerilemesi borç ödemesinin kolaylaşması ve borçlanmanın çevrilebilirliği açısından yaşamsal öneme sahiptir.

2025 yılından cari açık makul düzeylerdedir.

2025 yılında cari açığın GSYİH'ya oranı yüzde 1,3 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Cari açığın 22 milyar doları aşmaması ve cari açık milli gelir oranının düşmesi ekonominin gidişatı açısından olumlu bir sinyal olarak değerlendirilmelidir. Çünkü yüksek cari açık oranları ekonominin krize girme olasılığını tetikler. Yüksek cari açık oranları döviz gelirlerimizin düşmesi ve daha fazla borçlanma ihtiyacının olması demektir. Bir yandan döviz gelirlerinizin azalması öte taraftan dış borçlanma ihtiyacının artması ekonominin kırılganlığını ve güvenilirliğini zedeleyen gelişmelerdir.

Bütçe açığı sıkı bir şekilde takip edilmelidir.

Türkiye'de enflasyon ile mücadele politikaları uygulanırken bir yandan mali dengelerin bozulmaması için kamu harcamalarının artmamasına çaba gösterilmektedir. 2025 yılında bütçe açığının GSYİH'ya oranının yüzde 3'leri aşacağı tahmin edilmektedir. Bütçe açığının 2026 yılında da artmaması için çaba sarf edilmelidir. Bütçe açığının artması borçlanma ihtiyacının ve sonuç olarak borçlanma faizlerinin artması neden olmaktadır. Yüksek borçlanma faiz oranları bütçedeki faiz giderlerinin artmasına, buna karşın kamu kesiminin gerçekleştireceği reel yatırım harcamalarının düşmesine yol açacaktır.

Döviz kurlarındaki artış sınırlı düzeyde kalmıştır.

2025 yılında döviz kurlarındaki artış yılın genelinde yüzde 22 düzeyindedir. Bu oran enflasyon oranının altındadır. Döviz kurlarındaki artışın sınırlı kalması, ihracatçı firmalar açısından rekabet avantajının azalması anlamına gelmektedir. İhracatçı firmaların maliyet kalemlerinden bir kısmı iç piyasalardan temin edilmektedir. Enflasyon nedeniyle fiyatların artması ilave maliyetler doğurmaktadır. Kur artışlarının sınırlı olması, buna mukabil iç fiyatların artması rekabet avantajının gerilemesine neden olmaktadır. 2026 yılında ihracat sektörünün rekabet avantajını artıracak döviz kuru politikası tercih edilmelidir. 2025 yılı için toplam ihracat gelirimizin 270 milyar dolar düzeyinde olacağı öngörülmektedir. İhracat gelirimizin 300 milyar dolar düzeyini aşması için ihracatçının rekabet gücünü artırıcı politikalar ile desteklenmesi elzemdir.

2026 yılının tüm insanlığa barış ve esenlikler getirmesini diliyorum.

Yazarın Tüm Yazıları