Davut Karabulut Yazıları

Davut Karabulut

Türkiye İletişim Başkanlığı, Hugging Face ve Blockchain hamlesiyle dünyada bir ilke imza attı.

14.05.2026 21:42
Haber Detay Image

Mayıs 2026, Türkiye’de kamu iletişimi açısından sıradan bir ay değildi. İlk bakışta teknoloji haberi gibi görünen iki gelişme, aslında devletin bilgiyle kurduğu ilişkiye dair daha derin bir değişimin işaretiydi. Bu değişim yalnızca “dijitalleşme” başlığıyla açıklanabilecek türden değil; bilginin nasıl üretildiğini, nasıl saklandığını ve dünyayla nasıl paylaşıldığını doğrudan etkileyen yapısal bir tercih.

Bu dönüşümün ilk ayağı Hugging Face üzerinden atıldı.

Hugging Face, bugün 18 milyondan fazla kullanıcıya ve milyonlarca yapay zekâ modeline ev sahipliği yapan, açık kaynaklı bir yapay zekâ platformu. Geliştiricilerin model paylaştığı, araştırmacıların veri seti yayımladığı ve ekiplerin birlikte çalıştığı bu yapı, bir anlamda yapay zekânın kamusal kütüphanesi gibi işliyor. Burada kurumsal bir profil açmak sadece teknik bir adım değil; aynı zamanda küresel bir üretim ve bilgi ağına dahil olmak anlamına geliyor.

5 Mayıs 2026’da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da bu ağa katıldı ve platformda resmî hesabını açtı. Bu adım, Hugging Face’te aktif içerik paylaşan ilk kamu kurumu olması açısından dikkat çekti. Üstelik yankısı sadece Türkiye ile sınırlı kalmadı. Platformun CEO’su Clement Delangue, bu gelişmeyi doğrudan paylaşarak diğer kamu kurumlarına da açık kaynaklı yapay zekâ çağrısı yaptı:

“Daha fazla hükümet ve kamu kurumu açık kaynaklı yapay zekâyı kullanmalı. Haydi egemen yapay zekâya.”

Bu çağrı, atılan adımın yalnızca yerel bir girişim olmadığını; küresel ölçekte bir örnek olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

Profilde yayımlanan ilk içerik ise Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) bültenlerinden oluşturulan bir veri seti oldu. Yaklaşık 2.800’den fazla doğrulanmış iddiayı içeren bu veri; depremden seçime, göçten ekonomiye kadar farklı başlıklarda yanlış bilgileri, yayılma bağlamlarını ve resmî açıklamaları standart bir formatta sunuyor. Üstelik veri seti hem Türkçe hem İngilizce olarak ve CC-BY-4.0 lisansıyla paylaşıldı.

Bu detay önemli. Çünkü Türkçe, yapay zekâ ve doğal dil işleme alanında veri açısından hâlâ sınırlı kaynaklara sahip bir dil. Bu tür açık veri setleri, yalnızca akademik çalışmalar için değil; yanlış bilgi tespiti, içerik sınıflandırma ve otomatik doğrulama sistemleri gibi birçok uygulama için doğrudan altyapı sağlıyor. Kısacası, Türkiye’nin dezenformasyonla mücadele deneyimi artık küresel yapay zekâ ekosisteminin bir parçası hâline geliyor.

İkinci adım ise bilginin korunması tarafında atıldı.

Dijital içeriklerin en büyük sorunlarından biri, zaman içinde değiştirilebilmesi ya da tamamen ortadan kaybolabilmesi. Geleneksel sistemlerde bir belgenin “orijinal” olduğunu kabul etmek için çoğu zaman onu yayımlayan kuruma güvenmek gerekir. Bu da doğrulamayı teknik bir süreçten ziyade bir beyan meselesine dönüştürür.

İletişim Başkanlığı bu sorunu blokzincir altyapısıyla çözmeyi tercih etti. 12 Mayıs 2026’da yapılan açıklamayla, kurumsal yayın arşivinin merkeziyetsiz bir yapıyla güvence altına alındığı duyuruldu.

Bu sistemin hayata geçirilmesi öncesinde, farklı blokzincir ağları ve dağıtık depolama çözümlerinin dayanıklılığına ilişkin kapsamlı bir teknik değerlendirme yapıldığı da ifade ediliyor. Kurum bünyesindeki yapay zekâ birimi tarafından yürütülen bu analizlerde, veri bütünlüğü, erişilebilirlik ve uzun vadeli sürdürülebilirlik gibi kriterler üzerinden çeşitli altyapılar karşılaştırıldı. Bu da tercih edilen mimarinin yalnızca teknik bir uygulama değil, önceden modellenmiş ve test edilmiş bir stratejinin sonucu olduğunu gösteriyor.

Sistem iki katmandan oluşuyor. İlk katmanda, 130 resmî eser IPFS üzerinden dağıtık biçimde depolanıyor. Yani içerikler tek bir sunucuda değil, ağın farklı noktalarında tutuluyor. Bu da silme veya değiştirme girişimlerini pratikte oldukça zorlaştırıyor.

İkinci katmanda ise bu içeriklerin kriptografik kayıtları Ethereum blokzincirine yazılıyor. Akıllı sözleşmeler aracılığıyla her belgenin ne zaman yüklendiği ve değişip değişmediği bağımsız şekilde doğrulanabiliyor. İsteyen herkes bu kayıtları doğrudan blokzincir üzerinden kontrol edebiliyor.

Bu altyapının bir uzantısı olarak, İletişim Başkanlığı’nın yalnızca veri ve arşiv değil, doğrudan yapay zekâ uygulamaları tarafında da deneysel adımlar attığı görülüyor. Yaptığım araştırmalara göre, kurumun Open Claw desteğiyle çalışan bir yapay zekâ ajanını blokzincir üzerinde yayımladığı ve bu sistemin arayüzüne ait ilk görüntülerin sınırlı bir çevrede paylaşıldığı söylenebilir. Bu gelişme, kamu kurumlarının yalnızca yapay zekâ kullanan değil, aynı zamanda bu teknolojiyi dağıtık altyapılar üzerinde çalıştırmayı deneyen bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor.

Bu yaklaşımın en kritik farkı şu: Güven, artık “söylenen” bir şey değil, teknik olarak kanıtlanabilen bir özellik hâline geliyor. Bir belgenin ne zaman yayımlandığı, sonradan değiştirilip değiştirilmediği ya da orijinal olup olmadığı artık tartışmaya açık değil; doğrudan doğrulanabilir.

Bu iki gelişme birlikte okunduğunda daha net bir tablo ortaya çıkıyor. Bir yanda bilgi, açık veri olarak küresel dolaşıma giriyor; diğer yanda bu bilginin orijinalliği teknik olarak güvence altına alınıyor. Yani üretim, paylaşım ve doğrulama tek bir sistemin parçaları hâline geliyor.

Ortaya çıkan model, kamu iletişimini sadece içerik üretimi olarak değil; veri, altyapı ve doğrulama mekanizmalarıyla birlikte ele alan daha bütüncül bir yaklaşımı işaret ediyor. Blokzincir geçmişi güvence altına alırken, Hugging Face üzerinden paylaşılan veri setleri bu birikimi geleceğin yapay zekâ sistemlerine açıyor.

Dünya genelinde kamu kurumlarının yapay zekâ ve blokzincire yöneldiği bir dönemde, Türkiye’nin bu iki alanı eş zamanlı ve birbirini tamamlayacak şekilde kullanması dikkat çekici. Bu da ülkenin yalnızca teknolojiye adapte olan değil, aynı zamanda bu alanda model oluşturma potansiyeli taşıyan bir pozisyonda olduğunu gösteriyor.

Mayıs 2026’da atılan bu adımlar, kamu iletişiminde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Artık bilgi sadece üretilen ve dağıtılan bir şey değil; doğrulanabilir, erişilebilir ve küresel dolaşıma açık bir varlık. Bu değişim, hem devletin bilgiye yaklaşımını hem de kamunun bilgiyle kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendiriyor.

Yazarın Tüm Yazıları