Galatasaray taraftarının içinden geçenleri, o derin endişeleri ve haklı sitemleri en saf haliyle yansıtan bir tabloyla karşı karşıyayız. Villarreal ile oynanan son hazırlık maçının ilk devresi, Şampiyonlar Ligi seviyesinde, tempolu ve umut veren bir futbolu müjdelese de; ikinci yarıdaki kabus, geçen sezonun karanlık anılarını adeta yeniden sahneye taşıdı.
Maçın ardından sorulan o soru, tüm camianın zihnini kurcalıyor: Demek ki çare bulunamıyor ya da aranmıyor mu?
Transfer Çaresi ve Kadro İstikrarsızlığı Sistem mi, Bireysel Yetenek mi? Yönetim Ne Bekliyor?
Gidişatın sadece yapılacak transferlerle düzeleceğinden emin olmamakta çok haklılık payı var. Sürekli "olmuş futbolcuları" kadroya katıp şampiyonluk kovalamak, bütçeleri eriten, her yaz tonlarca paranın döküldüğü ve tutmayınca hemen gönderilen günübirlik bir döngü yaratıyor.
Oysa başarıyı kalıcı kılan formül bellidir: Şampiyon takım, her yıl kadroya yapılacak sadece bir-iki nokta takviye ile yoluna devam etmelidir. Oyuncuya dayalı bir düzenle uzun vadeli devamlılık sağlanamaz. İlk şampiyonluk sezonundaki o büyüleyici takım oyunu, ne yazık ki sonraki yıllarda her geçen sezon biraz daha geriye gitti ve bugün taraftarı endişelendiren o dibe vurmuşluk hissiyatını yarattı.
Avrupa'nın büyük takımlarını izlediğimizde gördüğümüz manzara net: Kulüplerin oturmuş bir oyun kimliği vardır, gerektiğinde B planı üretirler. Tabii ki kaliteli ayaklar sonuca gitmede hayati önem taşır ama modern futbolda önce sistem gelir.
Peki, bizim kulübümüzde durum ne? Kaliteli ayaklar günündeyse maç alınıyor, değilse hüsran yaşanıyor. Maalesef sistem sıralamada kim bilir kaçıncı sırada... Okan Buruk şüphesiz çok değerli bir teknik direktör; ancak teknik ekibinin yetersizliği artık açıkça sırıtıyor. Başarı geldiği, şampiyonluklar kazanıldığı için ekibine sadık kalıp değişiklikten kaçınıyor olabilir; ancak bu gidişatın faturası en nihayetinde ekibiyle birlikte kendisine kesilecektir.
Takımın fiziksel ve taktiksel olarak iyi çalışmadığı, tamamen bireysel yeteneklerin sırtında taşındığı çok net hissediliyor. Detaylara indiğimizde tablo daha da netleşiyor:
Sane kafasına göre takılıyor.
Sara (veya benzer profildeki isimler) canı isterse sahada var, istemezse yok.
Osimhen sonuna kadar savaşıyor ancak işler sarpa sardığında aşırı agresifleşip her an takımı eksik bırakma riski taşıyor.
Barış'tan santrfor, Yunus'tan 10 numara olamayacağı gerçeğine rağmen futbolcuları sürekli farklı mevkilerde oynatmak hangi akla hizmettir? Her futbolcu en yüksek verimi ancak ve ancak kendi öz pozisyonunda verir.
Yönetimin bir şeyler beklediği kesin ama tam olarak neyi bekliyorlar? Kimsenin tam olarak adını koyamadığı, kapalı kapılar ardında bir sorun mu var diye düşünmeden edemiyor insan. Üst üste kazanılan şampiyonlukların ardından, 5. yıldız ve tarihi bir eşik için devasa bir motivasyon ve enerji olması gerekirken, bu denli ağır ve negatif bir hava anlaşılır gibi değil. Acaba bilmediğimiz ne var, başkan ve yönetim "iki arada bir derede mi" kaldılar?
Sahada da durum farklı değil: Baskı altındaki adama atılan paslar, oyuncunun topu almaya hazır olmayışı, konsantrasyon eksikliği ve en temel şeyler olan bir kaç pası üst üste yapamayışımız... İşte asıl acı veren tablo budur.
Galatasaray, sadece parıltılı isimlerin bireysel becerilerine mahkum edilemeyecek kadar büyük bir tarihe ve ruha sahiptir. Çözüm, günü kurtarmak değil; acilen bir futbol aklı ve kalıcı bir sistem inşa etmektir.










