Burcu Kösem Yazıları

Burcu Kösem

Aile Politikaları Neden Bir Beka Meselesidir?

14.04.2026 22:29
Haber Detay Image

Toplumsal çözülmeler hiçbir zaman gürültüyle başlamaz; çoğu kez sessiz bir erozyonla, fark edilmeden ilerler. Dün "alışkanlık" dediğimiz şeyler bugün "bağımlılık", dün "tercih" dediğimiz eğilimler bugün "kimlik" haline gelir. Ve bir sabah uyanırız ki, mesele artık bireysel değil; doğrudan doğruya toplumsal varlığımızı ilgilendiren bir zemine taşınmıştır.

Tam da bu noktada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aile kurumuna dair yaptığı vurgu, sıradan bir sosyolojik tespit değil; gerçek bir beka okumasıdır. "Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazası, millî güvenlik ve beka meselesidir" ifadesi, günümüz tartışmalarını anlamak için anahtar cümlelerden biridir.

Çünkü bağımlılık dediğimiz olgu—ki bunu daha önce "Biz ne zaman bu hale geldik? Bağımlılıklar, kayıp zemin ve aile" başlıklı köşe yazımda detaylı şekilde ele almıştım.

Bağımlılıklar yalnızca kimyasal maddelerle sınırlı değildir. Aksine, modern çağın bağımlılıkları çoğu zaman görünmezdir: onay bağımlılığı, ekran bağımlılığı, haz bağımlılığı… Ve tüm bu bağımlılıklar, ortak bir boşluğun etrafında şekillenir: anlam kaybı…

İşte bu anlam kaybının ilk hissedildiği yer ailedir.

Aile, yalnızca bir birliktelik değil; insanın dünyayı anlamlandırdığı ilk epistemolojik zemindir. Orada öğrenilen değerler, sınırlar, aidiyet duygusu ve sorumluluk bilinci, bireyin dış dünyayla kurduğu ilişkinin omurgasını oluşturur. Bu omurga zayıfladığında ise birey, kendisini tutacak alternatif "bağımlılık kolonları" aramaya başlar.

Bu nedenle Ak Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Sayın Tuğba Işık Ercan öncülüğünde yürütülen "Bağımlılığa Karşı Aileyi Güçlendiren Politikalar" temalı çalışmalar, teknik bir sosyal politika üretiminden çok daha fazlasını ifade eder. Bu çabalar, aslında kaybolan zemini yeniden inşa etme gayretidir.

Burada dikkat çekici olan bir diğer husus da şudur:

Günümüz dünyasında sorunlar küreselleşirken, çözümler giderek yerelleşmektedir. Aileyi güçlendirmek, bireyi güçlendirmektir; bireyi güçlendirmek ise toplumu dirençli kılmaktır. Bu da doğrudan doğruya devletin bekasıyla ilişkilidir.

Zira bağımlı birey, özgür değildir.

Özgür olmayan bireylerden oluşan bir toplum ise güçlü değildir.

Bu noktada meseleye yalnızca "koruma" refleksiyle yaklaşmak da yetersizdir. Aileyi güçlendirmek, nostaljik bir geçmişe dönüş çağrısı değil; aksine, modern dünyanın meydan okumalarına karşı yeni bir denge kurma çabasıdır. Ne tamamen geleneksel kalıplara hapsolmak ne de sınırsız bireyselliğin savrulmasına teslim olmak…

Aranan şey, Alev Alatlı'nın ifadesiyle söyleyecek olursak, "aklını yitirmemiş bir modernliktir."

Bugün bağımlılıkla mücadele başlığı altında yürütülen her politika, aslında görünmeyen bir soruya cevap aramaktadır:

İnsan, anlamını nerede bulacak?

Eğer bu sorunun cevabı ailede verilmezse, sokakta verilir.

Eğer evde inşa edilmezse, ekranlarda inşa edilir.

Dolayısıyla aile politikalarını yalnızca bir "sosyal destek başlığı" olarak görmek, meseleyi eksik okumaktır. Bu politikalar; kültürel sürekliliğin, toplumsal direncin ve nihayetinde millî varlığın teminatıdır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın altını çizdiği gibi, bu artık bir tercih değil; bir zorunluluktur.

Ve daha önce de ifade ettiğim üzere asıl mesele şudur:

Aileyi korumak, geleceği korumaktır.

Yazarın Tüm Yazıları