Venezuela'daki operasyonun, sadece bir son değil, asıl hedef olan Meksika'ya yönelik baskı için bir ön hazırlık olduğu düşünülebilir. Bu perspektiften bakıldığında, ABD'nin mevcut stratejisinin temel hedefi iki yönlüdür: Organize suç örgütlerinin etkisizleştirilmesi ve USMCA anlaşması üzerinden tedarik zincirinin ABD 'ye tam entegrasyonu. Peki, Washington neden tüm enerjisini bir anda güney komşusuna odakladı? Bu sorunun cevabı, ABD'nin yeni dış politikasının ideolojik hayallerden ne kadar uzaklaştığını ve varoluşsal güvenlik endişelerine ne kadar yaklaştığını gösteriyor. Meksika, Washington için artık tercih değil, bir zorunluluktur.
Sınır Güvenliği ve İç Siyaset
Meksika'nın listenin başında olmasının en temel nedeni, Amerikan halkının günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir krizdir: Sınır güvenliği ve organize suç örgütlerinin yarattığı halk sağlığı sorunu. ABD'de on binlerce insanın ölümüne neden olan yasa dışı madde trafiği, ulusal bir trajedi boyutuna ulaşmış durumda. Hiçbir ABD yönetimi, bu krizi görmezden gelme lüksüne sahip değildir. Venezuela operasyonu, ABD yönetimine uluslararası alanda sertlik gösterme yeteneği kazandırmış olabilir; ancak bu momentumu, halkın en çok önemsediği bu iç güvenlik sorununa yönlendirmek, siyasi olarak en yüksek getiriyi sağlayacak en kısa yoldur.
Bu noktada, organize suç örgütlerinin "terör örgütü" ilan edilmesi tehdidi, ABD'ye Meksika topraklarında operasyon yapma konusunda hukuki bir zemin hazırlama çabası olarak okunabilir.
Ekonomik Baskı ve Çin Faktörü
Meksika, aynı zamanda ABD'nin "Kale Amerika" vizyonunun ekonomik temelini oluşturuyor. ABD, Çin'e olan tedarik zinciri bağımlılığını azaltmak zorunda. Bu üretimin büyük bir kısmının, lojistik olarak en uygun ve en ucuz işgücüne sahip olan Meksika'ya kaydırılması hedefleniyor. Bu hedefe ulaşmak için ise ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA), Washington'a devasa bir kaldıraç sağlıyor. ABD, tarife tehditleri ve anlaşmanın kurallarını kullanarak, Meksika'yı kendi sanayi politikalarına, özellikle Çin menşeli ara malları kullanmama konusunda, zorlayabilir. Bu, ABD'nin elindeki en etkili ve hızlı sonuç veren ekonomik silahtır.
Meksika, ABD'nin güneydeki devasa kara komşusudur ve bu durum, jeopolitik açıdan kabul edilemez riskler yaratır. ABD, kendi kıtasını güvence altına alma stratejisinde, sınırındaki en büyük ülkelerden birinin istikrarsız veya rakip bir gücün nüfusuna açık bir yapıya sahip olmasına izin veremez. ABD'nin en büyük endişesi, Çin'in Meksika'da kritik altyapı (limanlar, telekomünikasyon) alanlarında derin bir nüfuz kazanmasıdır. Sınırın hemen dibinde bir rakip gücün varlığı, ABD için kırmızı çizgidir. Meksika'ya uygulanan baskı, aynı zamanda Çin'e yönelik bir uyarıdır : "Bu bölge bizim etki alanımızdır."
Meksika, ABD için bir "zorunluluklar kesişim noktasıdır." İç siyasi baskı, ulusal güvenlik tehdidi ve ekonomik çıkar, bu ülkeyi Venezuela'dan sonraki en acil ve en yüksek öncelikli hedef haline getirmiştir. Venezuela'dan sonraki ilk somut hedefin, 2026 USMCA süreci nedeniyle Meksika olduğu anlaşılıyor. Ancak bu vizyonun sadece Latin Amerika ile sınırlı olmadığı da görülüyor. Toprak genişletme vizyonu açısından Grönland ve siyasi/ideolojik etki açısından Avrupa'daki müttefik hükümetler de (iç ihaneti veya muhalefeti destekleme yoluyla) Trump'ın ajandasında üst sıralarda yer alıyor olabilir. ABD, Meksika'yı kontrol altına almadan, ne "Kale Amerika" yı tam olarak inşa edebilir ne de bu daha geniş küresel hedeflere odaklanabilir.









