AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı...(2)

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

AK Parti Genel Başkan Vekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Türkiye'de Asıl Meselenin 'Kim Yönetecek?' Sorusu Olduğunu Belirterek, "Demokrasiye Yapılan Açık ve Örtülü Darbeler Türkiye'nin Hiç Hak Etmediği Bir Fotoğraf Ortaya Koyuyor. Türkiye'de Vesayetçi Bir Demokrasi Yapısal Hale Getirilmiştir" Dedi.

AK Parti Genel Başkan Vekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Türkiye'de asıl meselenin 'Kim yönetecek?' sorusu olduğunu belirterek, "Demokrasiye yapılan açık ve örtülü darbeler Türkiye'nin hiç hak etmediği bir fotoğraf ortaya koyuyor. Türkiye'de vesayetçi bir demokrasi yapısal hale getirilmiştir" dedi.

AK Parti'nin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuşan Fırat, sözlerine gözündeki rahatsızlık nedeniyle tedavisi süren Başbakan Erdoğan'a acil şifalar dileyerek başladı. Fırat'ın 'Türkiye'nin lideri, Genel Başkanımız ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın en kalbi selam ve sevgilerini arz ediyorum' sözleri salonda uzun süre alkış aldı. Konuşmasının başında muhalefeti hedef alan Fırat, "Demokrasinin gücüne güç katan bir muhalefet olmadığı için ülkemizin bütün dinamiklerini temsil etmek bize düşüyor" dedi.

AK Parti'nin Türkiye partisi olduğunun altını çizen Fırat, "Biz, bir zümre partisi, bir hizip partisi değiliz, bir bölge partisi, bir sınıf partisi değiliz. Biz, milletimizin ve ülkemizin bütünlüğüne odaklanmış, bütün kitleleri kucaklayacak kadar kollarını açmış, toplumsal merkeze yaslanan bir partiyiz" şeklinde konuştu.

"HERKES MİLLİ İRADEYE RAM OLMALIDIR" Son dönemde hükümet-yargı arasında yaşanan gerilime ilişkin üstü kapalı mesajlar veren Fırat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kaos günlerine, kriz günlerine dönmeyeceğini söyledi. "Türkiye'ye ödetilecek bu ağır bedeli kimse göze alamaz" diyen Fırat, AK Parti'nin en büyük şiarının 'hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' ilkesini eksiksiz olarak hayata geçirmek olduğunu kaydetti. Türkiye'nin 'muasır medeniyet hedefine' kilitlenmesinin yegane yolunun millet iradesini sadakatle sahiplenmek olduğunu ifade eden Fırat, şunları söyledi:

"İhtilafların, kavgaların, gerilimlerin Türkiye'nin ekmeğini küçültmekten başka bir işe yaramadığını bu ülke acı tecrübelerle yaşayarak gördü. Esasen Türkiye'nin ekmeğini çalanlar, bankalarını boşaltanlar, halkı birbirine düşürenler, siyaseti kötürüm hale getirenler de sandıkta millet eliyle tasfiye edilerek hak ettikleri cevabı aldılar. Sayın Baykal ve şürekasının şimdiki demokrasi dışı çabaları ise beyhudedir, akla ziyandır. Günü geldiğinde elbet bugünlerin faturasını da milletimiz kesecektir. Zira, Türkiye artık geri dönülmez bir istikamete girmiştir. Bu istikamet, demokrasidir, hürriyettir, büyümedir, refahtır, kalkınmadır. Korkulukların, vehimlerin, paranoyanın geleceğin Türkiye'sini karartması mümkün değildir. Ekonomik krizleri tetikleyen, yoksulluğu artıran, ülkenin uluslararası saygınlığını yaralayan siyasi krizler artık bu ülkenin kaderi olmamalıdır. Bulunduğumuz noktada hiçbir bariyer, hiçbir engel, hiçbir zorlama Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik yürüyüşünü durdurmaya muktedir olamayacaktır. Herkes, ama herkes milli iradeye ram olmak durumundadır. Kimsenin demokrasiyi, hukuku, kalkınmayı, adaleti, merhameti milletten esirgeme hakkı ve lüksü yoktur. Türkiye'nin yakın siyasi tarihi ekonomik büyümenin, kalkınmanın, refahın siyasi istikrarla ne kadar irtibatlı olduğunu açıkça göstermiştir." "BİRBİRİMİZİ SINAMAMALIYIZ" AK Parti'nin 5 yıllık icraatının karnesini, takdir belgesiyle birlikte 22 Temmuz seçimlerinde aldığını dile getiren Fırat, "Ülkemizin o karanlık tünellere, o istikrarsız kriz günlerine bir daha dönmemesi için büyük bir dikkatle çalışmak zorundayız. Gücümüzü, enerjimizi, aklımızı, vicdanımızı birbirimizi yormadan, birbirimizi sınamadan, birbirimizi itham etmeden kullanmalıyız. Kim olursa olsun, bunun aksini yapanlar Türkiye'ye zarar verirler" uyarısında bulundu.

Fırat, hiç kimsenin AK Parti iktidarının ülkeyi zarara uğrattığını, halkın ekmeğini küçülttüğünü, ekonomik gücünü zayıflattığını, demokrasiyi zaafa uğrattığını, ülkeyi uluslar arası arenada mahcup duruma düşürdüğünü söyleyemeyeceğini bildirdi. Cumhuriyetin 100. yıl hedeflerini siyasi yol haritası olarak belirleyen tek parti olduklarının altını çizen Fırat, AK Parti'nin seçim başarısını küçümsemekle millet iradesini ve milletin tercihlerini reddetmenin eş anlamlı olduğunu kaydetti. Fırat, "AK Parti'nin odaklandığı tek yer bu milletin gönlüdür, bu milletin rızasıdır, bu milletin aklıdır, bu milletin vicdanıdır" dedi.

"KİM YÖNETECEK, SORUNU VAR" Gizli ajandalarının olmadığının altını çizen Fırat, "Biz, bütün azmimizle ülkemize hizmeti esas alırken başkalarının da bizi durdurmak gibi bir çabaları var. Açık söylüyorum. Biz de Türkiye de meşruiyet çizgisinde, adalet çizgisinde, kalkınma çizgisinde durmadan dinlenmeden yolumuza devam edeceğiz" diye konuştu.

Fırat, Türkiye'de 'Kim yönetecek' sorusunun 1950'den itibaren sorulduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Türkiye'de esas mesele, 'Kim yönetecek?' sorusunun demokratik normlarla yerleşik hale gelmemesidir. Kimin yöneteceğini millet iradesi mi tayin edecek, yoksa millet iradesine dayanan siyasi iktidarlar yapısallaşmış bir vesayet altında mı iş görecek? Milletin rüştünü ispat etmediğini kabul edenlerin, halka demokrasiyi çok görenlerin ikide bir önümüze koyduğu can alıcı soru budur. Ne yazık ki, bu mesele, 1950'den itibaren daha da ağırlaşarak Türkiye'nin siyasi sürecini belirlemeye devam etmektedir.

Demokrasiye yapılan açık ve örtülü darbeler Türkiye'nin hiç de hak etmediği bir fotoğraf koyuyor ortaya. Modernleşme tarihimizin ürettiği siyasi yapı ve bu yapıyı çevreleyen siyasi kültür, Türkiye'de vesayetçi bir demokrasiyi yapısal hale getirmiştir. 1961 ve 1982 Anayasalarının temel motivasyonu, bu vesayetçi modelin güçlendirilmesidir. Yani, devletin kurumsal yapısını tayin eden ve bireysel hak ve özgürlükleri düzenleyen temel metinler olan anayasalar da Türkiye'de vesayetçi demokrasiyi besleyen ve onu garanti altına alan bir fonksiyona sahip olagelmiştir. Oysa ne bugünün dünyası ne de bugünün Türkiye'si o günlerle mukayese edilemez. Siyasi iktidar karşısında bürokratik iktidarın içinde ya da yanında varlık bularak vesayet rejimini muhafaza etmeye çalışanlar kendi çıkarları için Türkiye'yi durdurmak istiyorlar. Bu odaklar halksız ve milletsiz bir devlet tanımı yapıyorlar ve milletin devletini sahiplenmesinden, milletin devletiyle birlikte güçlenmesinden rahatsız oluyorlar. Bu odaklar, çoğu zaman siyasi aktörlerin de desteğiyle vesayetçi demokrasiyi tahkim edecek adımları atma konusunda cüretkarlaşabiliyorlar. Ancak herkesin bilmesi gereken bir husus var ki, o da sosyolojik dinamikleri gözetmeyenlerin, toplumsal gelişimi engellemeye çalışanların hüsran ile malul olduklarıdır. Yanlışları gelenek haline getirmekten artık vazgeçmeliyiz." (DA-ÖZ-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı