ABD-İsrail ve İran arasında 40 gün boyunca süren ve doğrudan bütün bölgeyi ve dolaylı olarak da enerji krizi üstünden bütün dünyayı etkisi altına alan savaş, 2 haftalık ateşkes sürecine girince, insanlar savaşın sonlandığına inanmaya başladı. Maalesef ki henüz tam olarak bitmiş bir savaş ve barış deklere edilmiş değil.
Savaşın bittiğine inanan ya da inanmak isteyenler, bir
futbol maçının sonucunu okur gibi savaşın kazananı ve kaybedenini okuyabilecek
bir skorboard bulamayınca, herkes karınca kararınca az okumuşluğu ve
birikimiyle kazanan ve kaybedenler listesi çıkarmaya başladı bile.
Trump’ın kaybettiğini söylemek malumun ilamı olur deyip onu
bir kenara bırakırsak, Türkiye açısından durum nedir diye sorulduğunda; dört
defa kışkırtıcı biçimde topraklarına atılan füzelere rağmen savaşa girmemekte
istikrarlı biçimde direnmesi ile arabuluculuktan geri durmadan itidal çağrısını
elden bırakmaması ile kazananlardan biri Türkiye idi.
Her ne kadar binlerce insanın öldüğü yüz binlercesinin
yerinden edildiği bir savaşta ekonomik olarak kazananı zikretmek etik olmasa da
maalesef ki dünyanın, ekonomik hedefler ve amaçlar için savaştığı gerçeği de
ekonomik olarak kazanan ve kaybedeni konuşmayı normalleştiriyor.
Bu normlar dahilinde düşündüğümüzde, on gün önce, dünyadaki varlık
yönetimi finans kuruluşlarının en büyüğü BlackRock’un CEO’sunun Türkiye’ye gelmesi
ciddi bir önem arzediyor.
BlackRock deyip geçmeyin dünya çapında 14 trilyon dolarlık
varlık yönetimiyle ürkütücü bir ölçekte. Ürkütücü diyorum çünkü böylesi devasa
bir varlık yönetiminin, ekonomik ve siyasi olarak dünyada yapamayacağı ne olur
diye sorsanız, herhalde birçok kişi bu soruya karşılık susmayı tercih eder.
Peki bu savaş ortamında BlackRock CEO’su Laurence D. Fink’in
Türkiye’yi ziyaret etmesi ve bu ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, Hazine ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan
Bayraktar, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan
Fidan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans
Ofisi Başkanı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı ve AK Parti'nin
ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeybekci’ye kadar kalabalık bir
heyetin de bulunması ziyaretin önemini daha arttırıyor.
Neden derseniz malumunuz 40 günlük savaşta, İran ABD’nin
müttefiki Arap ülkelerini de hedefine alıp vurmaya başlamıştı ki Suudi
Arabistan ve Dubai’de o saldırılardan nasibini almıştı.
Haliyle bu saldırılar iki ülkedeki yabancı yatırımcıyı
ürkütmüş ve yüksek ölçekli varlık sahipleri daha güvenli bir merkez arayışına
düşmüştü.
Fink’in ziyareti, Dubai ve Suudi Arabistan gibi yüksek
riskli ülkelerden kaçan sermaye ve yatırımların Türkiye’yi yeni yatırım bölgesi
olarak değerlendirmeye başladığının işareti olabilir mi?
Ki savaşta iyi bir sınav vermiş bir ülke ve yönetimi olarak o
sermayeye güven verdiğimizi düşünmek yanlış olmaz sanırım.









