Prof. Dr. Uğur Batı Yazıları

Prof. Dr. Uğur Batı

Binbir gece resimleri: mutlak biçimlerin şairi, taşın ve camın ressamı

15.02.2026 22:06
Haber Detay Image

Sanat, insan ruhunun en derin katmanlarında gizlenen bir arayıştır; mutlak olana ulaşma çabası, relativitenin sisli perdesinden kurtulma arzusu. Çağımızın bu karmaşık dokusunda, Sebahattin Gündoğdu gibi bir sanatçı, adeta bir fener gibi parlıyor. Ahşap, taş ve cam yüzeylerde yarattığı resimlerle, nesneleri saf biçimlerin ve basit uyumların hizmetine sunan Gündoğdu, bir ressam olmanın ötesinde, bir zanaatkar, bir mimar ve bir filozof. Yaklaşan "Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası" sergisi –ki bu, 16 Mart'tan 6 Nisan 2026'ya kadar Kocaeli Sanat Galerisi'nde, İzmit Millet Bahçesi'nde izleyicileriyle buluşacak– onun eserlerini bir kez daha spot ışıklarının altına taşıyor. Bu sergi, toplam 7 ressamın 70 parça eserini bir araya getirerek renk tayfını, enstalasyonu ve çapraz temaları keşfederken, Gündoğdu'nun katkısı, düşlerin atlasında yeni bir kıta gibi beliriyor. Bu makalede, Gündoğdu'nun hayatını, sanatını ve felsefesini, edebi bir dokunuşla ele alacağız; çünkü onun eserleri, tıpkı bir şiir gibi, kelimelerle değil renklerle, biçimlerle anlatılır.

Erken Yaşam: Karadeniz'in Rüzgarlarında Şekillenen Bir Ruh

Sebahattin Gündoğdu, 1962 yılında Samsun'un bereketli topraklarında dünyaya geldi. Karadeniz'in dalgaları gibi coşkulu, ama aynı zamanda toprağın sükuneti gibi derin bir coğrafyada büyüdü. İlk, orta ve lise eğitimini bu şehirde tamamladı; burada, doğanın renk paletini –yeşilin tonlarını, denizin maviliğini, toprağın kahverengisini– ilk kez keşfetti. Çocukluğu, belki de sanatının temelini oluşturan o saf biçimlere olan tutkunun tohumlarını ekti. Samsun, onun için sadece bir doğum yeri değil, bir ilham kaynağıydı: Doğanın çeşitliliği, renklerin dansı ve maddenin dokusu, ilerideki eserlerinde yankılanacaktı.

1979 yılı, Gündoğdu'nun hayatında bir dönüm noktası oldu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne (sonradan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak anılacak) kabul edildi. Seramik bölümünde eğitimine başladı; burada, kilin şekillendirilebilirliğiyle tanıştı, ateşin dönüştürücü gücüyle dost oldu. Akademi yılları, onun için bir laboratuvar gibiydi: İkinci yılında, iki bölüm arkadaşıyla birlikte Akas Ltd. Şti. adlı bir seramik atölyesi kurdu. Bu, genç bir sanatçının ilk cesur adımıydı; zanaat ile sanatın kesişiminde, endüstriyel üretimle estetik arayışın buluşmasında. 1984'te yüksek lisansını tamamlayarak mezun oldu, ama bu mezuniyet, sadece bir diploma değil, bir vizyonun doğuşuydu.

Kariyerin Temelleri: Topraktan Teknolojiye Uzanan Yol

Mezuniyetinin ardından, 1985-1990 yılları arasında Toprak Seramik Fabrikası'nda tasarımcı olarak çalıştı. Bu dönem, Gündoğdu için pratik deneyimlerin altın çağıydı. Endüstriyel seramiğin sırlarını öğrendi; üretim hatlarında, tasarımın nasıl ölçeklenebileceğini, sanatın nasıl erişilebilir kılınabileceğini gördü. Ancak, bu kurumsal çerçeve, onun yaratıcı ruhunu tatmin etmedi. 1990 yılında, Ankara'da GRASER A.Ş.'yi kurdu –bu şirket, bugün onun mirasının somutlaşmış hali. GRASER, üçüncü pişirim seramik dekorları ve sanat panolarıyla sektöre giriş yaptı; doğal taş, seramik ve füzyon cam gibi malzemeleri kullanarak mozaik sanatının özgün örneklerini üretti.

Şirket, kısa sürede markalaştı: Yurt içi ve yurt dışı projelerde, geleneksel teknikleri modern teknolojiyle harmanladı. Gündoğdu, Yönetim Kurulu Başkanı olarak, tasarımın en zorlu kısım olduğunu vurgular hep: Müşteriyle görüşmeler, bütçe ve mimariye uyum, alternatif tasarımlar... Ardından hammaddelerin temini, el işçiliğiyle teknolojinin dansı, imalat ve şantiye montajı. Bu süreç, onun sanatını bir fabrika bandına değil, bir senfoniye dönüştürdü. GRASER altında, 500'den fazla konut projesi, 100'den fazla otel ve 120 metro istasyonu projesi gerçekleştirdi. Özellikle İstanbul'un metro istasyonları –örneğin Taksim, Yenikapı, Şişhane– onun eliyle sanat galerilerine dönüştü. Panolar, mermer füzyon cam kaplamaları ve seramik dekorlar, milyonlarca yolcunun günlük hayatına estetik kattı. 2000'lerde dış cephe mozaikleri, 2005'te otel tasarımları, 2020'de doğal lav taşı kaplamaları... Her biri, çevre dostu, ısı ve ses yalıtımlı çözümlerle, sürdürülebilir mimariye katkıydı.

Sanatsal Felsefe: Mutlak Saf Biçimlere Doğru Bir Kaçış

Gündoğdu'nun sanatı, çağın relativitesinden kaçışın bir manifestosu gibidir. O, tüm açık ya da örtük mutlağa ulaşma ideasını bir sistematiğe kavuşturmayı amaçlar. Ahşap, taş ve cam satıhlarda yaptığı resimlerinde, nesneleri araç kılar: Mutlak saf biçimlerin ve basit uyumların kurulmasında. Bu, bir minimalist manifesto değil, bir metafizik arayış. Sanat panoları ve mozaikleri, kent mimarisinde bir sorumluluk olarak görür: Yapının tasarımcısı ve yatırımcısı, sanat eserini istemeli, çünkü bu, kente tarihi bir miras bırakır. "Milyonlarca insanın görebileceği eserler, yapıya ve kente değer katar," der.

Dünya örneklerini sıkça anar: Antik Roma ve Bizans mozaikleri –Gaziantep Zeugma, Antakya, Ravenna, Tunus– geleneksel mirası temsil eder. Modernist etkilerde ise Gaudí'nin Barselona'sı, Valencia, Paris, Philadelphia ve Mexico City gibi şehirler, renkli seramik parçaları, doğal taş ve camla dolu. Gündoğdu, bu geleneği Anadolu'ya taşır: Lav taşlarını yüksek ısılarda pişirir, farklı bölgelerden doğal taşlar toplar, füzyon camla renkli dokular yaratır. Işık ve gölge oyunlarıyla üçüncü boyutu ekler, eserlerini hava koşullarına karşı sonsuz ömürlü kılar.

Akademi hocası Devrim Erbil'i "Resmin Şairi" olarak anar: Geleneksel minyatürü modern sanata dönüştüren, İstanbul dokusunu coşkulu renklerle yorumlayan bir usta. Balıkesir'deki Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi projesi, bu hayranlığın meyvesi: Erbil'in çizgisel kent dokusunu seramikle üçüncü boyuta taşıdı. Anadolu sevgisini yansıtan doğal taşlar, füzyon camlar... Bu proje, Gündoğdu'nun felsefesini özetler: Sanat, kent kültürüne miras bırakmalı; geleneksel ile moderni birleştirmeli.

Önemli Eserler ve Etkiler: Taşın Şiiri, Camın Rüyası

Gündoğdu'nun eserleri, bir atlas gibi yayılır: Metro istasyonlarındaki panolar, otel duvarlarındaki mozaikler, konutlardaki dekorlar. Yenikapı Metro İstasyonu'ndaki projesi, doğayı kent estetiğine uygular; renk ve çeşitliliğiyle parmak ısırtır. Taksim Metro'sundaki panolar, 14 yıl önce yapılmış olsa da, hala taze bir ilham kaynağı. Lav taşı kaplamaları, 2020'lerin çevre dostu yeniliği: Sırlama ve yüksek dereceli fırınlamayla, iç-dış cephelerde özgün renkler sunar.

Etkisi, sadece Türkiye'de değil, uluslararasıdır: GRASER'ın yurt dışı projeleri, mozaik sanatını küresel bir dil kılar. O, bir ressam olarak, tuval yerine taş, ahşap ve camı seçer; çünkü bu malzemeler, mutlaklığa daha yakındır –değişmez, kalıcı. Nesneleri basit uyumlara indirger, relativitenin kaosundan kurtulur. Bu, bir meditasyon gibidir: Biçimlerin saflığında, ruhun huzurunu bulur.

Düşler Atlasında Yeni Bir Sayfa

Sebahattin Gündoğdu, 35 yıllık deneyimle, sanatı zanaat ve teknolojiyle buluşturan bir öncü. "Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası" sergisi, onun eserlerini –renk tayfında dans eden, enstalasyonla derinleşen– yeni bir ışıkta sunacak. 16.00'da açılacak bu etkinlik, Kocaeli Sanat Galerisi'nde, İzmit Millet Bahçesi'nde, sanatseverleri bekliyor. Gündoğdu'nun yolculuğu, mutlak olana ulaşmanın sonsuz arayışı; taşların fısıldadığı, camların yansıttığı bir hikaye. O, çağımızın relativitesinden kaçan bir sığınak yaratır –ve biz, onun atlasında kaybolmaktan mutluyuz.

Yazarın Tüm Yazıları