Sylvia Nasar, Akıl Oyunları adlı eserinde John Nash'in "Nash Dengesi" kavramını; her oyuncunun diğerlerinin stratejilerini dikkate alarak kendi yolunu belirlediği ve hiç kimsenin tek taraflı hamleyle kazancını artıramadığı bir durağanlık hali olarak tanımlar. Ancak günümüz uluslararası ilişkilerinde —özellikle Trump yönetiminin Venezuela müdahalesi sonrası oluşan tablo— klasik bir Nash dengesinden ziyade, "sıfır toplamlı" ve "tehdit temelli" bir dinamik sergilemektedir.
Prof. Dr. Murat Yalçıntaş, 2015 yılında kaleme aldığı "Ekonomik Karar Almada Adalet ve Oyun Teorisi" başlıklı makalesinde, Ültimatom Oyunu (Ultimatum Game) üzerinden ekonomik karar vericilerin sadece rasyonel ve bencil olmadığını, aynı zamanda bir "adalet algısı" ile hareket ettiklerini savunur. Bu teoriye göre, bir tarafın (teklifçi) önerdiği pay, diğer tarafça (yanıtlayıcı) "adaletsiz" bulunursa; yanıtlayıcı kendi kazancından feragat etme pahasına teklifi reddederek her iki tarafın da kaybetmesine yol açabilir.
İşte bu noktada, Ocak 2026 itibarıyla ABD Başkanı Trump'ın gerçekleştirdiği Venezuela operasyonu, uluslararası sistemde tam bir "Ültimatom" olarak okunabilir:
Teklifçi (ABD): "Enerji kaynaklarını ve yönetimi bizim belirlediğimiz şartlarda teslim edin; aksi takdirde ağır yaptırımlar ve askeri güçle karşılaşırsınız."
Adalet Algısı: Trump'ın operasyon sonrası "Venezuela'yı biz yöneteceğiz" ve "Petrol şirketlerimizi oraya sokacağız" yönündeki açıklamaları, Yalçıntaş'ın makalesinde belirttiği "hakkaniyetli bölüşüm" ilkesinden ziyade, gücün rasyonel maksimizasyonuna işaret etmektedir. Bu durum, bölgedeki diğer aktörlerin (Küba, Kolombiya, Meksika) adalet algısını zedeleyerek onları bir "reddetme" (direnç gösterme) stratejisine itebilir.
Trump'ın 2026 vizyonu, Monroe Doktrini'nin modern bir versiyonu olan "Trump Eki" (Trump Corollary) üzerine inşa edilmiştir.
Oyun teorisi çerçevesinde bu hedefleri şu başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Caydırıcılığın Yeniden İnşası: Maduro'nun yakalanması sadece bölgesel bir değişim değil; Çin ve Rusya gibi "oyun bozucu" aktörlere yönelik sert bir mesajdır. ABD, Batı Yarımküre'yi kendi "arka bahçesi" olarak mühürleyerek rakiplerinin hareket alanını kısıtlamayı (çevreleme/containment) amaçlamaktadır.
2. Enerji Oyununda Hakimiyet: Venezuela'nın günlük 3 milyon varillik petrol kapasitesine odaklanılması, küresel petrol fiyatlarını baskılayarak rakiplerin (Rusya, İran) gelirlerini azaltma stratejisidir. Bu, Nash dengesini doğrudan ABD lehine bozma girişimidir.
3. Ardışık Hedefler ve Domino Etkisi: Operasyonun başarısının; Kolombiya'daki kokain üretimi ve Küba'nın ideolojik direnci üzerinde bir kırılma yaratması hedeflenmektedir. Trump, bu aktörlere "sıradaki siz olabilirsiniz" ültimatomunu vermektedir.
Sonuç: Sürdürülebilirlik Sorunu
Nasar'ın Nash analizi, bireysel çıkarların toplumsal fayda ile çatıştığı noktada matematiğin soğuk rasyonalitesini sunarken; Yalçıntaş, bu rasyonalitenin "adalet" duygusuyla törpülenmediği sürece sürdürülebilir olmadığını hatırlatır. Trump'ın Maduro operasyonu sonrası kurmaya çalıştığı yeni düzen, matematiksel olarak "kazan-kaybet" senaryosuna dayanmaktadır.
Eğer ABD; Venezuela'nın kaynaklarını adil bir geçiş süreciyle yerel halkla ve bölgesel ortaklarla paylaşmazsa (Yalçıntaş'ın işaret ettiği adalet vurgusu), oyun teorisi uyarınca "yanıtlayıcılar" (bölge ülkeleri ve küresel rakipler) rasyonel olmayan ancak yıkıcı tepkiler vererek sistemi yeni bir istikrarsızlığa sürükleyebilir.
Bunun en somut göstergesi, ABD'nin bir yandan Monroe Doktrini çerçevesinde Danimarka'ya (Grönland üzerinden) ültimatom verirken, diğer yandan İran ve Ukrayna başta olmak üzere pek çok ülkeyi doğrudan hedef alan tutarsız genişlemeciliğidir.
Ailesini ve eski eşi Süleyman Kamil Yüceoral'ı yakından tanıdığım Sylvia Nasar'ın kaleme aldığı Akıl Oyunları, bildiğiniz üzere sayısız dile çevrilmiş bir dünya klasiğidir. 2002 yılında beyaz perdeye uyarlanan eser, 4 Oscar ödülü birden kazanmış ve oyun teorisini kitlelere tanıtmıştır.









