Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Boş Gösterenlerin Marşı: “Sada Ya Ali”

03.04.2026 15:25
Haber Detay Image

Sosyal medyada, meydanlarda, cephelerde, yas törenlerinde sürekli tekrarlanan o nakarat: "Sada Ya Ali… Sada Ya Ali…" 2026 İran Savaşı'nın belki de en çok dinlenen, paylaşılan ve kutsanan parçası. Ne tam bir savaş marşı ne saf bir ağıt ne de açık bir protesto şarkısı. Tam da Ernesto Laclau'nun "boş gösteren" dediği şeyin ta kendisi: içine herkes kendi acısını, öfkesini, inancını, direnişini dolduruyor.

Şarkı, savaşın üçüncü gününde Tahran'ın güneyinde bir yas evinde kaydedilen amatör bir videoyla ortaya çıktı. Ses, daha önce "Zekr Jahani" ve "Nafaset Garm Baanoo" gibi dini ritüel şarkılarıyla tanınan Hossein Sotoodeh'e aitti—siyasi kimliği olmayan bir ses sanatçısı. 48 saat içinde video milyonlara ulaştı. Devlet medyası önce mesafeli durdu, sonra sahiplendi. IRGC'ye yakın hesaplar ritmi kendi klipleriyle süsledi. Muhalif diasporaysa aynı melodiyi "direnişin otantik sesi" olarak paylaştı. Sotoodeh sessiz kaldı. Şarkı, doğduğu andan itibaren bir sahiplenme savaşının nesnesi haline geldi. Ve tam da bu yüzden, Laclau'nun boş göstereninin mükemmel bir örneği.

Herkesin Kendi Marşı

Laclau'ya göre toplum hiçbir zaman tamamlanmış bir bütün değildir; farklı talepler birbirine eklemlenerek "halk"ı oluşturur. Bu eklemlenmenin merkezinde ise boş gösteren vardır: anlamı sabit olmayan, herkesin kendi anlamını yükleyebildiği bir sembol. "Sada Ya Ali" işte tam olarak bu.

Rejim yanlıları için şarkı, "İslam Devrimi ruhunun devamı"dır. Muhalif gençler için "zulme karşı isyan"ın sesidir. Savaş mağduru anneler için ağıttır. Cephedeki militanlar için motivasyondur. Diasporadaki İranlılar için kimlik ve aidiyet onayıdır.

Dışarıda ilan edilen düşman (ABD ve İsrail), içerideki tüm farklılıkları geçersiz kılar. Rejim yanlısı ile rejim karşıtı, dindar ile seküler, aynı melodide buluşur. Şarkı, siyasal olanı estetik olana, çelişkiyi duyguya dönüştürür. Herkes kendi hakikatini bu boş gösterenin içine boca eder.

Sotoodeh'in önceki çalışmaları da aynı belirsizlik stratejisini izliyordu. "Zekr Jahani"de Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in soyuna duyulan bağlılık işlenirken, şarkı hiçbir siyasi fraksiyona atıfta bulunmaz. "Nafaset Garm Baanoo" ise Hz. Zeyneb'in Kerbela sonrası direnişini anlatır—bir yas anlatısı olarak okunabileceği gibi, "kadın direnişi"nin sembolü olarak da yorumlanabilir. Sotoodeh'in sanatı, kurduğu bu anlam boşluğu sayesinde farklı kitlelerin kendi anlamlarını yükleyebileceği bir zemin sunar. 2026 savaşında "Sada Ya Ali" de aynı işlevi gördü.

Kesin İnançlılar

Ama şarkıyı bu kadar güçlü kılan sadece belirsizliği değil; onu taşıyacak psikolojik zemindir. Eric Hoffer, Kesin İnançlılar'da kitle hareketlerinin temelinde bireysel hayal kırıklığının kolektif bir inanca dönüştürülmesi yattığını söyler. "Sada Ya Ali" tam da bu dönüştürme mekanizmasını çalıştırır.

Hoffer'a göre kitle hareketlerinin en ateşli takipçileri, maddi yoksulluktan ziyade "manevi yoksulluk" çeken, kendi hayatlarında anlam bulamayan bireylerdir. 2026 İran'ı bunun tam bir laboratuvarıydı. Savaş öncesi aylar, "Kadın, Yaşam, Özgürlük" ruhunun yeniden canlandığı, ama ekonomik çöküşün umutları tükettiği bir dönemdi. Genç nüfusun işsizliği, enflasyonun yüzde 70'leri aşması, toplumda devasa bir anlam boşluğu yaratmıştı.

Savaş ve "Sada Ya Ali" bu boşluğa bir amaç sundu. Nakarattaki "Sada… Sada…" tekrarları, boş gösterenin sesli versiyonu gibi işler. "Ali" ismi artık ne yalnızca Hz. Ali'nin tarihi şahsiyeti, ne de sadece dini bir sembol. O, direnişin, şehitliğin, intikamın, kurtuluşun ortak paydası haline gelir.

Hoffer'ın uyarısı şudur: Kesin inançlı, özgürlüğün ağırlığından kaçar. Kendi hayatının sorumluluğunu taşımak yerine hareketin omuzlarına yüklenir. "Sada Ya Ali"nin ritmi işte bu kaçışın melodisidir. Dinleyen, şarkıya "katıldıkça" kendi karar verme yetisini devreder. Ve bu devir işlemi, tam da kendini "özgür" hissettiği anda gerçekleşir. Kitle hareketlerinin en bağlı neferleri, aslında kendi esaretlerinin mimarlarıdır.

"Sada Ya Ali"nin en tehlikeli yanı, ritmi ve tekrarlarıyla dinleyiciyi bir "oyun"a çağırıyor gibi görünmesidir. Ama bu oyun, savaş ideolojisinin kurallarına göre oynanır. Dinleyici mırıldanırken aslında kendi yabancılaşmasını pekiştirir. Şarkı sana "düşün" demez. "Katıl" der. Ve katıldıkça, seni yutan sistemin bir parçası haline gelirsin.

2026 İran Savaşı'nda "Sada Ya Ali", Laclau'nun hegemonya mücadelesinin en etkili aracı haline geldi. Farklı toplumsal talepler bu tek boş gösteren etrafında eşitlendi.

Peki ya Sotoodeh? Sanatçı, şarkının yayılmasından sonra hiçbir siyasi açıklama yapmadı. "Zekr Jahani" ve "Nafaset Garm Baanoo" ile dini ritüel müziğinde kendine bir yer edinmişti. "Sada Ya Ali" ile birlikte farkında olmadan dev bir boş gösterenin yaratıcısı haline geldi. Onun sessizliği, şarkının boşluğunu daha da derinleştirdi. Sembol, yaratıcısından bağımsızlaştı, kendi hayatını yaşamaya başladı.

"Sada Ya Ali" savaşın en rafine propaganda aracıdır: boş bir gösteren, kesin bir inanç ve müzikle üretilen kolektif yabancılaşma. En ironik olanı şu: Şarkıyı en yüksek sesle söyleyenler kendilerini en "uyanık", en "bağlı" hissettikleri anda, aslında en derin yabancılaşmanın tam ortasındadırlar. Gerçek çelişkileri görmek yerine ritmin akışına kapılırlar. Savaşın gerçek faillerini sorgulamak yerine "Ali"nin adını tekrarlarlar.

Kitleler "Sada Ya Ali" diyor. Ama asıl söyleyen, savaşın ta kendisi.

Yazarın Tüm Yazıları