Av. Ahmet Karaca Yazıları

Av. Ahmet Karaca

Yapay Zekâ ile Üretilen Eserlerin Telif Hakkı Kime Aittir? FSEK ve SMK Bağlamında Analiz

07.07.2026 23:58
Haber Detay Image

Yapay Zekânın Ürettiği Esere Kim Sahip? Telif ve Patent Çıkmazı

Bir görseli yazılım üretti, komutu siz verdiniz, sonucu bir başkası satışa çıkardı. Peki o eser hukuken kimin? Türk hukukunda cevap nettir: yapay zekânın kendisi ne "eser sahibi" ne de "mucit" olabilir. Hak, yapay zekâyı yalnızca bir araç gibi kullanan ve çıktıya kendi yaratıcı dokunuşunu, yani hususiyetini katan gerçek kişiye aittir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) eser sahibini "eseri meydana getiren gerçek kişi" olarak tanımlar; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ise patent başvurusunda mucidin bir gerçek kişi olarak gösterilmesini zorunlu kılar. Yani makine düğmeye basabilir, ama hakkı taşıyan el insan elidir. Bu yazıda yapay zekâ ile üretilen eserlerde telif hakkı ve patent çatışmalarının hukuki çerçevesini, mahkemelerin aradığı kriterleri ve hak sahipliğini güvence altına almak için atılması gereken somut adımları ele alacağım.

Yapay zekâ bir eseri ya da buluşu sahiplenebilir mi?

Hayır. Mevcut Türk mevzuatında yapay zekâya hukuki kişilik tanınmadığı için, ne telif ne de patent hakkı doğrudan ona ait olamaz. Koruma, ürünü ortaya çıkaran insanın katkısına bağlanır.

Burada kritik soru şudur: O çıktı üzerinde "yaratıcı kontrol" kimde? Bir komut yazıp "üret" demek tek başına yeterli midir? Hukukun bakışı, sonuca götüren yaratıcı seçimlerin gerçekten insan tarafından yapılıp yapılmadığına odaklanır. Eğer kullanıcı çıktıyı yönlendirmiş, seçmiş, düzeltmiş ve ona özgün bir biçim vermişse, hak o kişiye doğar. Salt "makineyi çalıştırmak" ise tek başına sahiplik üretmez. Uluslararası uygulama da bu çizgiyi destekler: hem Avrupa Patent Ofisi hem de pek çok ulusal ofis, yapay zekânın mucit olarak gösterildiği başvuruları (DABUS olarak bilinen dosyalar) reddetmiştir. Buluş varsa bile, dosyada mutlaka bir insan mucit yer almak zorundadır.

Telif hakkı: Her şey "hususiyet" kriterine dayanıyor

Bir yapay zekâ çıktısının telifle korunabilmesi için tek bir eşik vardır: sahibinin hususiyetini, yani özgün kişisel damgasını taşıması. Standart, sıradan ya da teknik bir zorunluluktan doğan çıktılar bu eşiği geçemez.

Türk yargısı yıllardır istikrarlı bir ölçüt kullanıyor: Bir ürünün eser sayılabilmesi için kendinden önce ortaya konmuş benzerlerinden ayrışan özgün bir niteliği olmalı. Teknik bir zorunluluktan ya da standart bilgi aktarımından kaynaklanan benzerlikler hususiyet teşkil etmez. Mahkemeler, "serbest biçimlendirme alanı" bulunmayan, amaca uygun olanın ötesine geçmeyen üretimleri koruma dışında bırakır. Bunu bir terziyle düşünün: aynı kumaştan herkesin dikeceği standart bir gömlek değil, kesimine kendi tarzını işleyen el korunur.

Bu yaklaşımın yapay zekâ açısından iki doğrudan sonucu var. Birincisi, bir komutun (prompt) yani "soyut bir iş fikrinin" tek başına eser koruması alması güçtür; çünkü yargı, soyut fikirleri değil, fikrin somutlaşmış özgün ifadesini korur. İkincisi, "üret" tuşuna basılarak elde edilen tek tıklık, hiçbir insan müdahalesi içermeyen çıktılar, telif korumasının dışında kalma riski taşır. Danışmanlık verdiğimiz teknoloji firmalarında en sık karşılaştığımız yanılgı tam da budur: bir görseli ya da metni yapay zekâya ürettirmenin, otomatik olarak o içerik üzerinde tartışmasız bir mülkiyet doğurduğu sanılır. Oysa hukuk, makinenin hızını değil, insanın seçimini ödüllendirir.

Patent tarafı: Yenilik, buluş basamağı ve insan mucit şartı

Patent dünyasında ölçüt daha katıdır. SMK uyarınca bir buluşun korunabilmesi için üç şart birlikte aranır: yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik. Ve başvuruda mucit olarak mutlaka bir gerçek kişi gösterilmelidir.

Yapay zekâ destekli buluşlarda asıl sorun, "araç kullanımı" ile "buluşçu sıfatı" arasındaki ince çizgidir. Yapay zekâ bir çözümü hesaplamış olabilir; ancak patent hukuku, teknik problemi tanımlayan, çözümü yönlendiren ve sonucu değerlendiren insanı arar. Telif hukukunda "anonim eser" gibi esneklikler tartışılabilirken, patentte mucit isminin eksikliği başvurunun reddiyle sonuçlanır. Bu nedenle yapay zekâ ile geliştirilen bir buluşta, sürece yön veren ekibin teknik katkısını belgelemek hayati önemdedir.

Asıl çatışma: Aynı çıktı hem telif hem patent isteyince

İşin en çetrefilli noktası burada başlar. Bir yazılım kodu ya da teknik tasarım, aynı anda hem FSEK kapsamında bir "ilim ve edebiyat eseri" hem de SMK kapsamında patentlenebilir bir buluş niteliği taşıyabilir. İki rejim ise farklı dillerden konuşur.

Telif, "hususiyet" ve "ifade biçimi" üzerinden korur; bir yazılımda korunan şey, temel düşünce ya da fonksiyon değil, düşüncenin açıklanma biçimi, yani kaynak kodudur. İki yazılım arasındaki benzerlik iş süreçlerinin ya da paydaş ihtiyaçlarının dayattığı bir zorunluluktan kaynaklanıyorsa, tecavüzden söz edilemez. Patent ise tam tersine, ifadeyi değil işlevi, yani teknik çözümün kendisini korur. Bu ayrım pratikte ekonomik olarak da devasa fark yaratır: patent koruması başvurudan itibaren en fazla 20 yıl sürerken, telif koruması eser sahibinin ölümünden sonra 70 yıl devam eder. Hangi rejimle korunduğunuz, ürünü kaç yıl boyunca elinizde tutacağınızı belirler. Bu yüzden mümkün olduğunda paralel strateji, yani ürünü hem yazılım boyutuyla telif hem de teknik fonksiyonuyla patent çatısı altında değerlendirmek akıllıca olur.

Veri tabanları da ayrı bir başlıktır. Verileri salt bilgisayar ortamına aktarmak "alelade bir derleme" sayılır ve korunmaz; ancak "hususi bir plan ve maksat dahilinde" oluşturulan derlemeler "işleme ve derleme eser" olarak korunabilir. Yapay zekânın topladığı verinin korunması da, teknik bir aktarımın ötesinde yaratıcı bir kurgu gerektirir.

Çalışan geliştirdiyse hak kimin? İstihdam ilişkisinin rolü

Çoğu yapay zekâ projesi tek başına değil, ekiplerle ve kurum bünyesinde üretilir. Burada kural nettir: FSEK m. 18 uyarınca, çalışanların görevleri kapsamında geliştirdiği yazılımlarda mali haklar, aksi kararlaştırılmadıkça işverene aittir.

Bu, sözleşmenin neden bu kadar belirleyici olduğunu gösterir. Kurumlara yönelik yürüttüğümüz farkındalık çalışmalarında ısrarla altını çizdiğimiz nokta şudur: hak sahipliği tartışması doğmadan önce yazılır, sonradan değil. Geliştiricinin, yatırımcının ve kurumun rolleri sözleşmede açıkça tanımlanmamışsa, ortaya çıkan boşluk yıllar süren bir ihtilafa dönüşebilir.

İhlal ve intihal: Yapay zekânın "öğrendiği" veri sorun yaratır mı?

Yaratabilir. Yapay zekânın eğitim aşamasında telifli eserleri kullanması, "çoğaltma" ve "işleme" hakları bakımından ihlal riski doğurur. Mesele, fikir-ifade ayrımı çerçevesinde çözülür.

Yalnızca fonksiyonel ya da fikri düzeydeki benzerlikler tecavüz sayılmaz. Ancak özgün ifadenin, yani kaynak kodun, metnin ya da görsel kurgunun kopyalanması ihlal teşkil eder. "Esinlenme" ile "intihal" arasındaki sınır, yapay zekânın eğitim verilerinden yararlanarak ürettiği içeriklerin hukuki kaderini belirleyen en hassas eşiktir.

Hak sahipliğini güvence altına almak için ne yapmalı?

Soru "yapay zekâ kullanmalı mıyım" değil; "kullanırken hakkımı nasıl korurum" olmalı. Pratikte üç adım belirleyicidir:

  1. İnsan müdahalesini belgeleyin. Komut mühendisliği, seçme, düzenleme ve düzeltme gibi her yaratıcı dokunuşu süreç boyunca kayıt altına alın. Çünkü "hususiyet" iddianızı bu kayıtlar ayakta tutar; ispat külfeti, eser olduğunu öne süren tarafın üzerindedir.
  2. Sözleşmeyi netleştirin. Taraflar arasındaki anlaşmalarda "yaratıcı girdi" ve "hak devri" süreçlerini, yapay zekânın yalnızca bir araç olduğu vurgusuyla açıkça tanımlayın.
  3. Teknik incelemeyi ciddiye alın. Bir yazılımın ya da buluşun özgünlüğü, "teknik zorunluluk" ile "yaratıcı seçim" arasındaki farkın tespitine bağlıdır. Yargı pratiği, her bilgisayar programının kendiliğinden eser sayılamayacağını, bunun ancak uzman bilirkişi incelemesiyle ortaya konabileceğini hatırlatır.
Sık Sorulan Sorular

Yapay zekânın ürettiği bir görselin telif hakkı bana ait olur mu? Yalnızca çıktı üzerinde gerçek bir yaratıcı kontrol kurduysanız. Komutu yazıp sonucu seçmek, yönlendirmek ve özgün bir biçim vermek hak doğurabilir; tek tıkla, müdahalesiz üretilen çıktılar ise koruma dışında kalabilir.

Yapay zekâ patent başvurusunda mucit olarak gösterilebilir mi? Hayır. SMK mucidin gerçek kişi olmasını zorunlu kılar. Yapay zekânın mucit gösterildiği başvurular, uluslararası uygulamada da (DABUS dosyaları) reddedilmiştir.

Yazdığım komut (prompt) tek başına eser olarak korunur mu? Genelde hayır. Yargı, soyut fikirleri değil, fikrin somutlaşmış özgün ifadesini korur. Sıradan bir komut, başlı başına telif koruması için zayıf bir zemindir.

Aynı çıktı hem telifle hem patentle korunabilir mi? Evet, koşulları taşıyorsa. Bir yazılım ifade biçimiyle telife, teknik fonksiyonuyla patente konu olabilir. Patent en fazla 20 yıl, telif ise eser sahibinin ölümünden sonra 70 yıl korur.

Çalışanımın yapay zekâ ile geliştirdiği yazılımın hakkı kime ait? Aksi kararlaştırılmadıkça, FSEK m. 18 uyarınca mali haklar işverene aittir. Yine de rolleri sözleşmeyle netleştirmek esastır.

Sonuç: Pusulayı tutan el insanın eli

Yapay zekâ, fırçayı tutabilir; ama tabloyu imzalayan el hâlâ insanın elidir. Hukuk, makinenin hesap gücünü değil, insanın yaratıcı seçimini ve teknik katkısını ödüllendirir. Bu nedenle yapay zekâ çağında hak kaybetmenin en sık nedeni teknolojinin kendisi değil, hazırlıksızlıktır: belgelenmemiş bir süreç, eksik bir sözleşme, ihmal edilmiş bir teknik inceleme. Akıllı olan, makineyi kullanan değil, kullandığını kanıtlayabilendir.

Bir hukukçu olarak teknoloji ve fikri mülkiyet kesişiminde yıllardır gözlemlediğim tek bir gerçek var: Hak, onu önceden kuranındır. Yapay zekâ ile üretilen içeriklerde telif ve patent stratejinizi bugünden kurun ki, yarın bir başkası sizin emeğinizi sahiplenmesin.

Av. Ahmet Karaca Bilişim Hukuku & Siber Suçlar Hukuku

Yazarın Tüm Yazıları