Burcu Kösem

Sağlık Sistemi: Hastaneden Önce Başlayan Bir Hikâye

20.01.2026 14:32
Haber Detay Image

Geçen hafta bir eğitim ve araştırma hastanesinin başhekimiyle yaptığımız sohbetten sonra sağlık sistemimiz üzerine biraz düşündüm. Konu, hepimizin günlük hayatta sıkça şikayet ettiği ama çoğu zaman nedenini derinlemesine tartışmadığı bir noktaya gelip dayandı: Hastanelerin kalabalığı, herkesin her şikayetini "acil" olarak görmesi ve aile hekimliği sisteminin henüz olması gereken yere tam olarak oturamaması.

Sohbet ilerledikçe, meseleyi sadece hastane sayısı, yatak kapasitesi ya da randevu süreleri üzerinden konuşmanın eksik kaldığı konusunda hem fikir kaldık. Çünkü bu tablo, aslında bir bilinç meselesine işaret ediyordu. Tam da bu noktada şu fikir ortaya çıktı: Bir pilot bölge seçilip, Milli Eğitim ile ortak bir çalışma yürütülse; sağlık sistemi, doğru sağlık davranışları ve aile hekimliğinin rolü çocuklara küçük yaşlardan başlayarak anlatılsa nasıl olurdu?

Üstelik bu sadece "anlattık" diye bırakılmasa, seçilen pilot bölgede verilen bu eğitimlerin zaman içindeki etkisi ölçülebilse… Hastane başvuruları azalıyor mu, aile hekimine yönelim artıyor mu, gereksiz acil kullanımı düşüyor mu? Eğer somut fayda üretildiği görülebilirse, bu model ülke geneline yaygınlaştırılsa…

Bu fikir bana şunu bir kez daha hatırlattı: Sağlık sistemi, hastanede başlamıyor. Sağlık sistemi, evde, okulda ve aile hekimliğinde başlıyor.

Bugün sağlıkla ilgili en yaygın yanlışlardan biri, sağlığı yalnızca hastane ile özdeşleştirmemiz. Hasta olunca gittiğimiz, derdimiz bitince kapısından çıktığımız bir yapı gibi görüyoruz. Oysa bu yaklaşım, hem sistemi gereksiz yere kilitliyor hem de sağlık harcamalarını sürdürülemez hale getiriyor. Oysa gereksiz yere gidilen her randevu ve/veya geç kalınmış her hastalık, hem birey hem de ekonomi için daha pahalı hale geliyor.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın şehir hastaneleriyle ilgili yaptığı açıklamaları bu çerçevede tekrar dinlediğimde, şehir hastanelerini sadece "büyük bina yatırımları" olarak değil, kapasite ve kriz yönetimi olarak da okuyorum. Şehir hastaneleri; ileri teknoloji, yoğun bakım kapasitesi ve büyük organizasyon gücüyle sağlık altyapısının önemli bir parçası. Özellikle salgınlar ve afetler de bize gösterdi ki, yüksek kapasiteli merkezler artık bir lüks değil, stratejik bir ihtiyaç.

Ancak şu dengeyi kurmadan bu yapıların tam verimle çalışması zor: Güçlü bir birinci basamak, yani aile hekimliği. Aile hekimliği etkin çalışmadığında, şehir hastaneleri en basit şikayetlerle dolup taşıyor. Ve bu durum ne hastaya ne hekime ne de bütçeye fayda sağlıyor. Oysa aile hekimi, erken tanının, kronik hastalık takibinin ve koruyucu sağlık hizmetlerinin en ekonomik ve en etkili adresi.

Sağlık turizmi ise, bu büyük resmin bir başka boyutu. Sağlık turizmi ülke ekonomisine döviz kazandıran en önemli faaliyetlerden biri. Sayın Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'yi sağlık alanında küresel bir çekim merkezi haline getirme vizyonu da bu potansiyeli işaret ediyor. Çünkü sağlık turizmi; sadece sayı ve gelir değil, kalite, etik ve itibar meselesi de aynı zamanda. Bu sebeple yerli hastanın hizmete erişimini zorlaştırmadan, doğru planlamayla bu alan büyütüldüğünde gerçek bir kazanıma dönüşecektir.

Bugün yurt dışında sağlık sistemi üzerine yazan pek çok yazarın ortaklaştığı bir nokta var. Örneğin Atul Gawande, modern sağlık sistemlerinin en büyük sorununu "çok şey yapabilme kapasitesine sahip olup, neyi yapmamak gerektiğini unutmak" olarak tanımlar. Victor Montori ise sağlık sistemlerinin hastalığı değil, insanı merkeze aldığında gerçekten iyileştirici olabildiğini söyler. Bu isimler farklı ülkelerden, farklı sistemlerden konuşsalar da vardıkları yer aynı: Sağlık, hastanelerde üretilmez; hastaneler, doğru kurulmuş bir sağlık kültürünün son durağıdır.

Ben de tam olarak bu noktayı vurgulamak istiyorum. Şehir hastanelerimiz güçlü, teknolojimiz ileri ve ülkemiz sağlık turizmi için büyük bir potansiyel barındırıyor. Ama eğer çocuklarımıza küçük yaşta "ne zaman acile gitmeliyim?", "aile hekimi ne işe yarar?", "ilaç ne zaman gerçekten gereklidir?" gibi temel soruların cevaplarını veremiyorsak; en modern sistem bile bir süre sonra kendi yükü altında zorlanır.

Geçen hafta yaptığımız o sohbetten aklımda kalan en güçlü fikir hala aynı: Bir pilot bölgeyle başlayıp, Milli Eğitim ve sağlık otoritelerinin birlikte yürüteceği, ölçülebilir ve sonuçları takip edilen bir sağlık eğitimi modeli… Çünkü gelişmiş ülkelerde sağlık politikalarının en önemli ortak noktası, ölçmeden yaygınlaştırmamak. Önce denemek, sonra sonuçlara bakmak, ardından doğru olanı büyütmek.

Sonuçta sağlık, bütçelerde bir kalem değil; insanın hayata katılabilme kapasitesidir. Sağlıklı birey her zaman daha üretken, daha sakin, daha umutlu olur. Bu da yalnızca sağlık sisteminin değil, ekonominin, eğitimin ve toplumsal huzurun da temelini oluşturur.

O yüzden ben sağlığı, hastane koridorlarında başlayan bir mücadele değil; evde, okulda ve aile hekimliğinde başlayan bir ortak akıl meselesi olarak görüyorum. Eğer bu ortak aklı kurabilirsek, şehir hastaneleri de gerçek işini yapar; sağlık turizmi de itibarlı biçimde büyür; sistem de insan da nefes alır.

Yazarın Tüm Yazıları