Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

YARININ PROVASI: YAŞLILIK VE GÖRMEZDEN GELİNEN ADALETSİZLİK

15.02.2026 12:04
Haber Detay Image

Geçen hafta bir kafede oturuyordum. Yan masada, iş kıyafetli bir grup genç, aralarından birinin babasıyla telefonda konuşmasını tiye alıyordu. "Babaanne ayarı" dedi biri, diğeri "emekli modu" diyerek taklit yaptı. Hepsi kahkahayı bastı. O an fark ettim ki, bu gençler aslında kendilerine gülüyordu; hem de bunun farkında bile değillerdi.

Çünkü yaş ayrımcılığı, ırkçılık ya da cinsiyetçilik gibi tartışılmıyor. Hatta çoğu zaman önyargı olarak bile görülmüyor. Oysa yaş ayrımcılığı, belki de en yaygın, en "masum" görünen ama en derin yaralar açan ayrımcılık türü. Tazminat, eşitlik, kapsayıcılık, medyada görünürlük… Bu konuların hiçbiri yaşlılar söz konusu olduğunda gündeme gelmiyor.

Yaşlılarla dalga geçmek adeta milli spor haline gelmiş. Komedyenler yapıyor, diziler yapıyor, reklamlar yapıyor. Unutkanlıklar, teknolojiye uyum sağlayamamak, küçük hatalar… Hepsi kahkahaların hedefi. Zararsız gibi görünen bu espriler, aslında bir insanlık suçunu meşrulaştırıyor. Ve en acı ironisi şu: Hepimiz yaşlanıyoruz. Bugün güldüğümüz şey, yarın başımıza gelecek.

Yaş, Bir Kategoriye Geçiştir

Yaşlandıkça bir yaş grubundan diğerine geçiyoruz. Yeni bir gruba kabul edilirken, bir öncekinden dışlanıyoruz. Bu dönüşümü genellikle fark etmiyoruz. Ta ki bir markette "beyefendi" ya da "hanımefendi" diye hitap edilmeye başlanana kadar. İşte o an, artık başka bir kategoriye geçtiğimizi anlıyoruz.

Irk ve cinsiyet doğuştan gelir, değiştirilemez. Ama yaş… Amansızca kabuğumuzu dönüştürür. İçimizde aynı kişi kalsak da bedenimiz yılların yükünü taşımaya başlar. Yaşlılık, insanı farklı bir yaratığa dönüştürmez; sadece deneyim, birikim ve yılların bilgeliği bedende görünür hâle gelir.

Yaşlı insanlar, on yıllarca birikmiş hafıza ve deneyimi yavaşlamış beden makinelerine hapsetmiş çocuklar gibidir. Bazen mesafeli, bazen soğuk görünürler. Oysa bu, çoğu zaman fiziksel engellerin dayattığı bir zorunluluktur. Ya da hayatın rutinlerinden bıkmanın, dışlanmayı kabullenmenin bir sonucudur.

Yaş, insanı daha bilge kılar. Ama başkalarının saygısızlığına karşı bağışıklık kazandırmaz. Trajedi, sadece zayıflayan bedene katlanmak değildir. Asıl trajedi, toplumun en çok saygıya ve desteğe ihtiyaç duyduğunuz anda sizi görmezden gelmesidir.

Ne Yapmalı?

Önce şunu kabul edelim: Yaşlandıkça, gençliğimizde maruz kaldığımız önyargılar bize de bulaşır. "Bizim zamanımızda böyle miydi?" cümlesiyle başlayan söylemler, yeni bir dışlanmanın habercisidir. Ama farkında olmak, direncin ilk adımıdır.

Elimizden gelenin en iyisini yapabiliriz: Zihinsel ve bedensel olarak aktif kalabilir, ilgisizliği içselleştirmeye direnebiliriz. Beklentilerimizi düşük tutmak yerine, mümkün olanın sınırlarını zorlayabiliriz. Yeni bilgiler öğrenebilir, yeni beceriler edinebilir, kariyerimize devam edebilir ve ilişkilerimizi derinleştirebiliriz.

Unutmayalım: Her yaşta yapılamayacak çok az şey vardır. Bedenimiz gerilese de irade gücümüzle bu gerilemeyi uzun süre geciktirebiliriz. Ölçülü ve zekice hareket ederek, yeni fiziksel ve zihinsel başarılar elde edebiliriz.

Bugün yaşlılar hakkında yaptığınız konuşmalar, şakalar ve gösterdiğiniz sabırsızlık, kendi geleceğinizin provasıdır. Yaşlılara gösterdiğiniz saygı, ileride göreceğiniz saygının temelidir. Bugün onları görmezden gelirseniz, yarın siz görmezden gelineceksiniz.

Bu yüzden yaş önyargısına teslim olmayın. Asla pes etmeyin. Çünkü teslim olduğunuzda, o önyargıları doğru kılmış olursunuz. Ve unutmayın: Yaşlanmak, hepimizin ortak kaderi. Bu kaderi yaşanabilir kılmak ise hepimizin ortak sorumluluğu.

Yazarın Tüm Yazıları