Her yıl 24 Temmuz geldiğinde sosyal medya hesaplarımız aynı cümlelerle dolup taşıyor: “Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun.” Elbette bu temenniler kıymetlidir. Ancak artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Gerçekten kutlayacak ne kadar nedenimiz kaldı?
24 Temmuz 1908, sansürün kaldırıldığı gün olarak tarihe geçti. Basının özgürleşmesi adına önemli bir dönüm noktasıydı. Aradan geçen bunca yıldan sonra ise gazetecilerin en büyük mücadelesi sansürden çok; ekonomik baskılarla, güvencesizlikle, mesleki itibarsızlaştırmayla ve örgütsüzlükle mücadele etmek oldu.
Bugün Anadolu’nun dört bir yanında görev yapan binlerce gazeteci, büyük fedakârlıklarla kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyor. Depremde, selde, yangında, savaşta, seçimde, gece gündüz demeden görev yapan bu insanlar çoğu zaman hak ettikleri değeri göremiyor. Düşük ücretler, düzensiz çalışma koşulları, basın kartı sorunları, sosyal güvencelerde yaşanan eksiklikler ve mesleki hak kayıpları artık kronikleşmiş durumda.
Ne yazık ki gazetecilik mesleğinin en büyük sorunlarından biri de parçalanmış yapısıdır.
Bugün Türkiye’de gazeteciler adına faaliyet gösteren yüzlerce dernek, vakıf, platform ve oluşum bulunuyor. Elbette sivil toplumun zenginliği önemlidir. Ancak aynı mesleği yapan insanların onlarca farklı çatı altında dağınık şekilde temsil edilmesi, ortak sorunlarda güçlü bir ses oluşturmayı zorlaştırıyor. Gazeteciler birbirine rakip değil, aynı mesleğin mensuplarıdır. Ayrışmanın değil, dayanışmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Gazetecilerin özlük hakları konusunda yıllardır konuşuyoruz. Fakat konuşmak artık yeterli değil; kalıcı çözümler üretmek gerekiyor. Meslek yasasının güçlendirilmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, yerel medyanın ekonomik olarak desteklenmesi ve gazetecilerin sosyal haklarının çağın gereklerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi kaçınılmazdır.
İşte tam da bu nedenle uzun zamandır dile getirdiğimiz Türkiye Gazeteciler Birliği fikrini önemsiyoruz. Amacımız mevcut kurumları yok saymak ya da yeni ayrışmalar oluşturmak değildir. Tam tersine; gazetecilerin ortak akıl etrafında buluşabileceği, mesleğin geleceğine yön verecek güçlü, kapsayıcı ve yasal zemine sahip bir birlik oluşturmaktır. Çünkü dağınık sesler gürültü çıkarabilir; ama birleşen sesler değişim oluşturur.
Gazetecilik, yalnızca haber yazmak değildir. Gazetecilik; millet adına soru sormaktır, haksızlık karşısında susmamaktır, kamu yararını savunmaktır. Böyle kutsal bir görevi yerine getiren insanların da güçlü bir mesleki dayanışmaya, sağlam özlük haklarına ve hak ettikleri itibara sahip olmaları gerekir.
24 Temmuz’u sadece bir kutlama günü olarak görmek yerine, mesleğimizin eksiklerini konuştuğumuz, çözüm yollarını ortaya koyduğumuz ve geleceğe dair ortak irade geliştirdiğimiz bir gün haline getirebilirsek, işte o zaman bu tarih gerçek anlamını bulacaktır.
Bugün tüm meslektaşlarımın Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı kutlarken, bir temennimi de paylaşmak istiyorum:
Daha güçlü bir yerel medya, daha güvenceli gazeteciler ve tek yürek olmuş bir meslek camiası…
Çünkü güçlü gazeteciler olmadan güçlü bir demokrasi, güçlü bir demokrasi olmadan da güçlü bir Türkiye inşa etmek mümkün değildir.
Kalın Sağlıcakla…










