Devlet denildiğinde vatandaşın aklına ilk ne gelir?
Kimileri için kanun, kimileri için disiplin, kimileri için güvenlik…
Oysa devlet, her şeyden önce vatandaşın kapısını çalabildiği, derdini anlatabildiği, kendisini dinleyen ve çözüm üreten bir iradedir. Devlet, milletin gönlüne dokunabildiği ölçüde büyür; vatandaşın duasını alabildiği ölçüde güçlenir.
Bugün ne yazık ki bürokraside makam odalarına kapanan, halkla arasına mesafe koyan, vatandaşla yalnızca protokol programlarında bir araya gelen yöneticilere daha sık rastlıyoruz. Ancak bu tabloyu bozan, devletin sıcak yüzünü yeniden hissettiren yöneticiler de var. İşte Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu da bu isimlerden biri.
Hamza Aydoğdu'yu sadece Erzincan Valisi olarak değerlendirmek eksik olur. Çünkü o, görev yaptığı her şehirde farklı bir yönetim anlayışı ortaya koymuş, klasik bürokrat profilinin dışına çıkmayı başarmış bir devlet adamıdır.
Bugün Erzincan sokaklarında sabahın erken saatlerinde dolaşırsanız büyük ihtimalle Vali Hamza Aydoğdu ile karşılaşabilirsiniz.
Çünkü o, güne makam odasında başlamıyor.
Esnafın arasında başlıyor.
Bir çay ocağına oturuyor…
Çayını içerken vatandaşlarla sohbet ediyor…
"Bir sıkıntınız var mı?" diye soruyor.
Sadece dinlemiyor.
Not alıyor.
Takip ediyor.
Çözüm üretiyor.
İşte yöneticilik tam da budur.
Vatandaşı makamına çağırmak kolaydır.
Asıl önemli olan, makamı vatandaşın ayağına götürebilmektir.
Hamza Aydoğdu'nun en dikkat çekici özelliği de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
O, halkın ayağına gidiyor.
Vatandaşı dinlemek için protokol hazırlatmıyor.
Randevu sistemleri kurmuyor.
Koridorlarda saatlerce bekletmiyor.
Sokakta, pazarda, kahvede, çarşıda, okulda ve köyde insanlarla birebir temas kuruyor.
İnsanlar onu makamıyla değil, samimiyetiyle tanıyor.
Bugün Erzincan'da hangi esnafla konuşursanız konuşun, Vali Hamza Aydoğdu'nun dükkânına uğradığını, hâl hatır sorduğunu anlatacaktır.
Bir yöneticiyi başarılı yapan sadece imzaladığı resmî evraklar değildir.
Asıl başarı, vatandaşın gönlünde bıraktığı izdir.
Hamza Aydoğdu da bunu başaran isimlerden biridir.
Ben kendisini sadece Erzincan'daki çalışmalarıyla tanımıyorum.
Aksaray'da görev yaptığı dönemi de yakından takip ettim.
Orada ortaya koyduğu yönetim modeli gerçekten örnek alınacak nitelikteydi.
Özellikle gençlerle kurduğu iletişim dikkat çekiciydi.
Belki de Türkiye'de ilk kez bir vali, gençlerle doğrudan iletişim kurabilmek için WhatsApp grupları oluşturdu.
Üstelik bu gruplar göstermelik değildi.
Gençler isteklerini yazıyor…
Okullarındaki eksiklikleri bildiriyor…
Mahallelerinde gördükleri sorunları aktarıyor…
Projelerini anlatıyordu…
Vali Hamza Aydoğdu ise bunların tamamını dikkatle takip ediyor, ilgili kurumlara talimat veriyor ve çözüm üretiyordu.
Bir yöneticinin gençleri dinlemesi kadar kıymetli çok az şey vardır.
Çünkü gençleri dinleyen, aslında geleceği dinler.
Gençlerin fikirlerine değer veren, geleceğin Türkiye'sine yatırım yapar.
Hamza Aydoğdu tam da bunu yaptı.
Bugün birçok yönetici gençlere konuşuyor.
Ancak onları gerçekten dinleyen yönetici sayısı çok az.
İşte fark tam da burada ortaya çıkıyor.
Erzincan'da bulunduğum bir ziyaret sırasında kendisinin vatandaşlarla yaptığı geniş katılımlı toplantılardan birine katılma fırsatı bulmuştum.
O toplantıda gördüğüm manzara beni gerçekten etkiledi.
İnsanlar çekinmeden dertlerini anlatıyordu.
Vali dikkatle dinliyordu.
Kimsenin sözünü kesmiyordu.
Her sorunu not alıyor, ilgili kurum müdürlerine çözüm talimatı veriyordu.
Orada şuna bir kez daha şahit oldum:
Devlet vatandaşını dinlediği zaman güven oluşuyor.
Vatandaş kendisini yalnız hissetmiyor.
O toplantılarda sadece büyük yatırımlar konuşulmuyordu.
Bazen küçücük gibi görünen ama bir insanın hayatını değiştirecek talepler de gündeme geliyordu.
Bunlardan biri hafızama kazındı.
Geçimini hayvancılıkla sağlamak isteyen bir köylü kadın, Vali Hamza Aydoğdu'dan destek istedi.
O talep cevapsız kalmadı.
Hayvancılık yapabilmesi için gerekli destek sağlandı.
Belki bazıları için sıradan bir yardım gibi görülebilir.
Ama o aile için yeni bir hayatın başlangıcıydı.
Çünkü gerçek sosyal devlet, insanlara sadece yardım eden değil, üretme imkânı sunandır.
Yine farklı zamanlarda gözlük alamayan vatandaşlara destek olunduğunu, eğitim hayatına devam edebilmesi için ihtiyaç sahibi öğrencilere burs ve yurt imkânı sağlandığını gördük.
Bir öğretmenin öğrencisi için yaptığı yardım çağrısına kayıtsız kalınmayıp kısa sürede çözüm üretilmesi, sadece bürokratik bir işlem değildir.
Bu, insan odaklı yönetimin en güzel örneklerinden biridir.
İşte bu nedenle Hamza Aydoğdu ismi sadece resmî başarılarla değil, dokunduğu hayatlarla da anılıyor.
Onu farklı kılan tam da budur.
Elbette Erzincan denildiğinde hafızalarda çok özel bir isim vardır:
Merhum Recep Yazıcıoğlu…
Türkiye'nin "Süper Vali" olarak tanıdığı, makamını halka açan, ezber bozan, vatandaşın içinde yaşayan unutulmaz bir devlet adamı.
Aradan yıllar geçti.
Pek çok vali Erzincan'da görev yaptı.
Ancak halkın arasında olma konusunda Recep Yazıcıoğlu'nun bıraktığı iz kolay kolay doldurulamadı.
Bugün Erzincan'da vatandaşlarla konuştuğunuzda birçok kişinin Hamza Aydoğdu'yu o anlayışa benzettiğini duyuyorsunuz.
Elbette her yöneticinin kendine özgü bir tarzı vardır.
Kimse bir başkasının aynısı değildir.
Ancak ortak nokta açıktır:
Halkın içinde olmak…
Vatandaşı dinlemek…
Sorunlara yerinde çözüm üretmek…
Devleti vatandaşın ayağına götürmek…
Bu yönüyle Hamza Aydoğdu'nun sergilediği yönetim anlayışı, merhum Recep Yazıcıoğlu'nun bıraktığı hizmet anlayışını hatırlatıyor.
Ben kendisini deprem döneminde de yakından takip ettim.
Özellikle Elbistan'da koordinatör vali olarak görev yaptığı süreçte ortaya koyduğu performans takdir topladı.
Deprem gibi olağanüstü dönemlerde yöneticilerin gerçek karakteri ortaya çıkar.
Masanın başında oturmak kolaydır.
Zor olan, enkazın başında olmak, vatandaşın gözünün içine bakabilmek ve umut olabilmektir.
Hamza Aydoğdu, o zorlu süreçte de çözüm odaklı yaklaşımıyla dikkat çekti.
Sadece talimat veren değil, sahada bulunan bir yönetici profili çizdi.
Bu yüzden bugün görev yaptığı her şehirde arkasında güzel hatıralar bırakıyor.
Kanaatimce Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, vatandaşla arasına duvar örmeyen yöneticilerdir.
Makamın gücünü değil, milletin duasını önemseyen yöneticiler…
İmza atmaktan çok insan kazanmaya çalışan yöneticiler…
İşte Hamza Aydoğdu böyle bir isimdir.
Elbette hiçbir yönetici kusursuz değildir.
Her yöneticinin eksikleri olabilir.
Ancak önemli olan, samimiyetle çalışmak ve vatandaşın derdini kendi derdi gibi görebilmektir.
Hamza Aydoğdu'nun bugüne kadar ortaya koyduğu yönetim anlayışında bunu görmek mümkündür.
Bu nedenle şahsi kanaatim odur ki, böylesine halkla iç içe olan, gençlere önem veren, sosyal devlet anlayışını sahaya yansıtan ve çözüm odaklı çalışan yöneticilerin daha büyük sorumluluklar üstlenmesi ülkemiz adına önemli bir kazanım olacaktır.
Türkiye'nin dört bir yanında vatandaşın beklentisi aslında çok nettir.
Kapısını çalabileceği…
Telefonuna ulaşabileceği…
Sokağında görebileceği…
Kendisini dinleyecek…
Ve çözüm için gayret gösterecek yöneticiler…
Devlet ancak böyle güçlenir.
Millet ancak böyle devlete daha fazla bağlanır.
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu'nun ortaya koyduğu yönetim anlayışı, sadece Erzincan için değil, kamu yönetimi açısından da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir modeldir.
Devletin sert yüzünden çok şefkatli yüzünü gösteren, vatandaşın derdini makam masasından değil, sokaktan okuyabilen yöneticiler çoğaldıkça inanıyorum ki devlet ile millet arasındaki bağ daha da kuvvetlenecektir.
Çünkü bazen bir çay ocağında içilen bir bardak çay, onlarca resmî toplantının sağlayamayacağı güveni oluşturur.
Ve bazen vatandaşın omzuna dokunan samimi bir el, devletin en güçlü imzasından çok daha büyük anlam taşır.
Kalın sağlıcakla…









