Şirket ortakları, ortağı oldukları işletmeden veya farklı kaynaklardan kişisel gelir elde edebilirler. Bu gelirlerin yeni yatırımlara yönlendirilmesi doğal bir davranıştır. Ancak ortaklık ilişkisi devam ederken yapılacak yeni ticari faaliyetlerin; hukuki, dini, ahlaki ve yönetsel boyutları dikkatle değerlendirilmelidir.
Ortağın bilgi birikimi, sektörel tecrübesi, sermaye gücü, menkul ve gayrimenkul varlıkları şahsi tasarrufu kapsamında olsa da, bu unsurların değerlendirilme biçimi ortaklık hukukunu ve ortaklar arası güven ilişkisini doğrudan etkiler.
Rekabet Etmeme İlkesi
Bir şirket ortağının, kendi şirketine rakip olacak faaliyetlerde bulunması hukuken sınırlandırılabilir. Bunun olmaması durumunda; etik olarak güven zedelenir, ortaklık ilişkisinin temelini oluşturan sadakat borcu ihlal edilmiş olur, akitleşmeye uyulmadığı için kazancın helalliği tartışılır.
Bu nedenle rekabet etmeme hükümleri; şirket ana sözleşmesine, pay sahipleri sözleşmesine, aile veya ortaklık anayasası gibi ortaklar arası yazılı mutabakat metinlerine açık ve net şekilde konulmalıdır. Sözlü mutabakatlar uygulamada zayıf kalabildiğinden, yazılı düzenleme yapılmalıdır.
Ortağın Rakip Şirkette Görev Alması
Ortaklığı devam eden bir kişinin; rakip bir şirkete sermaye koyması, danışmanlık yapması, yönetici veya çalışan olarak görev alması ticari hayatın teamülleri açısından kabul edilebilir değildir.
Örneğin; bir eğitim kurumunun kurucu ortağının başka bir eğitim kurumunda danışmanlık veya ortaklık yapması açık bir çıkar çatışmasıdır. Ortakların izni olmadan yapılan bu çalışmadan elde edilen kazancın helalliği de tartışılır.
Bu durumun önlenmesi için; rekabet yasağı maddesi açıkça tanımlanmalı, ihlal halinde uygulanacak yaptırımlar netleştirilmelidir.
Ortağın Şirkete Rakip Bir İşletme Kurması
Bu durum doğrudan sadakat yükümlülüğünün ve ortaklar arası akitleşmenin ihlalidir. Bu gibi durumlarda ortağın; şirket müşteri portföyünü, tedarik zincirini, ticari sırları, fiyatlandırma politikalarını, insan kaynağını dolaylı veya doğrudan kullanması söz konusu olabilecektir.
Bu tür faaliyetler çoğu zaman; şirket ortağına tazminat yükümlülüğü, yeni kurulan şirketteki hissesinin ortaklık malı sayılması, ortaklıktan çıkarma gibi yaptırımlara bağlanmaktadır.
Ortağın Rakip Olmayan Kendi Adına Bir Firma Kurması
Ortak, şirket faaliyet alanına girmeyen bir sektörde ortaklarından izin alarak yatırım yapabilir. Bu işlemi sorunsuz yürütülebilmesi için; yeni işin, ortağın işletmedeki işlerini aksatmaması gerekmektedir. İşlerini aksatması durumunda aile üyeleri veya yönetim kurulu başka iş yapan ortağa müdahale etme hakkına sahiptir.
Ek Gelir Getirici İş Olması
Ortak, yaptığı ek işten elde ettiği geliri doğrudan mevcutta çalıştığı şirketin kasasına aktarılıyorsa; ilk çalıştığı şirketten maaş almaya devam eder. Tabi ki, burada diğer ortaklarının oluru şarttır. Ortakların kabul etmediği durumda, ek gelirin şirkete gelir yazılmasının da bir anlamı olmayacaktır.
Şirketin faaliyet alanına giren konularda ortağın bireysel olarak yeni bir oluşumun içerisine girmesi ve kazanç elde etmesi ise asla kabul edilmez.
Ortağın; dernek, vakıf, meslek kuruluşu, sivil toplum kuruluşu, siyasi parti vb. oluşumlarda görev alması prensipte olumlu karşılanabilir. Ancak bu faaliyetlerin; şirket işlerine engel olmaması, zaman yönetimini bozmaması, şirket itibarını riske atmaması gerekir. Bu nedenle görev başlamadan önce yönetim kurulunun oy birliği ile izin vermesi sağlıklı bir uygulamadır.
Uygulamada Sık Karşılaşılan Bir Model
Bu konuda işletmelerde sıkça uygulanan bir modelden bahsedebiliriz. Şirket işlerini ikinci plana atan ortağa, yeni işini bırakması veya şirketteki aktif görevinden istifa etmesi önerilir. Kabul edilmemesi halinde, ilk olağan/olağanüstü yönetim kurulu toplantısında "aktif görevden istifa etmiş sayılma" kararı alınır. Bu durumda; yönetim kurulu üyeliği devam edebilir, ortağa ilk şirketten maaş ödenmez, sadece yıl sonu kâr payı ödemesi yapılır.
Ortaklık yalnızca sermaye birlikteliği değil; aynı zamanda güven, sadakat ve ortak vizyon birlikteliğidir. Asıl olan; ortaklık yapısının başladığı gibi devam etmesi ve ortakların tüm enerjisini kurdukları şirkete vermeleridir. Bunun yanında ortağın şahsi yatırımları ile ilk kurduğu şirkete rakip olmadan, işlerini aksatmadan, çıkar çatışması oluşturmadan başka bir kulvarda yoluna devam etmesi de kurallara bağlanarak hoş karşılanabilir.









