Ömer Aydın

Şirketlerin Ömürlerini Uzatma Reçeteleri

30.01.2026 22:34
Haber Detay Image

İş dünyası sohbetlerinde şirketlerin yaşam süreleri ve ülkemizde çok uzun ömürlü firmaların neden az olduğu konusu sıkça gündeme gelir. Kurumsallaşmayı başarmış, temel yönetim sorunlarını çözmüş bazı şirketlerin, devletlerden bile daha uzun süre ayakta kalabildiğini konuşuruz.

Ülkemizde kamu kurumları ve vakıflar arasında asırlık yapılar bulunmasına rağmen, özel sektör işletmelerinde bu sürekliliği sağlamakta zorlandığımız bir gerçektir.

İstatistiki veriler incelendiğinde, ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte; belirli önlemleri alan insanların hem daha uzun yaşadığı hem de yaşam kalitelerinin arttığı görülmektedir. Sağlıklı beslenen, yaşına uygun spor yapan, stresini iyi yöneten ve psikolojik dayanıklılığını koruyan bireyler daha sağlıklı bir yaşam sürmektedir. Şirketler için de durum büyük ölçüde benzerdir.

Nitekim bazı araştırmalar ve bilimsel çalışmalar, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde şirket ömürlerinin giderek kısalacağını ortaya koymaktadır.

Ani Yok Oluşlara Karşı Önlemler

Doğal afetler, yangınlar ve benzeri olağanüstü durumlar nedeniyle çok büyük işletmelerin bile ciddi zararlar gördüğüne, hatta tamamen ortadan kalktığına sıkça şahit oluyoruz. Çoğu zaman bu kayıpların temel nedeni, gerekli önlemlerin zamanında alınmamış olmasıdır.

Oysa ki, görece düşük maliyetlerle alınabilecek tedbirler sayesinde bu risklerin önemli bir bölümü yönetilebilir. İşletmelerin risk analizlerinin yapılması, tehlikelere karşı sistemlerin kurulması, personelin eğitilmesi ve işletmenin uygun şekilde sigortalanması; ani yok oluşların önüne geçilmesinde kritik rol oynar. Detaylı sigortalamanın kayıpları karşılama ve geri dönüşü sağlama konusunda faydası olacaktır. Bunun yanında; inancı gereği zekât ve sadaka müesseselerini usulüne uygun ve istikrarlı biçimde işleten firma sahiplerinin, karşılaştıkları sıkıntı ve müsibetlerin azalacağı; işlerinde bereket, huzur ve sürdürülebilirlik sağlayacakları da göz ardı edilmemelidir.

Geçtiğimiz günlerde Gebze'de bir kozmetik fabrikasının yanarak kül olması bu duruma somut bir örnektir. Acaba bu fabrika olması gereken yerde açılsa ve gerekli önlemler alınmış olsaydı, bu kayıp daha sınırlı kalabilir ve işletme gelecek kuşaklara daha güçlü şekilde aktarılabilir miydi?

İşletmeler, düzenli olarak risklerini ve "ramak kala" olaylarını analiz edip, problemlerin kök nedenlerini ortadan kaldırarak faaliyetlerini sürdürürse ani yok oluşlara karşı önemli bir dayanıklılık kazanabilir.

Kurumsallaşma Çalışmaları

İşletmeler büyüdükçe karşılaştıkları sorunlar da büyür; kontrol etmek ve çözüm üretmek daha zor hale gelir. Özellikle aile şirketlerinde büyüme, beraberinde ciddi sancılar getirebilir.

Beş kişiyle yola çıkan bir işletmenin zamanla 500 kişilik bir yapıya ulaşması durumunda, yönetim sistemi ve süreçler bu büyüklüğe uygun şekilde yeniden kurgulanmazsa sürdürülebilirlik ciddi şekilde tehlikeye girer.

Ortaklık yapısı, aile içi ilişkiler, görev tanımları ve iş yapış biçimleri kurumsal bir çerçeveye oturtulmalı; bu yapı da sürekli olarak günün şartlarına göre güncellenmelidir. Böylece şirketin gelecek kuşaklara güvenle aktarılması mümkün hale gelir.

Aslında tüm bunları yeniden keşfetmeye de gerek yoktur. Yüzyıllardır ayakta kalan işletmelerin ne yaptıklarına ve ne yapmadıklarına odaklanmak, sürdürülebilirlik konusunda önemli ipuçları sunmaktadır.

Aile yapısını kurumsallaştıramayan işletmelerin geleceğe güvenle bakması oldukça zordur. Aile içi çekişmeler azaltılmalı, ilişkiler net kurallarla düzenlenmeli ve aile yapısı güçlendirilerek yola devam edilmelidir.

Zamana Uygun Davranmak

Kuruluş döneminde işleri son derece iyi giden bir işletme, zamanla değişen şartlara uyum sağlayamaz; müşteri istek ve beklentilerinin gerisinde kalırsa rekabet gücünü kaybeder.

Sektörün gidişatını doğru okuyamayan ve gerekli önlemleri zamanında alamayan işletmelerin ömrü genellikle kısa olur. Buna karşılık, gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri önceden öngören ve buna göre hazırlık yapan şirketler, yaşam sürelerini önemli ölçüde uzatabilir.

Şirketlerin, faaliyet gösterdikleri ülkenin ve sektörün kültürünü dikkate alarak yeniliklere uyum sağlaması gerekir. Bu noktada en belirleyici unsur ise müşteri istek ve beklentilerine göre işletme yapısını sürekli olarak güncelleyebilme becerisidir.

Sonuç olarak; şirketlerin yaşam sürelerini uzatmak için mucizevi reçetelere değil, disiplinli yönetime, risk farkındalığına, müşteri odaklılığa ve kurumsal akla ihtiyaç vardır. Bu adımları kararlılıkla atan işletmeler, sadece ayakta kalmakla kalmaz; değişen dünyada güçlenerek yoluna devam eder ve gelecek kuşaklara sağlam bir miras bırakır.

Yazarın Tüm Yazıları