İngiliz Basınında Bugün
İngilliz Basınında Bugün, ABD'nin Sünni Arap Ülkelere Önerdiği Silah Paketi, İran'ı Boykot Eden Finans Kuruluşlarına Son Olarak Yatırım Bankası Deutsche Bank'ın Katılması ve Kuzey İrlanda'da 38 Yıl Savaşan İngiliz Ordusunun Raporu Başlıkları Öne Çıktı.
İngilliz basınında bugün, ABD'nin Sünni Arap ülkelere önerdiği silah paketi, İran'ı boykot eden finans kuruluşlarına son olarak yatırım bankası Deutsche Bank'ın katılması ve Kuzey İrlanda'da 38 yıl savaşan İngiliz ordusunun raporu başlıkları öne çıktı.
BBC'nin Türkçe internet sitesi "http://www.bbc.co.uk/turkish/" adresinde yer alan basın özetlerine göre, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates'in dün başlayan Ortadoğu turu tüm gazetelerde geniş yer buluyor. Times gazetesinin başlığı "Amerika'nın Arap devletlerini silahlandırma önerisine liderler kayıtsız kaldı" şeklinde. Gazeteye göre Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine 20 milyar dolarlık silah satma sözü veren ABD, karşılığında politikalarına umduğu desteği bulamadı.
Mısır'daki toplantıya katılan bakanlar, Irak'ı destekleme ya da İran'a muhalefet konusunda yeni sözler vermedi; eski sözlerini tekrarlamakla yetindi. Daily Telegraph'ın haberindeyse Bakan Rice'ın İran'ı suçlayan açıklamalarına karşın, silah paketinin asıl hedefinin Irak olduğu ima ediliyor. Gazete özetle şöyle yazıyor: "Dışişleri Bakanı Rice silahların Irak'taki işgale destek karşılığında önerildiğini yalanladı. ABD, Arap müttefiklerinden Irak için sürekli yardım istiyor ancak onların yapabilecekleri
sınırlı. Fakat Suudi Arabistan'ın, Irak'taki Sünni aşiret liderleri üzerinde belli bir nüfuzu var. Washington ayrıca Riyad yönetiminin ülke sınırlarını daha iyi kontrol ederek, El Kaide'ye bağlı militanların Irak'a geçişini önlemesini istiyor."
Guardian gazetesiyse üst düzey bir Amerikan savunma bakanlığı yetkilisine dayanarak, silah paketiyle verilmek istenen mesajın şu olduğunu söylüyor: "60 yıldır buradaydık, daha uzun süre de burada kalacağız." Gazetenin diplomasi editörü Julian Borger bu sözlere kendi yazısında açıklık getiriyor. Guardian yazarına göre pek çok gözlemci Amerika'nın Ortadoğu'daki müttefiklerini silahlandırmasını Irak'tan çekilme hazırlıklarının bir parçası olarak görüyor. Buna göre amaç, Sünni Araplara Irak'taki belirsizlik
ve İran'ın gidererek güçlenmesi karşısında ABD'nin yanlarında olduğu mesajını vermek. Yorum şu sözlerle devam ediyor: "Bazı gözlemcilere göre eğer istikrarlı ve birlik içinde bir Irak oluşturma politikası başarı kaydediyor olsaydı, Sünni Araplara güvence vermeye gerek kalmazdı."
Financial Times gazetesi Amerikan Maliye Bakanlığı'nın başlattığı kampanya sonucu İran'ı boykot eden finans kuruluşlarına son olarak yatırım bankası Deutsche Bank'ın katıldığını duyuruyor. Buna göre banka 20 Temmuz'da İran'daki müşterilerine birer mektup göndererek başka bankalara transfer hazırlıklarını yapmalarını istemiş. Deutsche Bank bu adımı BM ile AB'nin aldığı önlemler ve Alman hükümetinin kredi garantilerini sınırlama kararı sonrasında attığını söylüyor. Financial Times'a göre Washington'un
kampanyası bu kadarla kalmayacak, genişleyecek: "Amerikan Savunma Bakanı Hank Paulson, Haziran ayında İran Merkez Bankası'nı yine İranlı Saderat bankası aracılığıyla Hizbullah'a para yollamakla suçlamıştı. İran petrolü için yapılan döviz ödemeleriyle yakından ilgili olan Merkez Bankası'na karşı harekete geçilirse, tüm ülke ekonomisinde dolar üzerinden işlemler durabilir. İran da zaten bir süre önce rezervlerini başka para birimlerine kaydırdığını ilan etmişti."
MURDOCH MURADINA ERDİ
Financial Times'ın birinci sayfasındaysa, medya patronu Rupert Murdoch'ı büyük bir keyifle gülümserken gösteren bir fotoğraf var. Gerçi Murdoch'ın Amerika'nın en saygın finans gazetesi Wall Street Journal'ı ele geçirmeyi başardığı haberi, gazetenin ilk baskısına yetişmemiş. Ama "Murdoch zafere yakın" diyor Financial Times. Gazeteye göre neredeyse 10 yıldır Wall Street Journal'a göz diken Rupert Murdoch, sonunda hisse başına 60 dolar önerisiyle başarılı oldu. Yazı özetle şöyle devam ediyor: "Rupert
Murdoch böylece İngiltere'de yayımlanan Sun ve Amerika'da yayımlanan New York Post gibi bulvar gazetelerinden, Fox haber kanalı ve MySpace internet paylaşım sitesine dek uzanan portföyüyle küresel medyadaki en etkili isim konumunu pekiştirmiş oldu. Oysa Wall Street Journal muhabirleri dahil pek çok çevre, bu satışa karşı çıkmıştı. Muhabirler gazetenin sahipleri olan Bancroft ailesine defalarca mektuplar göndererek Wall Street Journal'ın saygınlığını tehlikeye atmama çağrısı yaptı." Financial Times gazetesi,
Avustralya'da başlattığı imparatorluğunu tüm dünyaya yayan 79 yaşındaki Rupert Murdoch'ın oluşturduğu endişenin nedeniniyse şöyle açıklıyor: Satın aldığı kuruluşların editoryal kararlarında söz sahibi olmakta ısrar etmesi ve 'bulvar gazetesi bakış açısı'.
Independent gazetesinin dış haber sayfalarında Filistin'den bir çağrı yer alıyor. Gazze Şeridi'nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi'nin doktorları, ilaç stoklarının tükenmek üzere olduğunu bildiriyor. Buna göre hastane sözcüsü Doktor Cuma el Saka gazetecilere acilen 150 ton ilaca ihtiyaçları olduğunu söyledi. İsrail Pazartesi günü Kızılhaç'ın 50 ton ilaç getirmesine izin verdi. Ama bu yeterli değil. Acil Servis Şefi Doktor Muaya Ebu Hasneyn, boykot yüzünden onlarca kanser ve böbrek hastasının yavaş
yavaş ölmekte olduğunu söylüyor.
Pek çok İngiliz gazetesinin değindiği bir başka konu, Kuzey İrlanda'daki askeri operasyonların dün gece yarısından itibaren resmen sona ermesi. Pek çok gazete Kuzey İrlanda deneyiminden Irak ve Afganistan'da işe yarayacak ne tür dersler çıkarılabileceğini tartışıyor. Guardian gazetesi yanıtı ordunun hazırladığı bir iç değerlendirme raporunda aramış. Bilgi Özgürlüğü Yasası gereğince geçenlerde açıklanan bu değerlendirmede şöyle deniliyor: "İsyanla mücadele kampanyalarına askeri çözüm bulunamaz; askeri
zaferden söz edilemez. Yanıt siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmededir; askeri işgalde değil. İsyan ya da ciddi boyuttaki huzursuzluklar, huzursuzluğun nedenleri ortadan kaldırılmadıkça sürecektir." İngiliz ordusunun bu iç değerlendirme raporunun devamında, ordunun şüphelilerin mahkemeye çıkarılmadan gözaltında tutulmasına daima karşkı çıktığı da hatırlatılıyor. Ve "Amerikalıların Guantanamo tutsakları konusunda anlamaya başladığı gibi, bu kişileri er ya da geç serbest bırakmak gerekecekti. Bu arada
sempatizanlara da müthiş fırsatlar verilmiş olacaktı" deniliyor.
(BBC-SŞ-SŞ-ÖK-D)












