Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan'ın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'a yönelik "Size minnettarız" sözleri, sadece bir teşekkür cümlesi değildir. Bu ifade, Türkiye'de uzun süredir siyasal kutuplaşma üzerinden yürütülen "belediyelere destek verilmiyor" tartışmasına sahadan verilmiş somut bir cevaptır. Çünkü bugüne kadar ana muhalefet cephesinden, özellikle de Özgür Özel ve CHP'li sözcüler tarafından sıkça dile getirilen bir iddia vardı: "İktidar, CHP'li belediyeleri ötekileştiriyor, projelerini engelliyor, destek vermiyor."
Oysa Edirne'den yükselen bu teşekkür, ezberleri bozan bir tabloyu gözler önüne sermiştir.
Filiz Gencan konuşmasında açık bir şekilde, bugüne kadar verilen desteklerden dolayı ilçe ve belde belediye başkanları adına teşekkür ettiğini ifade ediyor ve "İnşallah nice güzel işleri beraber gerçekleştireceğiz" diyerek iş birliği vurgusu yapıyor. Bu cümleler siyasetin diliyle değil, hizmetin diliyle kurulmuş cümlelerdir. İçinde polemik yoktur, itham yoktur, mağduriyet söylemi yoktur. Sadece yapılan bir çalışmanın karşılığında duyulan memnuniyet vardır.
Burada altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken nokta şudur: Demek ki mesele parti kimliği değil, ortaya konulan projenin niteliğidir. Demek ki makul, şehirle örtüşen, kamu yararı taşıyan projeler söz konusu olduğunda merkezi yönetim ile yerel yönetim arasında bir duvar örülmüyor. Aksine, destek mekanizması çalışıyor.
Uzun süredir kamuoyuna, CHP'li belediyelerin sistematik biçimde engellendiği anlatılıyordu. Oysa Edirne örneği, bu anlatının mutlak ve değişmez bir gerçek olmadığını gösteriyor. Bu durum şunu ortaya koyuyor: Eğer bir belediye başkanı derdini ideolojik sloganlarla değil, somut projelerle anlatıyorsa; şehrinin ihtiyacını siyasi gerilim malzemesi yapmak yerine çözüm üretmeye odaklanıyorsa; kapıyı çaldığında karşılık bulabiliyor.
Ben şahsen dürüst, düzgün ve çalışkan belediye başkanlarının, partisine bakılmaksızın desteklenmesi gerektiğine inananlardanım. Çünkü bir belediye başkanı seçildiği gün itibarıyla sadece partisinin değil, o şehrin tamamının başkanıdır. Oy verenin de vermeyenin de başkanıdır. Hizmeti belli bir kesime değil, tüm vatandaşlara götürmekle mükelleftir. Dolayısıyla merkezi idarenin de yerel yönetimin de temel referansı parti kimliği değil, kamu yararı olmalıdır.
Ancak burada önemli bir ayrımı da net biçimde yapmak gerekir. Belediye başkanı gerçekten belediye başkanlığı yapıyorsa, şehrine hizmet ediyorsa, projeleriyle kentine değer katıyorsa desteklenmelidir. Fakat belediyeyi seçildiği partinin arka bahçesine çeviriyor, kadroları liyakat yerine sadakat esasına göre dağıtıyor, kamu kaynaklarını şeffaflıktan uzak kullanıyor ve hizmet üretmek yerine siyasi vitrin oluşturmaya çalışıyorsa, işte orada dur demek gerekir. Destek, koşulsuz bir ayrıcalık değil; hizmetin karşılığıdır.
Filiz Gencan'ın sözleri tam da bu açıdan önemlidir. Bir belediye başkanı, merkezi yönetimden aldığı destek karşısında teşekkür etmeyi bir zayıflık olarak görmemiştir. Aksine bunu kamuoyunun önünde ifade ederek siyasetin normalleşmesine katkı sunmuştur. Teşekkür etmek bir teslimiyet değildir; hakkı teslim etmektir. Hele ki kamu yararına yapılan bir iş söz konusuysa, teşekkür etmek siyasi değil ahlaki bir tavırdır.
Buradan CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e de bir çağrı yapmak gerekir. Sayın Özel'in, Edirne Belediye Başkanı'na bu sözleri nedeniyle baskı kurmaması gerekir. Çünkü ortada ideolojik bir geri adım yoktur; ortada şehri için proje üreten ve o projenin desteklenmesi karşısında teşekkür eden bir belediye başkanı vardır. Bu kadar doğal bir durumu parti içi disiplin meselesine dönüştürmek, siyaseti daha da daraltmaktan başka bir işe yaramaz.
Aynı şekilde CHP'li çevrelerin de kendi belediye başkanlarına tepki göstermemesi gerekir. Çünkü ortada bir "iktidara yakınlaşma" değil, bir "hakkın teslimi" vardır. Eğer bugüne kadar "destek verilmiyor" deniliyorsa ve bir belediye başkanı çıkıp "Destek verildi" diyorsa, bu cümleye kızmak yerine üzerinde düşünmek gerekir. Belki de tartışmanın zemini baştan yanlış kurulmuştur.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, belediyeler üzerinden yürütülen siyasal gerilim değil; şehirlerin sorunlarını çözecek iş birliğidir. Deprem gerçeği, altyapı ihtiyaçları, kentsel dönüşüm, çevre yatırımları gibi konular parti rozetine bakılarak çözülemez. Bu alanlarda merkezi idare ile yerel yönetim arasında sağlıklı bir koordinasyon şarttır.
Edirne'den gelen bu tablo, aslında siyasetin daha makul bir zemine oturabileceğini gösteriyor. Bir bakan destek veriyor, bir belediye başkanı teşekkür ediyor ve kamu yararına bir iş hayata geçiyor. Olan biten budur. Bunun üzerine ideolojik fırtınalar koparmaya gerek yoktur.
Sonuç olarak Filiz Gencan'ın sözlerini önemsiyor ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu açıklama, siyasetin sert dili içinde kaybolmaması gereken bir mesajdır. Hizmet üretildiğinde, destek geldiğinde ve hakkı teslim edildiğinde kazanan parti değil şehir olur. Ve unutmayalım: Şehir kazanıyorsa, aslında hepimiz kazanıyoruz.
Kalın Sağlıcakla…









