Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu
Fatma Ece Gödeoğlu
Yazarın Profili
22.08.2026 11:59

Mevsimler Geçer

Haber Detay Image

En büyük pişmanlıklarınızı düşünün. O anların ortak bir yanı yok muydu? Ya çok öfkeliydiniz ya çok korkuyordunuz ya da aşırı coşkuluydunuz. Duygunun tam ortasında, sanki dışarıdan bir el direksiyonu kıvırdı ve siz sadece “Araba takla attı!” diye bağırmaktan başka bir şey yapamadınız.

Dışarıda bir kasırga kopsa, pencereyi kapatıp çayımızı yudumlarız. Çünkü biliriz ki hava böyledir; değişir, geçer. Ama içinizdeki fırtına koptuğunda neden hemen “Benim psikolojim bozuldu, her şey kötü, bu böyle gitmez!” diye panikleriz? Neden iç hava durumumuza, dış havaya gösterdiğimiz sabrı göstermeyiz?

Cevap basit: Direksiyonda kimin oturduğunu karıştırırız.

Duygularımız, o anda arkada oturan telaşlı, bağıran, ağlayan veya kahkaha atan yolculardır. Kaygı, arkadan omzumuza yapışıp “Kaza yapacağız, dur!” diye feryat edebilir. Öfke, yan koltuğa geçip haritayı yırtmaya kalkışabilir. Heyecan ise radyoyu sonuna kadar açıp “Bas gaza!” diye bağırabilir.

Ama işin sırrı şu: Onlar yolcu, siz şoförsünüz.

Onların sesini duymamak aptallık; istediği gibi bağırmalarına izin vermekse felakettir. Duyguyu hissedeceksiniz, ama asla ona göre vites değiştirmeyeceksiniz.

Diyelim ki sevdiğinizle tartışıyorsunuz. İçinizde öfke öyle bir kabarıyor ki, “Defol git!” kelimeleri dilinizin ucuna kadar geliyor. İşte tam orada, o bir saniyelik boşlukta içinizden şunu demelisiniz: “Fırtına başladı, ama bu fırtınanın kararı değil bu; benim kararım. O sözcükleri söylersem geri alamam. Ben direksiyonu bırakmıyorum.” İşte o an, duyguyla eylem arasına kurtarıcı mesafeyi koyarsınız.

Soğuk havada evi ateşe vermeyiz; mont giyeriz. Kaygıda panik yapıp sunumu terk etmeyiz; nefes alıp devam ederiz. Öfke anında ilişkiyi bitirmeyiz; susup sakinleşmeyi bekleriz. Çünkü biliriz ki; duygular sadece birer bilgi ışığıdır, asla birer eylem komutanı değildir.

Peki şimdi dürüst olun: Hayatınızın direksiyonunda en son ne zaman bir duygunuz vardı da sizi istemediğiniz bir yere sürükledi? Bugün, o yolculara kibarca “Teşekkürler, durumu biliyorum” deyip, ellerinizi sıkıca tutmaya ne dersiniz? Arabayı süren sizsiniz. Rota sizin. Mevsimler değişir, yağmur diner, kar erir. Ama siz o direksiyondan inmedikçe hiçbir fırtına sizi batıramaz.

Tıpkı kadim Vikingler gibi... Dalgalı ve puslu denizde yönlerini kaybettiklerinde, panikle küreklere asılıp suyu delicesine dövmeyi bırakırlardı. Çünkü bilirlerdi ki, o sisin içinde boşu boşuna kürek çekmek, onları yalnızca daha derin sulara sürükler, yorgunluktan batırırdı. Sessizce bekler, dalgaların kıyıya vuruş sesini dinlerlerdi. Ve nihayet pus dağılır, ufukta kara parçasını gördüklerinde, işte o an tüm güçleriyle küreklere sarılır ve o mesafeyi kapatmak için durmadan çalışırlardı. Bazen en büyük cesaret, zoru zorlamayı bırakıp bekleyebilmektir. Fırtına dinince rota netleşir. O zaman ne yapacağınızı bilirsiniz. O zaman küreklere sarılırsınız, ama bu kez panikle değil, kararlılıkla. Ve o karayı gördüğünüzde, geriye kalan tüm mesafeyi cesaretle kapatırsınız.

Yazarın Yazıları