Yeşil sahalarda her hafta benzer bir tiyatro sahneleniyor. Maç bitiyor, düdükler susuyor ama tartışmalar bitmek bilmiyor. Biri çıkıp bir hakemi eleştirdiğinde, hemen saldırıya geçen bir kesim türüyor. Başlıyorlar ezbere hakem isimleri saymaya, sanki mesele tek bir adamın üzerindeki formanın rengi veya düdüğünün tonuymuş gibi.
Elbette hepimiz hakemleri tanıyoruz, kimin neyi nasıl yönettiğini de gayet iyi biliyoruz. Ancak meseleyi sadece sahadaki adama indirgemek, büyük resmi ıskalamaktan başka bir şey değil. O hakemleri o maçlara atayan ve atayanları yönlendiren birileri var. Hani atalarımızın yüzyıllar önce söylediği o meşhur söz var ya: Balık baştan kokar.
Kulakları Tıkayanlar ve Değişmeyen Düzen
Bugün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) başkanı ve yönetimi, TFF'yi gerçekten çok iyi yönetseler, eminim ki MHK ve PFDK da bu kadar kötü olmaz. Merkez Hakem Kurulu da Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu da merkezin yansımasından ibarettir. Zaten bu yüzden "TFF istifa" sesleri yükseliyor; ama kulaklar tıkalı. "MHK istifa" deniyor, yine kulaklar kapalı.
Özellikle PFDK'nın durumu ayrı bir muamma. Ne yapıyor, kararlarını hangi kriterlere göre veriyor ben anlayamıyorum mesela. Aynı eyleme farklı kararlar, benzer söylemlere zıt cezalar... Adalet terazisinin bu kadar şaşması, futbolun ruhunu zehirliyor.
Gürültü Var, Sonuç Yok
Maçlar bitiyor, kulüp yöneticileri çıkıyor; bazıları haklı bazıları haksız konuşuyorlar. TFF'yi, MHK'yı, hakemleri eleştiriyorlar. Sonra ne oluyor, her şey aynen devam ediyor. Taraftar ekran başında umutlanıyor, "Acaba bir şeyler mi değişecek?" diyor.
Sonra ne mi oluyor? Koca bir hiç.
Her şey aynen kaldığı yerden devam ediyor. Ne istifa eden var, ne bir açıklama yapan var. Kervan bu şekilde yürütülüyor, ta ki bir sonraki haftanın skandalına kadar. Soralım o halde: Bu gürültü patırtı kimin için, bu sessizlik kime hizmet ediyor?










