Metin Aydın

Ayrılık, Ölüm ve İnsanlığın Kadim Yas Bilgeliği Üzerine

23.01.2026 14:41
Haber Detay Image

İnsan en çok birinin gidişiyle durur. Ölümle, ayrılıkla, kopuşla… Gidenin ardından kalan şey çoğu zaman sessizlik değildir; sancılı bir zamandır. Hayat akıyordur ama insanın içindeki saat kırılmıştır. Yas dediğimiz hâl, tam da bu kırık zamanın içinde yaşanır.

Bu yazı, yasın nasıl geçeceğini anlatmak için değil. Yasın ne olduğuna, insanlık tarihinin ona nasıl baktığına ve bugün neden onunla baş etmekte bu kadar zorlandığımıza dair bir durma denemesi.

Çünkü yas, modern bir sorun değildir. İnsan kadar eskidir.

Kadim Yunan'da Yas: Zamanın Askıya Alınması

Kadim Yunan kültüründe yas, yalnızca duygusal bir tepki değil; varoluşsal bir kırılma olarak görülürdü. Yas tutan kişi siyah giyip hayatına devam etmezdi. Şehirden çekilir, kamusal hayattan uzaklaşır, konuşmayı azaltırdı. Bunun nedeni acıyı gizlemek değil; zamanla kurulan ilişkinin bozulmuş olmasıydı.

Antik düşüncede zaman doğrusal değildi. İnsan, yaşadığı hâle göre zamanın içinde genişler ya da daralırdı. Yas tutan biri için bir gün aylar kadar ağır, tek bir an sonsuz kadar uzun olabilirdi. Bu bir hastalık değil; hakikatin zamana müdahalesiydi.

Kadimler şunu biliyordu: Yas aceleye getirilemez. Tutulmayan yas kaybolmaz; insanın içine gömülür.

İnanç Geleneklerinde Yas: Eksilmenin Bilgeliği

Farklı inanç gelenekleri yas konusunda şaşırtıcı bir ortaklığa sahiptir. Hepsinde yas, insanın faniliğiyle temas ettiği eşik olarak görülür.

Tasavvuf geleneğinde yas, zayıflık değil; idrakin derinleşmesidir. "Eksilmeden çoğalamazsın" sözü, kaybın öğretici doğasını anlatır. İnsan, yasıyla birlikte sustukça dili incelir, iddiası azalır, kalbi yumuşar.

Bu çizgide yas, Allah'tan uzaklaşma değil; insanın kendi sınırlılığıyla yüzleşmesidir. Kırılma burada bir çöküş değil, bir genişlemedir

Freud ve Yas: Kaybın Ruhsal Çalışması

Modern psikoloji yasla ilk ciddi temasını Freud'la kurar. Freud'a göre yas, ruhun kayba verdiği doğal tepkidir. Kayıp inkâr edilmez, bastırılmaz; işlenir. Eğer bu ruhsal çalışma yapılmazsa yas melankoliye dönüşür.

Freud'un asıl uyarısı şudur: Yas tutulmadığında kayıp bitmez. Yalnızca insanın içine yerleşir ve benliği kemirmeye başlar.

Bu tespit, kadim bilgeliğin modern dilde söylenmiş hâlidir.

Bu Çağda Yas: Neden Bu Kadar Zor?

Bugün yas tutmak zor. Çünkü bu çağ hız çağının kendisi. Durmak ayıp, yavaşlamak zayıflık, acı ise hızla onarılması gereken bir arıza gibi görülüyor.

Oysa yas durdurur. İnsanla zaman arasına mesafe koyar. Kontrol yanılsamasını dağıtır.

Bu nedenle çağdaş psikolojinin en güçlü yaklaşımları – bağlanma kuramı, kabul temelli terapiler, anlam odaklı yaklaşımlar – aynı noktada buluşur: Acıyla savaşmak yerine onunla temas etmek.

Yas, gecenin bir vakti kapısı çalınan bir ev gibidir. Kapıyı açarsın; gelen yoktur. Ama kapı bir daha eski kapanmaz. Eşik yerinden oynamıştır artık. Rüzgâr içeri girer, odaların sesi değişir, eşyalar daha uzun gölgeler taşır. Sen hâlâ geleni beklersin; oysa yas bir misafir değildir. Yas, evin mimarisini bozar. Giden gitmiştir ama kapının önünde kalan boşluk içeri sızmış, yerleşmiştir. Bundan sonra aynı evde yaşarsın ama artık başka bir dünyada.

Simone Weil'in dediği gibi: "Acı zorla hakikate yaklaştırır; çünkü insanı kendinden başka sığınak bırakmaz."

Yazarın Tüm Yazıları