Müzecilikten Küratörlüğe Sanatın Gösteri Hikayesi"

Müzecilikten Küratörlüğe Sanatın Gösteri Hikayesi"

İSTANBUL (AA) - "Müzecilikten Küratörlüğe Sanatın Gösteri Hikayesi" paneli, İstanbul Tasarım Merkezi Seminer Salonu'nda gerçekleştirildi.

Müzecilikten Küratörlüğe Sanatın Gösteri Hikayesi

İSTANBUL (AA) - "Müzecilikten Küratörlüğe Sanatın Gösteri Hikayesi" paneli, İstanbul Tasarım Merkezi Seminer Salonu'nda gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü İsmail Erdoğan'ın üstlendiği panel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı Kültürel Etkinlikler Müdürlüğünce düzenlendi.

Panele katılan yazar ve eleştirmen Ömer Lekesiz, "Sanatın Gösterisinde Kör Nokta: Eleştirisizlik" konulu konuşmasında, sanatın dilinin olmadığını söyleyerek, "Sanatçının dili vardır. Buna rağmen yine de ben bu meseleyi biraz daha İstanbul özelinde, ki zaten bu konu daha çok İstanbul merkezli olarak ön plana çıktı. Tayyip Bey'in belediye başkanı olduğu ve İSMEK'lerin (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları) ortaya çıktığı dönemden itibaren bir sanat patlaması meydana geldi. O sanatın da geleneksel sanatlar, İslam sanatları ve benzeri tanımlar altında kendisine pazar arama faaliyetiyle ortaya çıkan bir karmaşa, sıkıntı var." dedi.

İslam sanatlarının kendi yapısından ve mahiyetinden kaynaklanan bir sorun olduğunun altını çizen Lekesiz, şunları kaydetti:

"Öncelikle teknikle ilgili bir sorun var. Biz bu sanatların tekniğe değil, daha çok, bir hal, edep, bakış terbiyesine, tabi olarak yapıldığını söylüyoruz. Dolayısıyla bu manada başlangıçta bindiğimiz dalı kesmiş oluyoruz. Çünkü halleri anlamlandırmak ve yazıya dökmek, mümkün değildir. Burada işin kör noktası başlıyor. İkinci kör nokta da şurada başlıyor. Ahmet Güneştekin ya da Paul Klee'nin resmini eleştirdiğiniz gibi bunu eleştiremezsiniz. Çünkü İslam sanatı dediğiniz şey, sembollerle kurulan bir sanat. Mecazlara dayalı bir sanat. Dolayısıyla o sembolleri açma, unutulmuş olan sembolleri bu zamana yeniden takdim etmek için önce sizin semboller sözcüğünü üretmeniz gerekiyor."

"Fuzuli'nin dizeleri hoşumuza gidiyor ama anlamıyoruz"

Ömer Lekesiz, Fuzuli'nin Divan'ı üzerine yazılmış 500 sayfalık bir sembol çözümlemesi olduğunu kaydederek, Fuzuli'nin şiirlerinde yaklaşık 10 bini geçen sembol olduğunu aktardı.

Fuzuli'nin aşk dizelerinin beğenilerek okunduğuna işaret eden Lekesiz, "Ritmi yüksek dizeler çok hoşumuza gidiyor ama biz Fuzuli'yi anlayamıyoruz. Fuzuli'yi anlamayışımız, Osmanlıca'dan uzaklaştığımızdan değil, oradaki sembol ve mecazlardan uzaklaşmamızdan kaynaklanıyor." diye konuştu.

Lekesiz, İslam sanatlarında eleştirisizlik sorununa vurgu yaparak, "Eser üreten kişi, kendisi hakkında bir şey söylenmesini doğal olarak beklerken, bu konuda söz söyleyebilecek insan çıkmıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Sanatsal alandaki çeşitli sıkıntılara değinen Lekesiz, şöyle devam etti:

"Doğrusu bu sanatların ne kadar dine tekabül edip etmediği konusunda da çok samimi değiliz. Bunu düşünmeye talip de değiliz. Eğer mesele din ve şeriatsa, şeriatın, dinin sanatla bir alakası yok. Sanat dediğimiz şey, kültürel hayat içerisinde üreyip gelen şeydir. Kültürümüzün, dini olma mecburiyeti olmadığı gibi, dinimiz de kültüre indirgenemez. Tıpkı dinin, ekonomiden bahsediyor diye, ekonomiye, tarihten bahsediyor diye tarihe indirgenemeyeceği gibi. Kültürden bahsediyor diye de din, kültürle izah edilemez. Burada başka bir şey ortaya çıkıyor. Daha seküler bir bakışın belki yeniden düşünülmesi zorunlu hale geliyor. Çünkü eğer hem para, hem ün ve şöhret kazanmak kaydıyla İslam sanatları yaptığımızı söylüyorsak, aynı zamanda zımnen İslam kelimesini biz orada istiskal ve istismar ediyoruz demektir. Bunda böyle ciddi bir sıkıntı var."

"Geleneği çok yanlış anlıyoruz"

"Sanatınızı Nasıl Alırsınız?" konulu bir sunumda bulunan Lütfi Şen de küratörlüğün Türkiye'de pek yapılamadığını söyleyerek, "Şartlar zaten size bu imkanı sunamıyor. 30 yıldır bu işi yapıyorum. Küratör olarak yaptığım sergi sayısı iki elin parmakları kadar yoktur. Yani ortalama 3 yılda bir sergi kadar yapabildiğim sergi var. Küratörlük dediğimiz yalnızca eserin nasıl görünür kılınacağı değildir. Aslında eserin var oluş anında da işin içinde olmanız lazım." dedi.

Şen, sergi salonlarında da mimari anlamda yanlışlıklar olduğunu kaydederek, sergilenen eserlerden daha çok camlı olduğu için dışarının izlenebileceği sergi salonları yapıldığını dile getirdi.

Geleneğin de çok yanlış anlaşıldığını sözlerine ekleyen Şen, "Gelenek ve geleneğe eklemlenmek dediğimiz şey, eskisi gibi yapmak değildir. Tam tersine bir geleneğin içinde olmak için, o geleneğe değer katan birisi olmanız lazım." ifadelerini kullandı.

Ayşe Taşkent ise, "Çağdaş/Güncel Sanatı Yeniden Düşünmek" konulu sunumunda, kapitalist sistemin modern dünyada bir dayatmasının bulunduğuna dikkati çekerek, "Sanatın da bundan nemalandığını söyleyebiliriz. Nerede bir çağdaş sanat fuarı ve bienal varsa, bu bağlamda aslında sanat ve paranın buluştuğu yerler haline gelmeye başladı. Yani sanatçı eserini sanat fuarında ya da bienalde teşhir ederek aslında, sanat piyasasına, 'pazara' çıkıyor. Bu pazarda kendisine yer bulan sanatçı aynı zamanda orada sanat taciri dediğimiz galericilerle karşılaşarak yeni pazarlar açmasına sebep oluyor." diye konuştu.

Devletlerin de bu pazardan faydalandıklarını kaydeden Taşkent, şu bilgileri verdi:

"Her devlet küresel anlamda bir yer edinmek için bu tarz sanatsal faaliyetleri, sportif, kültürel ya da eğlence aktivitelerini desteklemek zorunda. Bienal ya da çağdaş sanat fuarları da destekleniyor. Çünkü, bir devletin modernleşmiş dönemde, kültürel piyasaya katılmasının da bir yolu bu aslında. Enteresan bir ilişkiler ağı. Kapitalist sistemin dayattığı modern, neoliberal ekonomiler, kendine yeni pazar arayışları içerisinde. Bu pazara katılmak isteyen sanatçı da kendi projesiyle ortaya çıkacak durumda değil. Çünkü kendi projesiyle çıkması, o yeni pazarda yer edinmesine pek imkan tanımıyor."

Taşkent, küratörlerin aracı kurum gibi bir görev üstlendiğine de değinerek, küratörlerin farklı ülkelerdeki bienallere giderek, oradan sanatçı avladıklarını ve "yeni piyasa"ya sürdüğünü söyledi.